Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
07 Eylül, 2010, 21:19:09 ÖS
30543 Mesaj 5433 Konu Gönderen: 509 Üye
Son üye: zozuk
Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt
mustafa kaya  |  Sizden  |  Günlük  |  mustafakaya'nın günlüğü 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 ... 28 29 [30] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: mustafakaya'nın günlüğü  (Okunma Sayısı 16300 defa)
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #435 : 05 Kasım, 2009, 06:41:32 ÖÖ »

..anne kedi ıslak tüyleri yorgun adımları ne yaptığını iyi bilen kararlılıkla ağzında yavrusunu taşıyordu perdeyi çektiğimde  deponun açık kapısından içerisini görebiliyordum dört yavrusu vardı yer değiştiriyor olmalı mahallenin iri kötü niyetli köpekleri sık sık dolanıyor anne kedinin derdi benim bu sabah sıkıntılarımdan daha derin daha önemliydi bu ne muhteşem bir bağ hayvanlar dahi yavrusu için en zor en yorgun en tehlikeli durumlarda hayatlarını feda edercesine yavruları için yaşar yapmak istediğini hiçbir yorgunluk eseri göstermeden muhakkak yerine getirir ne yazık ki günümüz annelerinden manşet ve haber olmuş bazıları ise bebeklerini ya çöp konteynırlarına atıyor ya da karton kutular içinde ulu orta diledikleri yere bırakıyor veya  bakmak zorunda olduklarında ele ayağa çıktığında sürekli dövüyor hırpalıyor sakat dahi bırakabiliyor en kötüsü  bırakıp kaçıyorlar evi ailesini çocuklarını  kent şehir hayatında ise modern-feminist anne kadın çocuklarını serbest sınırsız istek ve arzularına göre şekillenmesine başıboş bırakmaktan farksız tarzı ile ruhu aç duyguları terbiye edilmemiş şekilde büyümelerine  sebep oluyor oysa yerde ve gökte yaşayan hayvanlar alemindeki anne yavru ilişkisi ise ibret ve hikmet dolu  hayvanlar kendi yaratılış yaslarının gereğini yaparlar insan akıl ve ahlak sahibi olarak çok daha tutarlı çok daha seçkin şerefli davranmalı neyse bu sabah ne yaptığıma dönelim merak ettim dışarı çıktım takip ettim bir bir taşıdı yavrularını anne kedi ve öyle güzel gizliyor onları nasıl tenbihliyorsa öylece miyawlamadan ses çıkarmadan birbirlerine sokularak dört yavru yeni evlerinde bekleşiyorlar tehlike anında hiç yoklar annenin sesini duyduklarında ortaya çıkmasını ses vermesini biliyorlar hemen bir kaba süt döktüm anne doymalı yemeli sonra da yavruları..
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #436 : 05 Kasım, 2009, 06:46:30 ÖÖ »


…günlerdir yağıyor yağmur kar soğuğu arada bir hissediliyor deniz rahatsız öfkeli hırçın lodosla yapmadığını bırakmıyor poyrazla testere dişli soğukları da yanına alarak  hayata çeki düzen insanlara uyarı ikazını yapıyor eldiven takacak  kadar değil belki ama ilk kez bugün parmak uçlarım üşüdü ayakkabının içinde ayaklarım çok mutsuz oldu sanki yalınayakmışım gibi yürüdüğümü hissettim uyuştu uyuşacak neredeyse kendime yeni bir bot almalıyım önceki bot emekliye ayrılmıştı evet ayaklar önemliydi orayı sıcak tutarsam karada ölüm yoktu  ( ne hazır trajik-komik klişe deyim dimi )  arabaların her geçisi beni çok yorgun düşürüyor kenara kaçmak çarpmalarından sakınmak dar olan yolda daha bir kabusa dönüşüyor üşümüş kuşların tüdedikleri ağaç dalları ve tek tük elektrik telleri griye boyanmış gökyüzü evlerin sessizliği yolların sulu ıslak serin görünümü mahalle bakkalıı önündeki ekmek arabası ileride fırın ve önünden geçerken alacağım simitlerin heyecanı bir de şimdilik sakin fakat tehditkar bir günün sabahı... ..
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #437 : 20 Kasım, 2009, 20:09:54 ÖS »

...kllandığım gözlüğüm beni o kadar yoruyor ki bir arkadaşım hatırlatmasa ilerleyen ya da düzelen gözümün değişim ve gelişimini  hiç düşünemeyecektim en kısa zamanda bir göz doktoruna gideceğimi tarihe not düşüyorum yazamadığım günlüklerime neden ara verdiğimin bir nedeni olmadığını hayret ve üzüntüyle  itiraf etmek istedim ayrıca kendilerine bakmakta ihmal ettiğim yavru kedileri üç gündür bulamıyorum hiç bir yerde göremiyorum dört mini kedicikti herbiri görülmeye sevilmeye layık güzellerimdi benim anneleri mi çok iyi saklıyor yoksa mahallenin sevimsiz iri zalim kirli köpeklerimi hall etti..kendimi bağışlamayacağım doğruysa eğer ..bayram yaklaşıyor ankara'ya trenle gitmek istiyorum herkes dağıldı bir yana bana yine hicran bana yine yalnızlık yine bana mor akşamlar ...bakalım bilet bulabilecek miyim..
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #438 : 16 Aralık, 2009, 06:15:43 ÖÖ »

....ezanlar okunmamıştı dışarısı karanlık şefak sökecek onun verdiği güvenle alacakaranlığa cesaretle bakıyorum ruhumu darmadağın eden belirsiz sıkıntımın sebebini aydınlığa kavuşturur diye bekleyeceğim fecrin bu deminde bana katacağı ince bir aydınlık bile yetecek ah..bu dünyanın korkuları daha ötelere geçmeden beni öldürecek gibi ..hayır adına korku demeyelim de anlaşılmaz olmak kadar acımasız bir şey yok gibi iyi güzel hayırlı duygu düşünce davranışlarımızı nasıl bu insana anlatabiliriz ne kadar nankör ne az düşünüyorlar nasıl da kolaycılığa kaçarken uçurumlara düşüyorlar inanmanın ve imanın hiç bir kuralına yüz vermeyerek yaşamayı hayat zannedenler nasıl bir akıbetin kendilerini beklediklerini bilmek istemeyişleri mahv ediyor beni en sevdiklerim için çok üzülüyorum...hüzünle araladığım perdeye söyleniyorum söyle hangi fısıltılar sinmiştir yıllarca hangi özlemleri saklayarak bu beyaz renginde nasıl daha beyaz kalabiliyorsun onca duyduklarına rağmen ..gerçeğime günüme dönmeliyim az kaldı ezanlarla başlayan güne vermeliyim dikkatimi dışarıda beni bekleyen her iyi güzel olumlu olumsuz geleceğime Allah'ın adı ile yürümek istiyorum ..soğuk daha soğuk yüzü bedeni hatta ruhumuzu hançerliyor kış kendini iyiden iyiyiye hissettiriyor alacağımız tedbirlerin binde birini uhrevi hayatımız içinde almak bilinci hiç elden düşürmeden yürümeliyim....yürümeliyiz...
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #439 : 03 Ocak, 2010, 21:14:31 ÖS »

….yağmurun yağıyor olması rüzgar ve soğuğun bütün isteksizlikleri başımıza topluyor olması bile dışarı çıkma direncimi kıramadı bu kez atkımı bulmuştum sıkıca sarınarak çıktığıma ne iyi etmişim  her zamanki gibi otostop yapmalıydım yağmurun da çiselemesi buna daha çok mecbur ediyordu ne zaman bir araba dursa ve ne zaman kapıyı açıp selam versem hemen ardından “..aslında yürümeyi çok istiyor seviyorum da bu yürüyüş çok terletiyor telafisi kolay olmuyor ayrıca arabalar çok sık geçiyor bu dar yolda sık sık arkama dönüp bakmak zorunda kalıyorum ..bu güzel şehirde erken ölmek istemiyorum..”..istisnasız aynı cümleyi hep kurmuşumdur ama bu sayede öyle güzel insanlarla tanıştım ki dostlukları devam ediyor işin bazen komik tarafı da oluyor tabi aynı şahsın arabasına bindiğimi yukarıdaki cümleleri söyledikten sonra fark ediyordum bu da bende tebessümler açtırıyor bilmiyorum arabasına alan bunun farkında mı ? veya beni bu cümlelerle hatırlamış olabilir kulağına hiç yabancı gelmeyen sözler çünkü ..))))  Çengelköy çınaraltı sahiline geldiğimde oturacağım bir sandalye ve masadan en yakın olanını seçiyorum boğaza sıfır noktasındayım suyun maviliği gitmiş yerine gri-metal-kurşuni-kül rengi gelmişti geçen gemilerin ve rüzgarın etkisiyle suyun dalga dalga hırçınca sahile vurması kulak verildiğinde sanki notaları gayet güzel dizilmiş bir melodi gibi geliyordu yağmurun arada bir kesilmesi oturduğum yerde gözlerimi büyüleyen İstanbul tablosunu eksik bırakıyordu martıların yorulmak bilmez uçuşları kenara çekilmiş balıkçı sandalları ve demir atmış birkaç yat ,burayı küçük şirin istanbul’un sevimli yüzü yapıyordu az ileride bir gerdanlık gibi asılı duran boğaz köprüsünün sisler içine girmekte olan görünümü ile yağmurlu sisli bir ikindi sonu İstanbul tablosunu daha da zenginleştiriyordu göğün ve denizin özgür kuşları martıların hepsi genç ve güzeldi gerçekten bu kadar çok yavru martıların bugün bu saatte özellikle bu sahilde toplanmış olmaları insanların da dikkatini çekmiş olmalı ki sık sık cep telefonları ile bu güzellikleri kaydediyorlardı neleri düşünüyordum dalıp gitmişim giderek sis iyice çökmüş karşıda görünen istanbul’u Topkapı sarayını Ayasofya sultan ahmed Eminönü silüetini tamamen görünmez yapmıştı gökyüzünün gri-yağmur bulutları ağırlığını hissettiriyor vaktinden önce güne akşam havasını veriyordu Eminönü Beykoz vapuru geçiyor ışıklarını yakmış kaptan köşkünün önündeki direğin uç lambası kim bilir hangi gemi ve vapurların kaptan köşklerine gereken mesajı veriyordu gemilerin geçişleri hiç yalnız bırakmaz insanı onları seyretmek ayrı bir keyif verir bana rüzgarın etkisiyle yağmur damlaları masanın üzerine düşmeye başladı insanlar yavaş yavaş yerlerinden kalkıyorlar kimi camekanlı bölüme geçerken benim gibi düşünenlerse inadına bu serin yağmurlu havanın deniz kokusuyla bütünleşen diriltici tesirini almak için kımıldamıyorlar bile artık dizlerimden başlayan üşüme dalgasına ben de fazla dayanamıyordum dinlenmiş rahatlamış içi huzur dolu biri olarak dönüyordum sahile getiren dar ara sokakların kaldırım taşları yağmurla yıkanmış yağmur kokusuyla doluydu fırın önünden geçerken simit almadan olmazdı az ileride balıkçı tezgahındaki gümüş renkli çinekop-uskumru-istavrit-hamsi-kalkan-ve çupralar al benisi ile resmen kışkırtıcı duruyorlardı nasıl dayanabilirim ki bu akşam çupra olmalıydı akşam menüsü şimdi yukarı çıkmak için beni alacak arabalardan birini kollamalıydım minibüs yerine bu yağmurda yürümek istemiyorum dördüncü geçen araç durdu daha içeri girerken direksiyona monte edilen bir aletin sesli konuşmasına hayretle takıldım adresi sokağı ve duracağı yeri anlatıyordu ne ilginç değil mi ? ilk kez şahit oluyordum buna adam rasathaneye gidecekmiş sık sık sesli anons uyarıyor “..150 m.kaldı ilk ışıklardan sola dönülecek 40 m.sonra üçüncü sağ aralık..”.ufff harika ya fakat şöförün manyetik olmasının tabi arada bir arızalara sebep olduğunu söylemesi benim de sevinçimi yarım bıraktı eee ..makinaların insana hükmetmesi ya da yönlendirmesi her zaman sürekli mutlu etmiyor işte para çekeceğim bir gün çok acil ihtiyacım var bankamatikte para kalmamıştı fena yakalanmıştım perişan olmuştum neyse daha dikkatli temkinli yaşamayı öğretiyor bu tür aksaklıklar kendimi eve atmıştım en nihayet sofraya oturduğumda saat 19.25 ti…




Çengelköy
13.01.2010
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #440 : 09 Ocak, 2010, 18:41:37 ÖS »

…karar vermiştim karşıya geçecek cağaloğluna çıkacaktım bir dost meclisine sohbete katılacaktım belki yayınevlerini gezecek 2.şiir kitabım için uygun bir görüşme yapabilirdim dışarıya baktım gökyüzüne küller serpilmiş gibiydi sıkı giyinmiştim ama yürüdükçe anlıyorum ki gerek yokmuş hava sanki ılık hatta sıcaktı hoş güzel tatlı bir havayı teneffüs ediyordum otostop yaparak Boğaziçi köprü ayaklarına kadar gelmiş oradan da minibüs ile üsküdar’a gelmiştim..dönüş jetonu dahil iki jeton karşılığı 100 ytl uzatışıma veznedeki görevli yüzüme baktı paranın kalp mi hakiki mi olduğu konusundaki şüpheyi fark ettim gözlerinde bozuk paranız yok muydu sözüne vardı ama bozulmasını rica edeceğim sözüme tepki vermedi kalkmak üzere olan vapura yetişebildim kendime bir yer edinip vapurun kalkış sarsıntısını pervanenin suda yaptığı beyaz dalgaları suların coşkusunu seyre koyuluyorum martılar doluştu hemen ne kadar güzeller banyo yapmış güzelleşmişler gibi bembeyaz vücudları ile birbiriyle yarışırlar gibi vapurla aynı hızları atılan simit-ekmek parçalarını suya düşmeden havada kapıyorlar çığlıkları vapur yolcularının meraklı konuşmalarına yakaladıkları fotoğraf karelerine karışıyordu ve kuşlar denize yakın uçuyorlar sıra sıra bir grup kuş sürüsü ne güzel bir desen çiziyorlar suyun üzerinde neredeyse ayaklarını suya değdiriyorlar belli aralıklarla başka bir kuş sürüsü tek sıra aynı uçuş düzenleri ile geçiyorlar bir yandan martıların giderek çoğalması takibi seyri insanı kendinden geçiren güzelliklerdeydi saat 12.05 eminönü’ne iniyorum ara bir sokak ayakkabı boyacısı vaktin var mı seslenişime sıraya girmelisin dedi senden başka var mı soruma ayağa kalkıp ileriye baktı diğer boyacıyı gösterdi o boş oraya gidin sözünü dinliyorum adam ayakkabılarımı fırçalamaya başlayınca çoraplarıma kağıt koymayın dedim ben kullanmıyorum abi dedi ya hu adam beyaz çoraplarımı pantolon paçamı o kenar kartonları koyunca boya yaptığını görmüyor sinir oluyorum dedim boyacı güldü derdiniz bu olsun ağabeycim deyince günün ilk gong unu !!! mesajını ..dersini alıyordum cağaloğlu işte burası yokuş çıkıyorum sağlı sollu dükkanlar kitapevleri yayınevleri sohbet yerine gelmiştim çiğ köfte yoğruluyor bir yandan konular açılıyor bir yandan  çiğ köfte ama esasından yapılan yoğrulması kaç çeşit baharat ve özel kıyma her şeyi özel müthiş bir tad  yapılış seyri de ayrı bir iştah lavaş ekmekleri marul ve dikkatli düzenli kesilmiş limon-turp sıra sıra sofraya  konuldular..nasıl oldu birden kendimi sohbetin içinde buldum konuşur oldum “..mısır’ın yardım konvoyuna takındığı tutum ancak Siyonist İsrail emperyalizm’in yapacağı bir tavır…nedir bu..yoksa türkiye’yi mi kıskanıyor ortadoğu’da giderek yükselen bir Türkiye sevgisi hayranlığı çok rahatsız etmiş olmalı ..ne tuhaf..ne anlamsız..ne yazık..yuhh be..”..uzayıp giden bir dizi konuşmalarımız yemen ‘de ABD nin iğrenç emellerinden başlayıp İslam dünyasının duyarsızlığı ve ölü toprağı saçılmış derin sessizliğine özeleştiriler getirdik düşünce duygu egzersizleri yaptık..çiğköfte sonrasında çaylar içildi atlılar yenildi …güzel bir gündü…saat 16.45..eminönü’nden üsküdar’a dönüyorum İstanbul akşamının ne kadar şahane bir görünümü olduğunu yazmama gerek var mı ?..   ve çiğ köfte yapmasını bu güne kadar öğrenmeyişimi istanbul gibi bir şehri 2000 yıllarına kadar görmeyişime benzetiyorum miniüste oturduğum yerde kendi kendime tebessüm ederken ..10.01.2010

« Son Düzenleme: 10 Ocak, 2010, 12:26:13 ÖS Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #441 : 16 Ocak, 2010, 17:33:27 ÖS »


….eminönü’nden üsküdar’a geçiyorum lodos esiyor  deniz fena dalgalı dev gemiler geçiyor uzunca bir yük gemisi simsiyah boyalı kara yılan gibi süzülüyor karşı tarafı iyice kapatıyor büyüklüğü hat vapurları da hızını kesiyor balıkçı sandalları oluşan dalgalar arasında battı batacak gibi tekrar görünüyorlar ayakta zor duran insanlara benziyor martılar hiç durmuyor sürekli yem peşinde ne kadar çoğaldılar iki elimde cebimde maalesef simit almadım bu kez kimsecikler de yok geminin dışında oturma yerindeyim bütün yolcular içerde soğuk bir yandan bir yandan yağdı yağacak yağmur ve İstanbul iyice grileşti giderek ışıkları çoğalmaya başladı ve vapurun yararak açtığı denizin dalgaları hızla iki yana açılıyor üsküdar’a bizi yaklaştırıyordu  iner inmez eldiven alıyorum akşam işportacıları avazları çıktığı kadar bağırıyorlar bir lira hem ucuz hem üşüyen ellerimi cebimde bile ısıtamıyordum minibüse kendimi zor attım kalkmadan yakalamıştım saat 16.45 yine hınca hınç dolu para vermek bir dert yolcuların parasını elden ele uzatmak geri dönüşümleri sahiplerine vermek bir dert çıktık yola bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete hem hızlı kullanıyorlar hem ayakta yolcu kalabalık durumlar  önümdeki gençlerden biri “..bak gördün mü İsrail bizi dar edecek diyordun ne oldu avni kardeş..kiminle dans ettiğini öğrendi mi İsrail ..aferin tayyib’e yaptı yapacağını yine ..sonucu beklemeyen muhalifleri ise veryansın ediyorlardı vay ne hale getirdiler ülkeyi onurumuzu düşürdüler ..diye  bak ..!işte budur hem içe hem dışa adam gibi cevap..“ diğeri dönüp kısık sesiyle “..ben de şaşırdım  meğer biz neymişiz yaw ama bizim elçi de terk edecekti o masayı kapıda beklerken dönüp gidecekti yani..”..diğeri “.seviyesi düşük koltuğa oturtmakla kendi seviyesini ne çok düşürdüğünü gördü işte tarihinin en büyük şamarını Osmanlı tokadı derler ya zannedersem onu yedi..”.yaşlı biri oturduğu yerden lafa giriyor “..bu yaşıma geldim bu güçlü bu onurlu bu dik duruşlu bu kararlı tutumu bu kadar ses getirecek tonda görmedik..bravo helal olsun hariciyemize..”…minibüs virajı sert alınca konuşmanın yerini şöföörrr  sesleri doldurdu kadınlı erkekli hızdan kalabalık yolcu taşınmasından trafik kontrolsüzlüğünden sahipsizlikten..vb..başladılar uff yorulmuştum ayakta olmak hiç cazip değil tutunmak için bir oraya bir buraya koşuyorsunuz ineceğim yere yaklaşmadan ben de gençlere “.başkası olmaya değil kendimiz olmaya başlamalıyız özümüze değerlerimize bizi devlet yapan ruh dünyamıza yakın olmalıyız ..düşmanlarımız ancak o zaman hizaya gelir bize ilişmeye cesaret edemez….kaptaann yol ağzında inecek waarr..inerken sıkışıklıktan pardesümün bir düğmesi koptu  neyse ki düğmeyi yakaladım bakkaldan ekmek-yumurta-yoğurt alıyorum havanın soğukluğu devam ediyor bir an önce eve kendimi atmayı dinlenmeyi ve çay demlemeyi öyle çok istiyorum ki…nihayet evdeyim…saat 17.08.. 16.01.2010
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #442 : 23 Ocak, 2010, 08:18:47 ÖÖ »

..son üç gündür hiç dinmeyen yağmuru dinliyorum beraberinde soğuk havanın zaman zaman solukları kesen sertliği ürkütücü ıslığı şehrin uğultulu ağır gri mutsuz görünümü ruhumu acıtıyor isteksiz ve umutsuz kalıyorum hareketlerim yavaş planlarım hedefsiz kararlarım yok kimseyi görmek istemeyen bugüne kadar yaşanan ne varsa hepsi içinden en kötü olanları akla getirip yüzleşen bir ruh haleti içindeyim nasıl elime geçti kumanda  tv.yi açıyorum şuursuzca zampingler yaparak hiç bir kanalda durmuyorum bakıyorum ekrana fakat başka duygu düşünce gel-gitler altındayım zaman sonra bu anlamsızlığı farkedip kapatıyorum çay demlenmiş olmalı hiç olmazsa sıcak bir şeyler içmeliyim belki üşüyen bedenim ısınır belki kendimi toparlarım belki yeni kararlar alırım ağır aksak yine yüz hatları mutsuz bir insanın görünümü ile mutfağa yöneliyorum o kadar isteksiz olmalıyım ki cam bardağı elimden düşürüyorum çayın sıcak suyunu yere akıtıyorum ayağımın parmakları yanıyor o acı ile bir iki refleks sıçraması yapınca bardak yuvarlanıyor cam kırıkları sinirlendriyor beni daha dikkatlice her şeyi yerli yerine koyup elektrik süpürgesi ile ortalığı temizleyip daha sakin olmaya karar veriyorum neyse ki ikinci teşebbüsüm kazasız  geçiyor nihayet çay içebiliyorum yağmura ve soğuğa inat içim ısınmaya başlıyor rüzgarın delice esmesi bahçenin göl içinde kalması evin etrafında sel suların tur atması canımı sıkıyor ah ne yapmalıyım ya..!!iyi ki dün bolca mandalina portakal almıştım bir aklım evde kalıp gün boyu dinlenmek bir aklım bu çılgın çıldırmış havaya rağmen kendimi testten geçirmek dayanma savunma gücümü kontrol etmek neye karar vereceğime karar veremedim dördüncü bardağımı içerken beşinciyi de içmek istiyordum henüz aklıma bir gerekçe getiremiyorum tekrar tekrar dışarıya baktıkça yağmurun öfkeyle tipi halinde yağdığını arada bir kar serpiliyor bu soğuk bu dehşet hava giderek kar yağışına dönüşeceği belli bu şehir istanbul'da olsa hava şartları ağır olduğu zaman her şey olumsuzlaşıyor kötü görünümlere sahne oluyor kirlilik bir anda kendini gösteriyor tıpkı bir insanın iyi şık akıllı temiz görünüp bazı konu olay ve gelişmeler karşısında düşüncelerini açıkladığında tüm çirkinliği ile ortaya çıkması gibi hayat bu ve böyle geceyi izleyen gündüz nasıl ki herşeyi apaydınlık aşikare gösterir bir konu hakkındaki düşünce ve yorumları da insanın kalbini içini olduğu gibi gösterir eğer münafıkane davranmıyorsa bu da hayatın yaşadığımız dünyanın bir başka penceresi bugünlerde bazı çevrelerin sürekli kirlenmeyi pompalaması göz önünde bulundurulursa peşimizi hiç bırakmayan insanı mutsuz ve sinirli kılan zorbalıklar hızını yavaşlatmadan varlığını devam ettiriyor elinde belinde silah olanlar kendi iktidarlarını kurmak için harp oyunları tatbikatları plan-seminer gibi sözde güvenlik kodlamaları ile gözlerini kırpmadan bu milletin bu halkın insanlarımızın canlarına mabedlerine mallarına her türlü şiddeti ölümle sonuçlanaçak felaketleri yaşatmanın proğramlarını yapmışlar bu haberleri dinledikçe okudukça kutsalımız kitabımız iman ve inançlarımız "..bütün dünya bir araya gelse zarar vermek için Allah izin vermedikçe kimse bir şey yapamaz.." prensibi gereği hamdolsun bu senaryo gerçekleşememiş yani Allah duyarlı şahsiyetli onurlu şerefli insanlar eli ile kendi iradesini kullanır  bu seçkin asil müstesna güzel insanlar ile haince-düşmanca ve -kötü niyetli olan insanların yapacaklarını engeller defeder ah yıllarca bu ülke neden ilerleyememiş niçin yükselememiş daha iyi görülüyor.akıl almaz  organize işler bunlar demek yıllardır bu zihniyet işini sürdürmüş örtülü olarak yapmadığını bırakmamıış istemedikleri hiç bir şeye razı olamayacaklarını bir şekilde göstere göstere uygulamışlar on yılda bir ya da halkına karşı sivil iktidarlara karşı asimetrik soğuk savş anlayışı içinde dilediklerini gerçekleştirmişler bu ne cinnet halidir bu ne anlaşılması zor bir konudur  belki günlerdir ruh dünyamın huzursuz mutsuz karmaşık olması yorgun ve ağır kalması yaşlı bir insan gibi yığılıp kalacak gibi hareketlerimin nedeni budur dışarıdaki yağmur ve kar yağışına soğuk ve rüzgarın ürkütücü fotoğrafına haksızlık etmemeliyim suçlu görmemeliyim evet evet havanın ne suçu var kahvaltıyı sonlandırmıştım iyi ki çay güzel demlenmiş yaptığım kaşarlı tostlar ve siyah zeytin beyaz peynir her şey yerli yerinde nefis ve lezizdi bütün olumsuz görüntü ve  haberlere rağmen beş duyumuzun yerli yerinde olması tek zenginliğimiz Allah'ın izni ile her şey rayına oturur yoluna girer ...dışarıda kar yüksekliği 10 cm. oldu bu gidişle akşama metreleri bulur ...karar verdim şimdi giyinip dışarıda bu kar yağışşı altında yürüyecek pişman olduğum yerden döneceğim geri ...bembeyaz bir örtü yağmur gitti kar geldi...23.01.210 / üsküdar
« Son Düzenleme: 23 Ocak, 2010, 08:26:31 ÖÖ Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #443 : 26 Ocak, 2010, 18:53:49 ÖS »

..eğer ankara’ya gitmemiş olsaydım bugün çengelköy’e inerdim kar yağışı altındaki istanbul’un bir daha görülmesi mümkün olmayan şahane manzarasını seyre koyulurdum buradan boğaz köprüsü ve ardındaki Sarayburnu-topkapı sarayı Ayasofya-sultan ahmed-eminönü –süleymaniye camilerinin harika görünümlerini doyasıya içime çekerdim boğazın esrarlı kokusunu da ekerek bütün İstanbul silüeti öylesine büyüleyici gelirdi ki saatlerce bakabilir bundan yorulmazdı insan ben de öyle yapardım kar ve İstanbul sis ve İstanbul boğaz ve İstanbul her yönden sükun-huzur-dinlendiricilik hissedecektim sanki kardan bir şehrin karşısındaymışım gibi sevinecektim yerden aldığım karları boğazın suyuna attıkça kim bilir neler hissedecektim cesaret edip kimsenin çıkmadığı bu soğuk bu karlı hava sahilleri sessizliğe terk etmişti kendi kendime söylenmiş olurdum yaşasın İstanbul bana kaldı beylerbeyi-kuzguncuk hattına kadar yürürdüm kar yağışının bana vereceği tatlı huzuru derinden hissederek oradan üsküdar’a geçecektim şemsi paşa cami ve salacak boyu kar altında yürüyecek dilimden düşürmediğim şarkıyı arka arkaya okuyacaktım “..her yerde kar vaarrr…kalbim senin bu geceeee…” ve şarkımı salep içmek isteğim kesecekti kız kulesinin tam karşısında salep içecek gözüm martıların telaşına çığlıklarına takılacaktı vapurların önünden arkasından uçuşup duran martıların sevimlilikleri kar ve istanbul’un cazibesine cazibe kattığını düşünecektim muhakkak ki .. şimdi ankara’dayım ve ne kar ne boğaz ne de martılar var ne kadar sıkıcı beni yazmaya sevk edecek ne bulabilirim burada keşke kar yağıyor olsaydı hiç olmazsa kar ile barışık sevdamı burada devam ettirebilirdim öğleden sonra çıkan güneşe güvenerek kendimi ulus-hacı bayram semtine atıyorum beni buraya sürükleyen hem hacı bayram ve onun temsil ettiği İslam medeniyetinin engin hoşgörü sevgisinin göstergesi olan camiye bitişik jüstinyen tapınağının bugüne kadar gelen tarihsel kalıntıları ve Müslüman insan profilinin medeniyetler inşa eden sürecinin bugün bile peşimizi bırakmayan güzel ahlak kimliğidir kendimi burada derin bir huzura bırakıyorum ve gobid…evet Ankara yıllarımın biricik yiyeceği beni buraya sık sık çeken etkenlerden biri de gobid’tir…gobid yuvarlak pide ekmeği arasına katı yumurta dilimlerine ince kıyılmış soğanlar domates dilimleri maydonoz yeşil biber minik turşular ve baharat serpiştirilerek gayet nefisçe lezzetçe açlığı en iyi doyuran bir besin değme lüks lokantalara gitmekten daha fazlasını yemiş hissederdim aramam netice verdi öyle özlemişim ki iki tane üst üste yediğime şaşırmadı gobidçi çünkü yaptığı gobid diğer satıcılarınkinden çok daha kaliteli lezzetli olduğunu söyledi ( ..gerçi ben özlediğimden ve çok acıkmış olmamdan yemiştim..) gobid’in  özellikle pide ekmek arası oluşunun verdiği ibir sıcaklık var ayrıca arada olan besin maddelerinin çeşitliliği salata türü oluşu ilginç ve çekici kılmakta gobidi nedense ankara’ya her gelişimde bu gobid isteğimi gerçekleştirir böylece rahatlarım ..döner yemek aklıma gelmez gobid her türlü et-balık türü menüleri bana unutturmuştur..ankara güneşli ve kar yağışından uzak o bildik kuru soğuğu ile akşama hazırlanıyor caddeler kalabalık duraklar hınca hınç metro tüneline inerken korsan kitapçılara rastlıyorum durur muyum tane 5 ytl.den yine üç kitap aldım bu kez ayşe kulin-şafak tayyar ve elif şafak okuyacağım hava iyice soğumuştu metrodan indiğimde yürüdüğüm yol 10 dk.çekiyor hayli üşümüştüm gobid’in lezzeti midem ve dudaklarım da gezinirken aldığım kitapları bir hafta içinde okuyup bitirebilir miyim diye kendimle inatlaşıyordum …26.01.2010 / Ankara -batıkent
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #444 : 21 Şubat, 2010, 12:24:10 ÖS »

..rahat bırakmadı rüzgarın sesi geceden beri  camlara duvarlara oradan ağaçlara dalların arasında ıslık seslerine dönüşen soğuk çöl gecelerinin tozu dumanına katanrüzgar  beni ayaklandı rüzgarı seviyorum ona kızmıyorum bütün öfkem kendime ...bugün pazar ve içim hiç rahat değil yüzüm gülmüyor az sonra idam edilecekler arasında olan bir mahkum gibi donup kalıyorum zincirli ayaklarım ellerim sürükleniyorum keşke bir denizin ortasında infaz edilsem mavi engin derin sulara atılsam hiç canım acımayacak dişleri arasında balıkların ..
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #445 : 21 Şubat, 2010, 12:28:13 ÖS »

..yok hayır vazgeçtim bugün pazar içim içime sığmıyor rüzgar dindi güneş çıktı ışıl ışıl şehir deniz ve gök aydınlık  açık bir havanın kollarında boğaz gezi vapurlarının sesli turları martıların atlı karıncalara binmiş halleri çocukların sevinci sevgililerin mutluluk fotoğrafları kalabalık caddelerin neşesi herkes dışarıda yüzleri gülen bir tablo sahiller iğne atsan düşmez deniz trafiği yoğun gök uçsuz bucaksız mavi bütün güzel şarkılar seçilmiş kulakların dansı var....bugün pazar ve ben hiç canım acımıyor...
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #446 : 27 Mayıs, 2010, 17:46:42 ÖS »

...günlerdir neden niçin karamsar ve hissiz soluksuz kalmayı kendime layık gördüm ve niçin bundan çıkmayı düşünmek yerine daha çok kaybolmayı bilinmezliklere karışmayı istedim durdum bilmiyorum her şey  gözlerimin önünde cereyan eden derin acının kahredici feryat figanın kulaklarımdan ruhuma dolduğu gün başladı hiç kimseye anlatamayacağım kadar beni derinden yaralayan bu hayat dersi kolumu kanadımı kırdı ta ki bir istanbul sabahı beni güne huzurlu güzel  manevi rüyalarla uyandıran kalkşım gerçekleşinceye kadardı bugün mü ? bu gün daha iyi daha dinlenmiş hayata daha hazır hissediyorum kendimi..
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #447 : 09 Haziran, 2010, 05:34:04 ÖÖ »

..üç gündür yağıyor hani denir bardaktan boşanır gibi aynısı yağan yağmurun açtığı felaket korku dehşet hem şehirde hem kırsal mekanlarda çok ciddi ah sanki kıyamet sahnelerinin kısa küçük sahneleri gibi her bir görüntü ..bir anda aniden gelen hiç beklenmedik aklın kabullenemediği seri anlık fakat çok boyutlu endişeler ..işte insanoğlunun kendi elleriyle ürettiği kaçınılmaz tahribat lar ..mevsimlerin doğal akışını bile yerinden oynatan  küresel aptallıkların sonucu diyorum sabahın bu erken saatinde perdeyi çektiğimde günlerdir yaşanan yağmur dehşetini düşünürken ...
..yağmur dinmiş..mi !! pencereyi açıyorum derin derin soluyorum dışarıdaki havayı her taraf ıpıslak yağmur kokulu sbah namazı sonrası insanı kendine getiren bu temiz hava günün hiçbir saatinde bir daha bulamazsın işte ben bu saatlerin insanıyım uyanık ve ayakta ve diri ve canlı ve hisleri en kuvvetli düşünce zenginliğim ruh seyehatlerim bu saatlerdir işte ...ince bir sis tabakası kol geziyor boğaz daha fazla sis içinde olmalı istanbul bu rengi ile bir başka binbir harikalar diyarı içinde gibi ....çay demleniyor henüz kokusu yayılmadı odaya çok acım dün akşam erken yatmıştım iyi ki uyuya kalmışım dinlenmiş ve huzurda uyandım içimi burkan bir kaç konu sürekli beni dişliyor olsa da..
..şimdiden tatili düşünüyorum suyu ve yüzmeyi özledim sürekli kulaç atmak istiyorum serin sularla sürüklenmek tekrar sahile çıkmak yeniden suya dönmek su içinde  düşler kurmak ..ya da hayatımı yeni keşfediyor gibi hayretler içinde gülümsemek bir ağacın gölgesi altında ...bugün henüz güne başlarken sabır dua ve azimle adımlarımı atmayı düşünüyorum yarınları düşünüp planlar yapıp bozmaktan ziyade anı doğru ve yerinde yaşamayı temiz ve huzurlu hissetmeyi tercih edeceğime karar vererek dem kokusuna doğru yöneliyorum...
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #448 : 18 Ağustos, 2010, 09:37:08 ÖÖ »

...tatil hep tatil deniz hep deniz sere serpe uzun uzun dinlenme gündüzü yetmedi geceleri bile tatil sanki gecesi gündüzünden daha kalabalık bu tatil yöresinin kaç gece gezinip durduysam bu insan kalabalığına hep şaştım bu sahil beldesindeki bu küçük şirin belde kaldıramayacağı insan ağırlığında doğrusu bir tarafdan da alışkanlık yaptım yorgun düşsem de akşam ve gecenin renklerine doyumsuz dinlendirici ışıklarının cazibesine kapılıp durdum artık ankara günlerinde geriye dönüp baktığımda kimi tebessümlerle dolu yüzüm kimi hayret ve kızgınlıkla asılı yüzümün hangisinin daha önde olduğu tahmini üzerinde bile durmak istemiyorum sadece güzel mutlu bir tatil geçirdiğimi düşünüyorum çok şükür her şey yolunda yeğenim'in evlendiği gün daha bir kendime geldim güzel uyumlu sevimli güzel görünümleri ile bu düğünün kendine has mahsus sadeliği içten ve doğal görünümü gelen misafirlerin de ortak görüşleriyle iyi başladı iyi bitti birbirini yıllardır görmeyen hemşehrilerin bu düğün vesilesi ile görüşmeleri de ayrı bir güzellikti ..
Kayıtlı
Sayfa: 1 ... 28 29 [30] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: