Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
10 Aralık, 2019, 21:32:09 ÖS
45283 Mesaj 7064 Konu Gönderen: 592 Üye
Son üye: Umut
Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt
mustafa kaya  |  Sizden  |  Günlük  |  mustafakaya'nın günlüğü 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 ... 34 35 [36] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: mustafakaya'nın günlüğü  (Okunma Sayısı 126968 defa)
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #525 : 17 Ocak, 2015, 15:07:52 ÖS »

..hava çok güzeldi,güneş hiç bir bulutun engellemesi olmadan yeryüzünü aydınlatıyor şehir istanbul bahar günlerinden birini yaşıyor,boğaz en güzel rengini giyinmiş çok güzel görünüyordu,sahilde çınar altında oturdum kaldım,seyretmek ömre bedel boğazın akıp giden suları ile ben de akıp gidiyordum,başka bir mekana geçtim ,bu kaçıncı bardak çay olmalıydı konuşmak ihtiyacı hissettim herhangi bir vatandaşla,selam verdim hal hatır memleket sorgulaması bitti ben bir konu açtım öylesine bakalım nerelere gideceğiz diye,yaşamak diyorum ne zor değil mi ? karşımdaki güzel insan evet zor dedi inandıklarını yaşamak zor evet inanıyor iman ediyoruz da yaşanması zor, konu açılmıştı sanki kendiliğinden adam güzel girdi walla meseleye,ben ilave ettim ".kolay değil tabi,o soğuk dondurucu havada abdest almaya kalkış,namaz kılmak için ortamı yakalamak...yani inanıyoruz ama bahanelerimizi de hemen hazırlıyoruz..vb " bize kulak kabartan üçüncü şahıs atıldı "..islamın şartı beştir.." adama baktım adam ciddi hem öylesine ki kendisini kaptırmış geliyor bir de parmağını göstererek "..namaz kılmak,oruç tutmak......" baktım beşini de sayacak adamın saymasını kestim "..beş ile sınırlamak olur mu , islam gibi cihanşumul ilahi bir dinin şartı sadece beş mi..." dedim demesine de ,adam bu cevap karşısında gizlese de sinirlendi gözleri büyüdü yüz hatları inceden atmaya başladı "..ya niye anlamıyorsun islamın şartı beş namaz kılmak ,oruç tutmak......." yine kestim sözünü bu kez de benim canım sıkıldı ama çünkü o bizim ilk konuşma sohbetimize dahil değildi,diğer adam bekliyor öyle yarım kalmıştı konuşma "..arkadaş benim demek istediğim yani dosdoğru olmak,kur'an ilmi yapmak,cihad etmek,iftira atmamak,yalan söylememek,adaletli davranmak gibi daha pek çok konu var ki bunlar islam için bir şey igade etmiyor mu ? bunlar şart değil mi ?...adam anladı mı ,anlamadı mı anlayamadım ama bakışlarındaki boşluk ve şaşkınlık ve ince öfke rengi ele veriyordu patladı patlayacak,neyseki diğeri devreye girdi "..bir gün Beyazıd-i Bestami bir papazla karşılaşır,papazın daveti üzerine evine gider,beş on gün kalır daha sonra papazlar toplantısına katılır ama bir şartla papaz elbisesi giyecektir,giyer de,toplantıda sorulan sorulara beyazıd-i bestami hep cevap verir,soru sorma sırası kendisine geldiğinde cennetin anahtarı nedir ? papazlar susar en bilgili olanı çaresiz uzun sessizliği ardından " la ilahe illallah muhammeden rasulullah... ben bu andan itibaren müslüman oldum..der  " ,diğer adam atılır yani,ne oldu şimdi,beriki devam eder yani dış görüşe itibar edilmemeli,papaz deyip geçmemek gerek veya onun elbisesini giymek bize bir şey kaybettirmez..",sohbetin grafiği inişli çıkışlı ve de ateşli olmaya başlamıştı,diğer adam bana döndü "...az önceki islamın şartı konusunda kızmaya başladım sana ,benim demek istediğimi anlamadın.." adam gerçekten ciddi şekilde gergindi tansiyonu düşürmem gerektiğini görüyordum ki diğer adam üçüncü şahsın sohbete asılmasından ve meseleye hakimmiş gibi otoriter havası gibi duruşundan sıkılmış olmalı ki kalktı uzaklaştı,ben biraz daha devam etmek istedim hemen konu değiştirip "..peki ancak  Allah kalpleri bilir,içimizde sakladıklarımızı da dışa vurduklarımızı da en iyi bilen Rabb'imizdir,ama bugün bazıları şeyhlerinin de,efendi hazretleri dedikleri insanların da kalpleri bildiğini söylüyorlar..." adam önce boş baktı yine sonra "..evet bilirler tabi,öyle alimler var ki sen onları gördüğünde anlarsın .." dedi,ben de "..senin alim dediğine ben cahil dersem,benim alim dediğime de sen cahil dersen ne olacak .." dedim,adam .....efendinin kutup olduğunu ondan başka alim tanımadığını ,en büyük kutup evliyaullah olduğunu söyleyince ben de "..evliya dost demek,Allah'ın dostu mü'minlerdir,mü'minlerin dostu da Allah'tır,yani her mü'min Allah dostudur evliyaullahtır,yeter ki müslüman muttaki olmak dosdoğru olmak konularında istikametini bulsun..." demem üzerine " ..adam camide namaz kılıyor ama ben onu ramazanda oruç yerken gördüm...böylelerini tanıyınca o adamı silip atarım ben,onu dinlemem alim de olsa çok bilmiş de olsa ,hafız da olsa.."..,ya ne alaka adam bana bir şeyler anlatacak ama atlayıp zıplıyor hopluyor,ben yine başka bir cümle ile onu konuşturmaya devam etmek istedim "..peygamberler hata işler mi,günaha gireler mi ...bizim gibi insandırlar değil mi ,acıkırlar,yemek yerler,uykuları gelir uyurlar sokaklarda gezinirler değil mi ,hatta müşrikler mekke'de böyle birinin nasıl peygamber olduğunu sorguluyorlardı..." adam bu kez fena canı sıkıldı bana öyle bir baktı ki dört parmağını sıkıp tek parmağını bana doğru işaretle konuşmaya başladı ama sesini zor zapt ediyordu "..asla hata etmezler,günah işlemezler,öyle şey mi olur ,tamam bizim gibi insanlar ama Allah tarafından kontrol ediliyorlar...bir keresinde inşaallah demediği için üç gün evden çıkamadı sonra cebrail geldi de ona öğretti..." adam böyle dedi ama yine de ne söylediğini anlamaya çabalıyordu ben hemen "..demek ki hatalı davrandı cebrail onu uyarmaya geldi,yani peygamberler de hata yapabilirler miş.."..,adam kendi anlattığı ile sanki büyük bir yanlışlık yapmış olabileceği telaşı ile "..sen canımı sıkacaksın yine,bak sıkılmaya başladım..." yok tamam dedim kızmadan sıkılmadan konuşalım,bak hemşehrim ben erzurumluyum elazığlıları çok severim iyidirler ,bak seninle sohbeti sevmesem konuşmam bile...." adamın konuşmalarını bir bardak çay istiyerek kestim aslında  hiç yapmadığım bir şeyi yapıyordum sırf canım sıkılıyor diye konuşmak için biriyle konuşmaya oturmuştum maksadım oradan buradan öylesine zamanı geçirmekti ,fakat sohbet konusu din içerikli olunca karşımdaki iyi güzel samimi vatandaşla aynı düzeyde olmayınca vatandaşın gözlerinde ve mimiklerinde saldırgan görüntüler dolaşmaya başlıyor,bilgisizlik ve  birilerine kendisi gibi olan kulların birine olan bağlılık insanı yoldan çıkarttığının örneği oluyordu,evet kula kulluğun acı bir örneğiydi,Allah'ın indirdikleri ile tefekkür etmeyip bağlandığı şeyhin helal dediklerine helal,haram dediklerine haram dedikleri için yeni bir din icad etmiş oluyordu bunun farkında olmuyordu,hristiyan ve yahudilerin geçmişte ve bugün yaptıkları gibi papaz ve hahamların dediklerini din edindikleri için müşrik olmuşlardı,ah benim güzel insanım müslümanım,maalesef bugün de neredeyse aynı tehlikenin içinde,dört bardak çay içmiştim kibarca müsaade alarak masadan kalkıp dönüşe geçtim,dışarıda hava güzel fakat serin üşüten bir rüzgarın varlığı da belli oluyordu,gelirken de oto stop yapmıştım,giderken de üçüncü denememde bir araba durdu ve çok da iyi oldu eve çabuk dönmeliydim okuyacak ve yazacaklarım vardı......17.01.2015
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #526 : 30 Ocak, 2015, 18:50:49 ÖS »

...belki kısa bir yolculuk ,kim bilir yarın öğleden önce çıkarım inşaallah diyorum ,akşam olmuş kendimi ankara'da bulmuş mu olacağım , yani yarın bambaşka bir gün mü bekliyor beni , yani boğazın serin mavi renginden,martılardan,iskele kalabalıklarından,kız kulesinin hüzünlü duruşundan,yarım adanın tükenmeyen gizemli çekiciliğinden,beni taşıyan vapurlardan,emin önü ekmek arası balık yemek keyfinden şimdi kısa bir müddet de olsa uzak mı kalacağım,çengelköy çınar altı simit çay o huzurlu dakikalarım olmayacak öyle mi , kıyıya çekili sandallar ve martılar ve çınar boş yere mi bakınacak beni görmek için, kim bilir nasıl bir yola çıkış olacak hangi saat hangi seyahat tur ( burada oğlum cihat ince bir gülüş yapacak )hangi sıkıntılarla yol maceralarım olacak,doğru mu gerçekten bu olanlar, ya da çarşamba günü yeniden mavi şehir istanbul'a dönecek miyim,yine boğazı nakkaştepe'den seyretmeye,çamlıca'ya gözleme yemeye,fethi Paşa korusu simitlerine,beylerbeyi,çengelköy,kandilli,kanlıca sahil bahçelerine kavuşacak mıyım,istanbul surlarının sessiz fakat güçlü çığlıklarını,galata,beyazıd kulelerinin tebessüm duruşları,hisarların romantik bakışlarını,köprülerin direncini,boğazın büyüleyici akışı ,şehrin yosun kokusunu tekrar alabilecek miyim eğer çıkarsam yola uzaklaşırsam dönüşümü bekler mi şehir beni burada....
30.01.2015
mustafa kaya



GENÇ BİR KIZIN GÜNLÜKLERİNDEN...
…................kararlaştırılan bir gün ve akşam için tüm aile bir araya geldik,hepimizde sessiz bir heyecan ve gizli bir mutluluk var,bana ne oluyor anlamıyorum kalbimin çarpıntılarını durduramıyorum,ben ki kolay kolay böyle bir kalbi heyecan yaşayacağımı düşünemezdim, her şey doğal seyrinde ve gayet akıcı bir güzellikte sürüp gidiyor fakat yine de bir başkalık içindeyim,yıllar sonra heyecan yaptım ve hiç tatmadığım güzel bir duygu etkileşiminin kapsamına girdiğimi görüyorum, bir eve misafir gidiyoruz ama özel biri için evet bu benim özelim ve güzelim bir insan için tanışma ziyareti  olacak,20 nisan akşamı yağmur var ya da yok arası bir saatte yola koyuluyoruz ama güzel bir hava istanbul’u köprüden seyrediyoruz ,kah azalıyor çarpıntısı kalbimin kah durduk yere heyecan yapıyor..
.........................…güzel bir resmin içinde yaşıyor gibiyim,veya hangi sevinçler beni bu akşamın saatine hazırlıyor bilemiyorum,elim ayağıma karışıyor kontrol edemiyorum iç içe geçmiş duygularımı kundaklıyorum ama zamanı durduramıyor bir yaprak gibi titremekten kendimi alamıyorum,son bir bakış her defasında tüm hazırlıklar tamam gibi gelse de yerli yersiz beklenmedik çıkışlar içindeyim,ilgi ve merak ve endişe ve hayır nüksedecek duyguların gel gitleri arasında beklenen misafirleri ağırlıyoruz,ancak öncesinde olanlar tam bir trajedi geldi bana her ne kadar büyütmemem gereken bir konu olmasına rağmen yine de dert etmiştim kendime ,olacak şey miydi elektriklerin kesilmesi ,nasıl da panik yaptım, dedim ya güzel bir resmin içinde yaşıyorken ve her şey yolunda gidecekken elektriklerin sönmüş olması güzel resmimin çalınmasından farksızdı,bu akşam 20 nisan kutlu bir akşam benim için gerçekten unutamayacağım bir tarih kalacak,güzeldi gayet akıcı ve yolunda ve sahiciydi gece,hiç anlaşılmadı hissedilmedi bile elektriklerin yokluğu geldi gitti gelmedi hiç önemli değildi,giderek sükun buluyordu kalbimin çarpıntıları,çoğalan dalgalar gibi ilk defa yaşadığım hislerimi bir sır gibi saklayan kalbim bu gece huzurla sabahlayacaktı…20.04.2014

« Son Düzenleme: 06 Temmuz, 2015, 09:25:03 ÖÖ Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #527 : 16 Şubat, 2015, 18:45:54 ÖS »


…yağmağa başladı , okul çıkışı durduğum yokuşun başında beni arabasına alan adam ,yokuşun yarısından fazlası olan yerde indirdiğinde ,yağmurun çiseleyen hali ile karşılaşıyordum,yolum daha vardı saat 16.50,hızlı hızlı yürüyorum bir yandan da üniveristeli kızın başına gelen alçakca saldırı ve hunharca öldürülüşü üzerinde dehşet fotoğrafı düşünüyorum,ancak bunu bahane ederek toplumu ve kamu alanlarını şiddete dönüştüren,çatışma ve kaos planları yapan fırsatçıların yaptığı da o masum kıza yapılandan farksız değil,normal demokratik tepki nasıl olur ,seviyesi ve etkili duruş nasıl olur biliriz,gayet yerinde ve gerçekçi yürüyüşlerle bu tepkiyi gösteren gençler ve halkın duyarlılığına saygı duyulmalı,fakat iki üç gündür sözde geliştirilmeye çalışan tepkiler hiç te masum görülemez,hiçte normal değil,polisle çatışmaları göze alacak sağı solu tahrip ederek yapılan gösteriler iyi niyetli değil,zaten suçlular yakalandılar ve hak ettikleri ceza verilecek ,sanki ödül verilmiş te salıverilecek miş gibi aynı anda onlarca şehirden sokak hareketleri baş gösterdi,ortada katledilen masum bir genç kızın üzerinden, siyasi iktidara ve devlete yönelik saldırıların fitilini yakmak için toplumsal huzursuzluklar çıkartmaya çalışıyorlar,inşaallah sağ duyu davranan insanlar sayesinde kargaşa çıkartamayacaklardır,cumhurbaşkanı makamından bu olayın bu cani cinayetin takibi yapılacağı açıklandığı gibi tüm hükümet yetkilileri de bu konunun takipçisi olacağına dair açıklamalar geldi,ne yazık ki yürüyüşleri gezi olaylara devşirmek ister gibi bir oyun kurucular var,sanki bütün vatan sathı ahlaksızlık ve cinayetlerle dopdolu sanki dünyanın en aşağı toplumu y muş gibi bir algı pompalanıyor,......neyse yokuşun başına gelmiştim orada alışveriş yapacağım marketten akşam yemeği için alacaklarımı alıyorum 23 lira 25 kuruş tuttu ,pahalıya geldi diye düşünmeden edemedim halbuki çengelköy’de temiz bir kokoreç yeyip evde de üzerine çay demleseydim fena mıydı,yağmur iyi ıslattı ama beni,üşümeye başlamıştım iyi ki eve kendimi sağ salim attım,hemen sobayı yakayım şey pardon soba yok ki,kombiyi de yakmayacağım çünkü elleri çok üşüyen kızım da yok,kendimi cezalandırmak istiyorum çay demleyip ısınacağım o kadar,Fenerbahçe’nin beş gol atıp beşiktaş’ın son dakikada maçı alması canımı sıkıyordu ,yaptığım türlü yemeğimi atıştırırken aklıma gelen bir diğer konu da buydu,patlıcan patates kuşbaşı dilimleri arasında etlerin iyi piştiğini görmek yemekte ustalaştığımı gösteriyordu, walla yaptığımı bir oturuşta yemiş bitirmişim,bir gazetede yazı yazan Yusuf Kaplan’ın yazısı aklımdan çıkmıyor “..mevcut medyalar, Batı uygarlığının felsefî temellerinin bir yansıması: Batı uygarlığı çatışma’ya dayanır: Tanrı ile insan, ruh’la beden, erkek’le kadın vesaire arasındaki çatışma / kaos fikrine.Oysa bizde hakikat, çatışma fikrinden ziyade denge (kozmos ve bütünlük) fikrine dayanır: İnsan, tabiat ve bütün varlıklar arasındaki denge….Bu çatışmacı, yıkıcı ve yok edici medyalarla bir yere gidemeyiz, bir dünya kuramayız. Varlıklar, insanlar ve tabiat arasındaki dengeyi, karşılıklı varolmayı ve varetmeyi esas alan bir medya rejimi ve dili kurmak, geleceğimizi teminat altına almanın ve bir gelecek sunmanın temel yollarından biridir….”..toplumsal olayları kışkırtıcı ve makyajlayıp anbalajlayan medya öyle bir noktaya taşıyor ki konuları,toplum sokak olayları tırmanışa geçmeye hazır kıtalara dönüşmekte, düşünür Heidegger, şöyle der: “Kamera, izleyiciye yöneltilmiş silahtır.” derken  kısaca anlatmış oluyordu,insanı yaratan Rabb’imizin insanlğa sunduğu kurtuluş reçetesinin , her geçen gün daha iyi anlaşıldığı ortada,adaletten eğitime,ibadetten günlük işlerimize kadar yeniden iman değerlerimize dönmek,inançlarımızı eksiksiz yaşamak zamanı gelmedi mi ?...demek gerekiyor....soğuklar yeniden başlayacak ve kar yağacak diye herkes birbirine bugün  fısıldaşıyordu....

16.02.2015/çengelköy
« Son Düzenleme: 16 Şubat, 2015, 19:15:47 ÖS Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #528 : 19 Şubat, 2015, 10:05:40 ÖÖ »

Günlük...

…kar , fırtına şeklinde yağıyor sadece gözlerimi açıkta bırakacak şekilde sıkı giyinip çıkıyorum ,öğrencilere okullar tatil ,ortalıkta ne bir öğürenci ne de servis araçları var,yokuşun başına geldiğimde yürümeye müsait olmayan havanın engeli ile durup bekliyorum,evet bu havada da otostop yapacağım,bir araba durdu sağ olsun çengelköy’e kadar iniyorum önce P.T.T ye uğruyor işim bitince sahile gidiyorum,kar gayet güzel tipi şeklinde yağışını sürdürüyor,saat 09.25 martılar ve karabataklar sahilde dinleniyorlar ,kar ve soğuk havadan onlarında etkilendikleri ortada,çok azı havada ama  denize ve karaya yakın uçuyorlar, bazıları ya sahildeki binaların çatılarında ,ya da sahil de her biri bir yer bularak bekleşiyorlar bazıları da suyun yüzeyinde,çengelköy’de sahil çay bahçesindeyim,tipi halinde yağan kar ve rüzgar  devam ederken insanlar kendilerini  kapalı mekana  atmışlar, insanların aksine suyun kenarında istanbul’u seyre koyuluyorum,boğaz köprüsü ve karşı yamaçlar hiç görünmüyor ,Çengelköy sahilindeki çınarın kalın gövdesi ve gövdesi kadar uzun kolları kar ile kaplı,yapraklarını dökmüş uzamış kolları da budanmış,idam mahkumu idam edilmiş biri gibi hissettim , çıplak hali ile çınar’ın bu hali bana hüzün verici geliyor,burası insan ve çocuk sesleri ile cıvıldar,kalabalıktan oturacak sandalye bulmak imkansız olurdu,oysa şimdi kimse yok,kar ve kuşlardan ve sessiz çınardan başka,önce şimşeğin ışığını hissettim sonra gürültüsü geldi ,yanı başımda duran Abdullah Ağa yalısı çatısında tünemiş martıların hepsi havalandı ,martılar da korkarmış demek diye zihnimden geçirdim,bir hayli martı gökyüzünde çığlık atarak dönüp durdular , kalabalık bir martı grubu tekrar aynı çatıya kondu,hakim bir noktadan bakıyorum ,hava hayret bir şekilde tekrar açıldı Boğaziçi köprüsü ile birlikte tüm yarımada görülecek şekilde muhteşem bir görselliğin karşısındayım,hava beş dakikada bir açılıp kapanıyor ,açılıyor deniz yeşilimsi rengine bürünüyor büyük bir göl gibi ,kapanıyor ne boğaz köprüsü ne de deniz hiç görülmüyor ,kül renkli beyaz bir boşluk aynı yeri kaplıyor, ürkütücü ve hayret verici bu değişimlere ilk defa şahit oluyordum ,saat 13.10 bu saate kadar  beş kez tekrarlandı bu durum,bir anda simsiyah oluyor gök ve kar , fırtına şeklinde yağıyor göz önü görülmüyor sonra birden açılıyor bazı yerlerde güneş bile çıkıyor,fakat öyle çabuk ve aniden gelişiyor ki havanın kapanması tam bir kıyamet havası,gerçekten ani gelecek kıyamet olayının küçük bir tasviriydi gördüklerim,günlük güneşlik gökyüzü beklenmedik ani bir değişimle simsiyah ve göz gözü görmez bir kar yağışı beraberinde sis ve beyaz duman,,güzel memleketimden haberleri izliyorum mecliste ağız ve beden dalaşı ve yollarda araçların savaşı kazalar olmuş,genç kızımızın uğradığı cinayete tel'in yürüyüşleri maksadını aşması için ne lazımsa yapıyor kışkırtıcılar,neredeyse dinimiz ve kutsallarımız kabahatliymiş gibi saygısızlık söylemleri geliştiriliyor,Allah fırsat vermesin zalimlere ve hainlere,saat 17 2o ,kar çiseliyor aralıksız ve hava giderek soğuyor,çorba yapmalıyım....

18.02.2015
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #529 : 02 Mart, 2015, 16:45:30 ÖS »

...uçağın penceresinden , boşluğun gizemli dünyasına kendimi öyle bırakmışım ki önümdeki koltuk aralığından ikide bir bana bakan çocuğun oyun arkadaşı olamazdım, dikkatimi dağıtmaya çalışan çocuğun yaptıklarına kızmıyor değildim ama katlanmak zorundaydım,uçsuz bucaksız kar çölü beyazlığında uçağın nasıl yol aldığı düşleri ve büyülü duyguların atmosferinde iken merakımı çocuğun şaklabanlıklarına veremezdim,gözümü kırpmadan bakmaya hiç birşey kaçırmamaya dikkat ediyordum,bu arada görünüp kaybolan çocuğun önümdeki koltukta bir türlü rahat durmayarak çok dağınık hareketlerle dikkat çekmeye çalışması canımı sıkıyordu, bu çocuğa hiç bakmadım,kendisine bakmak için göz göze gelmem için ne lazımsa yaptı ama ben gözümü dışarı bakmaktan hiç almadım,ben bakmaktan yorulmadım ama çocuk bana bakmaktan yoruldu belki uyuya kaldı,böylece dikkat dağıtıcı saf dışı olmuştu,rahat rahat bulutların üzerinde olmak nasıl bir duygu bunun tadını çıkarmaya koyuldum,hiç bir kareyi kaçırmak istemiyordum,kuzey kutbu buz denizinde yol alan bir gemi gibi hissettim uçağın yol alışını ,bazı bulutlar düz ova gibi bembeyaz,bazı tomurcuklu,parçalı,kırık ,aynı buz denizindeki buz kalıpları gibi, yani buz denizi nasılsa bulutların görünümüde öyle, tıpkı buzulları yarar gibi yara yara yol alıyoruz,uçak kah sağa dönüyor sol tarafı ayaklanıyor,kah sola dönüyor sağ tarafı ayaklanıyordu,bulutsuz yerlerden geçerken apaydınlık masmavi parlak bir gök ve güneşin sıcak ışınları uçağın tüm pencerelerinden içeri doluyordu,kaptan pilotun anonsu ile alçalışa geçiyoruz ,uçak sis bulutun içine daha doğrusu bulutların içine girince göz görmez oldu tam bir korkulu rüya gibi,bazen beyaz bir perde bazen siyah bir perde ,yağmur bulutlarına rastladığımızı uçağın sarsılmalarından anlıyordum,alçalıyoruz ve yere yakınlaştıkça bir çok şeyi seçmeye başladık fakat öyle gri bir gökyüzü ve serin bir hava bizi karşılıyordu ki bu serin soğuk havayı uçakta bile hissetmiştik,oysa yukarılarda güneş vardı mavi gök öyle apaçık harika sıcak bir ortam yaşanıyordu ki ne kadar zıt bir gök hali anlatamam,aslında benim daha çok uçak yolculuğum olmalı ki her şeye hayretle bakmamalıyım....

....kendimi öyle kaybetmiş olmalıyım ki uyuya mı kaldım ne ..!! farklı bir durum ile karşı karşıya kalmıştık,bir yolcu evet uzunca boylu biri uçağın kaptan bölümüne doğru gidiyordu içimde kötü bir his çünkü adam şaibeli yürüyüşü saçı dağınık ve gömleği buruşuk kıyafeti de hiç güven vermiyordu ,aklıma endişeler ve yüreğimde bir sıkıntı , evet yanılmamışım az sonra elinde bir silah gömleğini iki tarafa açarak dinamit sarılı veya bomba sarılı vücudunu gösteriyor , bir yandan da yüksek sesle "..bu bir uçak kaçırmadır,kimse yerinden kıpırdamasın,ayağa kalkanı vururum..." ah çok vahim bir durum bu,saniyeler içinde o kadar hızla düşünce trafiği yaşıyorum ki hiç olmazsa kızıma sesimi ulaştırmak onu çok sevdiğimi ama çok sevdiğimi defalarca söylemek istiyorum ,çocuklarıma istanbul'a sesimi duyurmak çocuklarıma bir bir söyleyeceklerim vardı onları tane tane söylemek her hangi bir konuyu eksik bırakmak istemiyordum,ah benim çilekeş fedakar eşi bulunmaz dünya güzeli eşime dünyanın en güzel çiçeklerinden bir demet çiçek verebilmeyi çok istiyordum hemen şimdi mümkün olsaydı ,daha neleri dua hızıyla ve defalarca tekrarlayarak zihnimden geçiriyordum ankara'da abim ve kardeşim ve yeğenlerim onlara da söyleyeceklerim vardı,annem evet annemin son bir kez elini öpebilseydim son bir kez,ama şimdi hepsi hayal ve burada her şey son bulacaktı ,yoldan çıkmış bu anarşist adam bizi havaya uçuracak ve hiç birimiz sağ çıkamayacaktık,evet ben de ölecektim ve havaalanında beni bekleyen oğlum uçak geciktiği için aklına bile gelmeyecek uçağın havada infilak ettiğini ve benimde içinde olduğum onca yolcu hayatını kaybetmiş olduğu gerçeğini hiç aklına getirmeyecekti,ah bunlar olmasa ,Allah'ım ne olur hiç olmasa veya ben bir kahramanlık yapmak gibi bir maceraya kalkışmasam,adam silahını sık sık sallıyor ve bomba sarılı bedenini yanıp sönen kırmızı ışıklı düzeneği göstererek hepimizi tehdit ediyordu,bu eylemi boko haram mı ? nedir bir örgüt adına yaptığını söylüyordu,kendisine bağırmak istiyorum bağıramıyorum ona yaptığının cinayet olduğunu günah ve isyan olduğunu haykırmak istedikçe sesim çıkmıyordu,fakat bir ses acaip şekilde iyi duyuluyordu "..sayın yolcularımız 2.kaptanınız Azmi Gül konuşuyor,şuan uçağımız Ankara üzerinden geçmektedir 10.900 yükseklikte 700 mil hızla ilerlemekteyiz,başarılı yolculuklar diliyorum "..gözlerimi açtığımda hayretle etrafıma bakınıyorum,uçakta herkes birbirleri ile sohbet ediyor,gülen yüzleri ile hostesler çocuklar ile şakalaşıyor,arkamdaki nişanlı çift sevgi sözcükleri fısıldıyor,yanımda oturan kişi annesi ile ilgileniyor,uçağın penceresinden  bulutların kar beyaz güzelliği desen desen sonsuzluğa doğru uzuyordu,bana ne oldu anlamaya çalışıncaya kadar havaalanına inişe geçiyorduk...
« Son Düzenleme: 02 Mart, 2015, 21:00:39 ÖS Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #530 : 02 Mart, 2015, 21:25:14 ÖS »

...merhaba,merhaba,iyi yolculuklar, size de iyi yolculuklar ,ah ne iyi siz kemerinizi kolay ne çabuk taktınız,yetişmiyor bir türlü başaramadım acaba hostes yardımcı olur mu , yok hayır çok kolay tamam şu şekilde evet bu şekilde oldu tamam,yukarıda gökte zaten ufak tefek görünen uçak yerde de küçük göründü bana ,pencereleri mesela keşke daha büyük olaydı bulutları,boşluğu gök yüzünü çok aşağıları detaylı görürdük,her şey hesapla düşünülerek yapılan şeyler,hacim,ağırlık kapasite..vb,desenize tıpkı ekonomi gibi,evet tam isabet ülke ekonomisi gibi,ya açık verirsiniz batar gidersiniz,ya da denk bütçe ve tutarlı hesapla ayakta kalmayı başarırsınız,inişler çıkışlar beklenmedik düşüşler , evet bu böyledir mesela dolar olayı son günlerde hayret verici şekilde seyretmekte ,ülke başbakanı veya cumhurbaşkanı konuştukça dolar çıkmakta sürekli yükselişte,özellikle cumhurbaşkanını izleyin konuşmasından sonra dolar yükselmekte,eee yani dolar alsak bayağı köşe olacağız öyle mi ? evet,bence bugünlerde dolara yatırım yapın,ya gerçekten bu dediğiniz gibi mi ? doğru mu ? bu,evet ben dolar aldım mesela günler önce ve sürekli yükselişte ,altın öyle değil istikrarsız bir inandıırıcılğı var altının,güven vermiyor insana,Allah Allah ne ilginç geldi bu tespit bana ...bugün Mardin'e uçuyorum, uçakda yanıma oturan ufak tefek minyon hatta kulağı çekilmiş de cezalandırılmış bir çocuk gibi oturan genç kızın yukarıda anlattıklarını dile getirince, çocuksu görünümü ile bir duruş gösteren bayan yolcuya daha dikkat kesildim,hiç de okumamış veya okulu terk etmiş ,işi gücü olmayan ailesinin parası ile yaşayan biri gibi değildi,konuşmalarının arkası kesilmiyor ülke ekonomisi ile ilgili bir dizi dinlenir sözler sarf ediyordu,gerçekten şaşkınlıkla dinliyor ve katıldığım noktalar oluyor katılmadığım noktalar oluyordu fakat konuşulanlara tedbirli yaklaşıyordum,hatta bir ara kendi anne ve babasının eleştirisine uğradığını ve kendisi gibi düşünmediğini söyledi,içten ve doğrucu ve samimiydi,gayet medeni ve akıllı ve zeki bir gençti,nişanlısı asker ve onu ziyarete gidiyordu,fevkalade bir incelik ve fedakarlık olarak gördüm kendisini,Mardin 2,5 saat çekiyordu ve uçak Mardin havaalanına inişe geçeceğini anons edince ne çabuk geldik daha erken değil mi ? diye hayretle soruyordum,şaşkındık ve gerçekten kısa sürmüştü ama aslında bal gibi iki buçuk saat geçmişti çünkü konuştuklarımız ekonomi ve para akışı,ve yabancı yerli yatırım konuları,bunun yanında sosyal çözülmelerimiz ve sokakların şehrin hiç te güvenilir olmadığını gençlerimizin ve çocuklarımızın tehlike altında olduklarına dair uzun uzun örnekleri ile konuşuyorduk,hemfikirdik ve en ciddi proplemimiz insan konusuydu,ahlaki çürüme ve güven ortamı...vb,Mardin hava alanı sakin ve yalnız ve  sessiz biri gibi bizlere hoş geldin diyordu,son anda adını sormayı akıl ettiğim genç bayana bu konuşmaları yazıp yazamayacağımı sorduğumda yazmama izin veriyordu,keşke adını net duyabilseydim yanılmıyorsam şennur du ,üniveriste okuyp bitirdiğine ve son derece iktisad ve ekonomi alanında kendisini yetiştirip raporötör olacak kadar ciddi bir masaya sahip olduğunu asla anlayamaz ve göremezsiniz,uçağa binmeden önce fark etmiş fakat bir başına elindeki geniş tablette çocuk oyunları oyuncağı zannı ile küçümseyici olarak bakmıştım,modern tutkuların yeni putu olarak bu bağlılığı esaret olarak görüyor gerektiğinden fazla sınırı aşan bir tutku akıllı telefon ve tablet hayranlığı....yeni neslin uyuşturucu kadar tehlikeli bağımlılığı diyelim...
« Son Düzenleme: 06 Mart, 2015, 08:19:42 ÖÖ Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #531 : 21 Mart, 2015, 16:45:33 ÖS »


….çınar altı’nın çınarı nasıl da yalnızlaşmış,nasıl da mutsuz ve fark edilemez bir görünüm içinde, nazik bir davet gereği geldiğim bu mekanın her türlü mevsim şartlarını yaşadığımdan bu kez bana can sıkıcı geldi doğrusu, budanmış ve çırılçıplak bırakılmış utangaç ve kendi içine çekilmiş özelliksiz bir halde,bir hüzün bakışı yaşıyordum ,çınar ve ben belki de birbirimizi iyi anlıyorduk bugün, yağmur,saman tozu gibi ince ince yağıyordu güneşsiz gökyüzünden kısa aralıklarla ,ıpıslaktı her şey ve kalabalık insanlar yağmur yokmuş gibi davranıyorlar, olumsuz havaya rağmen insanların coşkusu şaşırtmıyordu Çınarın şaşırttığı kadar, karşılaştığım bu durum gerçekten farklı olduğu kadar çınar'ın traşlanması ile ilgili takıntım hiç geçmedi , bu arada yağmur ne ıslatıyor ne de üşütüyor , çınar altının hem dışarısı hem iç mekanın kalabalıklığı baskın geliyordu,bugün Pazar ve herkes evine kapanmış değil,ben de bugün dışarı çıkmış oldum sağ olsunlar canlarım benim C.ve H. iki dünya güzeli,beni de aralarına alarak bu mutlu fotoğrafta birlikte olduk,içeride yer ve masa kapılmış kahvaltı için gerekli malzeme hazırlanmış ve sipariş verilmiş hatta çaylar da gelmişti, insanlar özlemiş olmalı birbirlerini ne kadar hararetle ve ilk defa görüşüyorlar mış gibi hararetle konuşuyor,kahkahalarını atıyor,çay içmek için görevliler arası savaşı başlatıyorlardı,çayı sıcak içmek isteyenlerin dolaştırılmış ta öyle servis edilmesini hoş görmediklerinden önce kendi masalarına çağırıyorlar,biz de öyle yaptık az önce,kalabalık hiç azalmadı bilakis sürekli bir sirkülasyon , kesintisiz insan akışı var,masaların boşalmasını bekleyenler , ve yer bulmak için meraklı telaşlı bakışanlar, çocuklarına sahip olmak isterken masalardan tabak düşürenler…vb,dışarıda oturanlar şanslılar karşılarında boğaz ve yarımada İstanbul manzarası harika fakat serinliğe katlanmak zorundalar……15.03.2015
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #532 : 30 Haziran, 2015, 23:33:38 ÖS »

...kaç modeldi altımdaki araba bilmiyorum ama, lacivert renkli murat 131 ile uşak yakınlarındaki murat dağı'na yol alıyorum,gediz dışından murat dağına uzanan yola sağdan girdim,dağ yolu mıcırlı ve virajlı,ailem ve çocuklar murat dağında beni bekliyorlar,okuldaki görevim bitti hemen yola çıkmıştım ikindi sonrası dağ yolu virajlarına girip çıkıyorum,uşak'tan çıktığım andan beri sürekli ezberimde olan kur'an ayetlerini okuyorum,kah duygulanıyor ağlıyorum,kah okudukça daha okuyorum,farkında değilim arabayı hızlı kullanmış olmalıydım,virajlarda bir kayboluyorum bir ortaya çıkıyordum,hem üstelik virajları dördüncü vitesle geçtiğimi hatırlıyorum çünkü hava kararmadan dağa çıkmalıydım,okuduğum ezberler bir türlü bitmiyor bazen ezanlar okuyorum bazen defalarca euzu besmele çekiyorum,kaç viraj geçtim kaç virajı bitirdim saymadım ama bir viraja giriyordum hızlı bir dalış yaptığımı biliyorum hafif fren yapayım dedim ama ne olduğunu anlayamadım araba kendi ekseninde dönerek hızla savruluyor ,direksiyona hükmedemiyorum,saniyeler içinde o kadar gayret sarfettim ve tedbirlere başvurdum ki bir türlü arabayı durduramıyorum araba giderek döne döne uçurumun başına geldi.......... ...............................................................çok yüksek toz bulutu ve fren sesleri ve gürültü içinde derinliğini bir türlü tahmin edemiyeceğim uçuruma tepetaklak düşüyorum,kaç takla atmış olmalıyım ki araba bir mukavva gibi büküldü ,tavanı tekerleklere yapıştı içinde ben tam anlamıyle bir yığın kırıkla tüm gövdem paramparça ve kısa zamanda hayat belirtisinden kopmuş hatta ön camdan fırlayarak arabadan önce uçuruma düştüğümden üzerime arabam düşünce anlıyordum,arabanın iyice altında kalarak çoktan son nefesimi vermiş olmalıyım,toz bulutunu uzaktan gören iki köylü uçurumun başında konuşuyorlar "..bu kaçıncı kaza böyle,bu viraj ve uçurum kaç aileye mezar oldu,Allah dayanma gücü versin çoluk çocuğuna,yazık çok yazık...",konuşmalarını duymak bana acı versede asıl derinden bana acı yaşatan eşim ve çocuklarımın beni bekliyor olması, bu duygu canımı çok yakıyordu,saat 19,20 akşam ezanları okundu ve çok geciktim,beni nasıl bulacaklardı bu uçurumun dibinde üzerimde araba olduğu halde,saat 20,30 oldu kimse yanıma gelmedi,hava çoktan kararmış akşam kuşları çoktan yuvalarına girmiş gecenin sesleri çoktan çıkmaya başlamıştı,saat 23,10 bir vinç üzerimdeki ağırlığı ,arabamı kaldırıyor ,yamyassı olmuş korkunç bir görünüm, üzerimdeki yük kaldırılınca biraz hafifliyorum,belinde ip bağlı kurtarıcılardan üç kişi beni yukarı taşıyorlar..,ölmüşüm..
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #533 : 13 Temmuz, 2015, 22:28:17 ÖS »

...genç anne,ağlamak ağlamamak arasında yaşadıklarını özetle geçiyor,çocuğunu nasıl büyüttüğünü hangi mücadele ve sabır tezgahlarından geçtiğini yaşadıkları ile olduğu gibi anlatıyordu,dini bilgilere vakıf olduğunu hissedince ,bunun kaynağını sordum,anne-babası ve dedesinin hafız olduğunu ,kendisinin de lise tahsiline kadar dini hayatı yaşadığını kur'an okumasını bildiğini söyledi,şimdi bir çocuğu vardı ve liseye başlayacaktı,eşi ile sürekli inancı konusunda tartıştığını ve kendisine müsaade etmediğini tesettüre girmeyi çok istediği halde buna müsaade etmediği için eşine sitem ediyordu,babasını sürekli taklit eden evladı için bir gün eşine "..sürekli spor yapıyor,vücut çalışıyorsun ,çocuğun da sana bakıp aynısını yapıyor,bir gün namaz kıl da o da namaz kılsın,bir gün namaza git de o da gitsin ..." demiş,eşi ona "...rüyan da görürsün demiş..." ,bundan sonrası ilginç işte,gerçekten bir gün rüyasında eşini namaz kılarken görüyor ve durumdan son derece mutlu memnun bir hal içinde rüyadan uyanıyor, ertesi gün eşinin birden bire ,artık namazına orucuna karışmayacağına dair,inançlarını yaşamasına izin verdiğini duyuyor,ne kadar sevindiğini anlatırken bile o anı nasıl heyecanla yaşadığına şahit oluyordum,bir gün çocuğu "..anne ben cumaya gitmek istiyorum .." diyor,tabi yavrum gidebilirsin diyor , cami imamı çocuğun yanında namaz kılıyor,imam genç biri,çocuk namazdan sonra eve geldiğinde imamın yanında namaz kılmasından çok etkilenmiş ve ben de imam olmak istiyorum anne,beni imam hatip lisesine yazdır ,tercihlerin hepsini imam hatip yazmak istiyorum diyor,anne bunları anlatırken heyecanlanıyor ve sevinçli yüz hatları ile daha fazla anlatmak isteyen duyguları ile sohbetten ayrılmak istemiyordu,bir ara cemal sargut ismi geçti bir mecliste bir yerde karşılaştığını tanışmak için ileri çıktığını ama yakından görünce hayal kırıklığına uğradığını ,çünkü yüzü güleç gibi ama hiç nur yoktu ..diyor,evet hiç nur yok ve nursuz çok sevimsiz ve gözleri şeytani bakışlıydı ...diyor,hatta benim musafaha yapmamdan hoşlanmadı memnun bile olmadı diyor,genç anneye dayanamayıp şunu söyledim "..biliyor musun ,sen o kadar temiz ve halisane bir kalbin ve temiz bir niyete sahipsin ki,Allah sana iyiyi kötüden ayırd edecek bir feraset vermiş,ve sen cemal sargut denen,o münafığı görünce yüreğindeki sıkıntı ve onu ruhunda reddedişin Allah'ın sana verdiği o güçlü duygu ve ön sezidir,bunu iyi değerlendir,hem onun gibiler var ya truva atıdır islam toplumlarında,anlattıkları her şey ibadet ve islamın ve kur'an'ın içini boşaltmak içindir,zaten mü'min olan insan karşılaştıkları insanlar hakkında kalbinde olumlu olumsuz bir iletişim oluşur...
« Son Düzenleme: 13 Temmuz, 2015, 22:39:52 ÖS Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #534 : 27 Temmuz, 2015, 11:13:01 ÖÖ »

...izinden döndüm , daha yorgun daha dinlenmiş,daha üzgün,daha iyi,daha fena ,daha güzel,daha hüzünlü ve mutlu ..vb döndüm işte şehir istanbul'a ,bir yığın trafik karşıladı beni sıcak mı sıcak bir gün dü ,trafik bunalım yaşatıyor ,hiç alışamadım oysa geldiğim yerlerden bu tür trafik sıkışıklığı görmedim..bayram ve sonrası ankara güzel günlerdi güzel dostluklar ve doğru davranışlar yaşadık, sık sık gezintilere çıktık ,bayram sonrası beş gün dolu dolu geçti diyebilirim,bugün ilk mesai günüme başladım ,her şey yolunda inşaallah ...
« Son Düzenleme: 27 Temmuz, 2015, 13:02:30 ÖS Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #535 : 21 Ekim, 2015, 08:43:06 ÖÖ »

..şiddetli bir yağmur yağıyor , hava tahminleri tutuyor , bu hafta sonu sürekli yağış olacakmış , bu sabah gökyüzü siyah bulutlara teslimdi , erkenden yola düşmüştüm yağmura yakalanmamak için , saat 09.30 ve yağmur başlamıştı , boğaz hüzünlü görünüyor , inceden üşüyorum kış hissettirmeye başlıyor, neler yazacağımı kestiremiyorum , ben böyle havalarla iyi iletişim kuramıyorum , kendi içime çekiliyorum , mutsuz ve agresif oluyorum , benim sevdiğim yağmurlar güneşli bir günün yağmurları gibi olmalı , yaz yağmurları gibi , veya güz yağmuru yarı açık yarı kapalı bir havada ince ince düşmeli ve ben bu yağmurla yürüyüşler yapmalıyım , şarkılar okuya okuya şehir istanbul'u teneffüs etmeliyim , bu hafta sonu bahçede ızgara yapmayı düşünüyordum , buna üzülmeli miyim henüz karar veremedim ..
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #536 : 08 Kasım, 2015, 11:40:07 ÖÖ »

....acaip bir üşüme ve gribal tutulmaya rağmen ayakta geçirdiğim bir hafta bana yeni enerjiler kattı , dağınık duygu ve düşüncelerim bir merkezde toplandı , yeni ve yeniden kararlar almanın süreci oldu bu , kendi savaşımı beğendim ve aferin dedim , çünkü her yanım tutuk ve her yanım üşüyor ve dökülüyordum fakat ne izin ne rapor ne de olduğum yere yığılıp kalmak , hiç birine tenezzül etmedim kendi yağımla kavruldum ve kendi mücadele gücümü ve dayanma  potansiyelimi gördüm ve başardım aferin gerçekten bana,bugün dışarıya çıkıp çıkmama arasında kararsızım , güneş bir inandırıyor bir vaz geçiriyor , sabah kahvaltımı erken yapmış olmalıyım acıkmaya başlayan midemi bir şekilde susturmalıyım , saatler bir saat geri alındı bunu bu sabah yaptım iyi ki unutmadım çünkü yarın sabah mesai için pusulayı şaşırırdım , canımı sıkan şey dün akşam galatasaray 3-2 önde iken iki dakikada iki gol yemek gibi görülmemiş bir saçmalığı ve bozgunu yaşamış olması benim bugünüme etki ediyor işte , aslında bunu bile çok saçma bulup kendime kızıyorum galatasaray yenilgisinden çok kendime şaşıyorum ,karar verdim kendime gelmek için evden çıkmalıyım biraz deniz boğaz havası ,  birkaç simit ve çay içmek iyi gelecek ...
« Son Düzenleme: 10 Kasım, 2015, 15:41:06 ÖS Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #537 : 07 Aralık, 2015, 15:05:02 ÖS »

...çay almak için sıcak su ile yıkadığım bardak çatladı ve kırıldı ve doğru çöpe yolcu oldu , geleneksel bakış açısına göre üzerimde nazar var , batıl ve hurafe görüşe göre başına büyük olmasa da bir felaket gelecek , kur'an gerçeğine göre"...Günler, Allah’ın günleridir, kullar da, Allah’ın kullarıdır..." Bakara-256 ,"..Kavmi ona: «Biz seninle ve beraberinde bulunanlar sebebiyle uğursuzluğa uğradık» dediler. O da. «sizin uğursuzluğunuz Allah yanında (kötü amelinizden dolayı)dır. Hayır, siz ciddi bir imtihandan geçiriliyorsunuz!» dedi..."Neml-47 , , keşke müslüman insanlar, burçlar,yıldızname, uğursuzluk gibi , falcılık ve tarot ve kahve falı benzeri şeyleri hayatlarına ve dillerine hiç yaklaştırmasalar , hiç ama hiç prim vermeseler çünkü bunların çoğu islam dışı ve sonradan içimize giren hristiyan yahudi gelenekleridir..evet çay bardağım kırıldı paramparça oldu ve ben önümüzdeki günleri sabır metanet ve büyük bir inançla aynı şekilde yaşamaya gayret edeceğim , hayatımda ve alışkanlıklarımda her hangi bir değişiklik olmayacak ..
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #538 : 08 Aralık, 2015, 08:09:28 ÖÖ »

..son dört beş gün gündüzleri yaz güneşi altında şehir masmavi , rengarenk ,ve mutlu bir doğa vardı , bu sabah itibari ile gök kapalı ve siyah bulutlarla kaplı , belki yağmur belki kar yağacak gibi , gece çok soğuktu , yürümek veya araba ile çıkmak arasında kaldım fakat yürüyerek gitmek bana iyi gelecekti , fakat soğuk kendini hissettiriyordu bir yandan da gözüm beni tanıyacak arabalardan birinin durup almasında , gönülsüz yürüyordum ve düşündüğüm gibi oldu bir araba yanımda durdu , çok sevindim selam sabah hemen koltuğa kuruldum,adamı tanıdım tanımadım ama karşıya giden biri olduğunu düşünüyordum nasıl olsa sahile iniyor benim işim kolay düşünüyorum , hoş sohbet , doğum ölüm mezarlık , mü'min olmak terörist olmak ...vb gündem konularına girdik girmedik ineceğim yere gelmiştik , sağda ineyim çok teşekkür ederim dememe kalmadı hocam beni tanımadınız mı daha önce dört beş kere sizi almıştım hani okulunuzun yanında lüx villalarda çalışan sorumlu personeldim , sizi okulun önüne kadar çıkaracağım ...demez mi , nasıl da mutlu olmuştum fakat bir okadar da mahcup , çünkü adamı tanıyamamak benim ciddi yaşlılık konumdu ...

...kar kalktı , fakat soğuklar tüm şiddetiyle öyle kesiyor ki donmamak mümkün değil eğer bir kapalı yeriniz yoksa , bu da yetmez bir ateş bir soba bir ısıtıcınız yoksa burada da donmanız kaçınılmaz , öyle soğuk işte , ellerimin üzeri şaşırtıcı şekilde yarılmışlıklarla dolu , kimi kanıyor hatta , yok hayır krem kullanmak istemiyorum , herhangi bir merhem de sürmüyorum , suları da soğuk akıtıyorum ben , sıcak musluğu kullanmıyorum , her nedense sıcağı kullanmak içimden gelmiyor , kış ve kar ve soğuklar içinde aç açık üstelik savaş ve şiddetin içinde savunmasız ve çaresiz kalmış insanları ve çocukları düşündükçe ve özellikle halkı müslüman topraklarda cereyan eden savaşların içinde ölümlere terk edilen güzel insanları düşündükçe , içimden gelmiyor sıcak şeyler , fakat bir yandan da hayat devam ediyor ve her birimiz kendi gerçekleri ,iş ve imtihan durumları ile karşı karşıya, hepimizin bir hikayesi ve bir derdi var muhakkak , her şeye rağmen aile ve çevremize , ülke ve dünya olaylarına duyarsız kalamayız ,  keşke yaptırımı olan , etkisi gözlenen güçlerimiz olsa insan ve çocuklara ulaşabilmek mümkün olsa..,
« Son Düzenleme: 27 Ocak, 2016, 12:52:16 ÖS Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: mustafakaya'nın günlüğü
« Yanıtla #539 : 28 Ocak, 2016, 10:18:55 ÖÖ »

GÜNLÜK
..dün geç açan güneşe kızdım , bugün de sabah öyle kapalı ve serin bir hava var ki güne bir sıfır yenik başlıyorum , canım okula hiç gitmek istemedi , ben böyle havalarda yaşama sevinçlerimi bulamıyorum derin boşluklar uçurumlar varmış gibi hissediyorum , çaresiz yola koyuldum , git gide hava kapandı güneş saklandı ne gök mavi ne de deniz lacivertti, içimde sessiz bir dünya var , bugün nasıl akşam olacak diye çevreme duygusuzca bakıyorum , arkadaşlarım bende bir hal var zannı ile bakışlarını anlamlı dikiyorlar bana, arada bir onlara doğru gülümseyerek “bak işte buradayım” der gibi her şeyin yolunda olduğu hissini veriyorum , birinci ders ikinci ders üçüncü ders dördüncü ders , hayır hayır hiç biri mutlu etmeye, içimdeki sıkıntıları unutturmaya yetmedi , beşinci derse girdik , evet bu derste ilginç bir şey yaşadım ,öğretmen bir ara dini konulara girdi aslında her şey adımın şefaat olmasını hayretle öğrendikten sonra başladı konuşmaya , bir kız öğrenci olarak adımın şefaat olması hakkında bugüne kadar hiç duymadığını filan söyleyince canım sıkılmadı değil , fakat birden bu ismin ifade ettiği kavram hakkında konuşmaya başladı öğretmen , söylediği cümleyi anlamaya çözmeye çalıştım ,İster dünyada ister cehenneme gitmiş biri için olsun, şefaat ancak Allah’ın onayıyla olabilir...demişti , bakara suresi 48 : ''..Öyle bir güne karşı yanlış yapmaktan kaçının ki o gün kimse kimsenin yerine bedel ödemeyecek, kimseden şefaat kabul edilmeyecek, kimseden tazminat alınmayacak ve kimseye yardım edilmeyecektir...''  ayetini okudu ve başka bir ayet ile devam etti ,''...kim bir kötülük yaparsa cezasını çeker. Allah ile arasına girecek bir dost ve bir yardımcı bulamaz. İyi işler yapanlar ise ister erkek ister kadın olsunlar, cennete girerler. Kendilerine en küçük bir haksızlık yapılmaz...” (Nisa /123-124) , öğretmenimiz giderek şefaat üzerinde kur'an'ın hükmünü anlatmaya ve bu kavramın doğru anlaşılması hususunda ayrıntılı bilgi veriyordu , konuştukça kızgınlığım geçiyordu geçmiyordu fakat anlattıkları dikkate değerdi , diyordu ki , günahkar ve şeytani düşüncelerle hayatını geçirmiş birisi nasıl olur da birisinin araya girmesi ile (şefaat etmesi) hiç günah işlememiş gibi olur  , yani Allah'ın onay vermediği birisine peygamber dahi şefaat edemezken , nasıl oluyor da falan abi , filan üstat , fülan hoca şeyh şefaat edebilir di ? Allah'ın razı olmadığı ve desteklemediği birine kimse şefaat edemez , ne melekler , ne de bir peygamber ne de alim ulema şeyh şıh.., bu konu toplumda çok yanlışlarla biliniyor , yani sen dünyada kimi seviyorsan hangi alim hoca , üstad  filan onun şefaati ile sorgusuz sualsiz tertemizsin doğru cennete gibi bir algı var  , oysa Allah'ın onaylamadığı kimse için kim şefaat edebilir , kimin haddine , gerçek böyle iken nedir bu şefaat coşkunluğu , hem Allah'ın razı olduğu kul zaten cennete giriyor , razı olmadığı için şimdi aracılar mı giriyor olacak devreye , böyle bir şey söz konusu bile değil , Allah'ın bize öğrettiği indirdiği din de böyle bir şefaat anlayışı yok , uydurulan dinde tabi her şey olabilir ...,  öğretmenimiz konuştukça bazı taşlar yerine oturuyordu , adımın şefaat olmasından hareketle nerelere gelmiştik ama olsun faydalı bir bilgi olarak öğretmenim ayetlerle konuyu açıklamaya devam ediyordu .
(Necm /26)
''....Göklerde nice melek var ki, Allah, kendilerine izin vermedikçe Allah'ın isteği ve rızası dışında kimseye şefaat edemezler..''
(Zümer /44)
''..de ki “ şefaat yetkisi tümüyle Allah’ın elindedir. Göklerin ve yerin hakimiyeti O’ndadır. Zaten sonunda tekrar yaratılıp O’nun huzuruna çıkarılacaksınız..”
(Zümer /43)
''...yoksa onlar, Allah ile aralarına girecek şefaatçiler mi buldular ? de ki “ ya onların bir yetkileri yoksa, akıllarını da kullanamıyorlarsa ..? ”
..sabahtan beri hayatımın sessiz akışını canlandıran bir şeyler olmasını bekledim zannederim fazlasıyla oluyordu , şefaat ancak Allah’ın onayıyla olabilir..cümlesi aklımıza yatmıştı , ders zili çalmıştı fakat okul devam edecekti , bu günü nasıl geçireceğimi yine düşünmeye başladım öğle sonrası dersler de beni açmadı işte öylesine içi boş bir gün gibi geçti zaman, eve geldiğimde müzik dinlemek ihtiyacını hissettim kendimi müziğin notalarına bıraktım hiçbir şey düşünmeden öylece yorgunluğunu çıkaran biri gibi hareketsiz uzandığım divanda dalıp gitmişim ,burnuma tarçın elma kekik ıhlamur kokuları geliyor uzaklaşan ve yakınlaşan sesler duyuyorum gözlerimi açıyor tekrar kapıyorum kaç kez tekrarladım bilemiyorum ismim mi çağrılıyor, rüya mı ? gerçek hayattan mı yoksa uyku dünyasından mı ? açıp kapanan gözlerim daha da ağırlaşıyor bir sağa bir sola dönmekten vazgeçip kulak veriyorum ortamı dinliyorum “..ikindiden sonra uyunur mu…hiç doğru değil..insan hasta bile olur muş..” annem mi söyleniyor kendimi toparlayamıyorum gerçekten tuhaf bir ağırlık hali isteksiz bir durum müzik hala çalıyor kulağımda açık kalmış Mustafa ceceli söylüyor “ yağmur ağlıyor.. Yağmur ağlıyor ikimiz için/ Hem ağlıyor hem siliyor maziyi /Kaderimdin hayal oldum şimdi /Aşkımız bitti masallar gibi..” kulağımdan çektim müziği toparlanmalıyım saate bakıyorum saat 18.45 , kendini toplamaya çalıştı bugün 5. derste konuşulanlardan aklında kalanları tekrarlıyordu :
(Enam /51)
''..Rablerinin huzuruna çıkarılacakları için korkanları, bununla (bu Kitapla) uyar. Orada onların ne bir dostu ne de şefaatçileri olacaktır. Belki çekinip kendilerini korurlar...''
(Bakara /254 )
"Ey inananlar! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun, hiçbir şefaatin olmadığı günün gelmesinden önce sizi rızıklandırdığımızdan hayra sarf edin. İnkar edenler ancak kendilerine yazık edenlerdir."
(İnfitar /19)
''...O gün, kimsenin kimse için bir şey yapamayacağı gündür. O gün bütün yetki Allah’ındır...''
.....aklında kalan ayetleri sık sık okuyacaktı şefaat , kendisine bu isim verildiği için de çok mutluydu daha doğrusu bugüne kadar hiç üzerinde durmamıştı , bugün öğretmenin kendi adını duyar duymaz gösterdiği hayret ve hayrete daha çok hayret etmiş olarak şaşkınlık ve üzülme arası geçirdiği anları unutmayacaktı , öğretmeninin adını duyduğunda geçirdiği şaşkınlığa  rağmen üzerinde durmadı fakat öğretmen kendisi üzülmüştü bunu hissediyordu , hatta kendisine ''..senin günlüğünü yazacağım ..'' şeklindeki sözlerinden , benim üzüleceğimi düşündüğünü ve buna kendisinin de üzüleceğini anlatır gibiydi ...


25.10.2019





...evet tuhaf ama hiç görmedim gökyüzünü , öyle bir yerdeyim ki ne kadar ağır bir karanlık yaşıyordum zindanımda....hayalini yazıyorum durmadan suyun üzerine , bugün mavi suya koşacağım , bugün denizden geçeceğim , bugün martılarla konuşacağım , önce eminönü...sonra beşiktaş iskelelerinde olacağım , eminönü yeni cami de namaz kılmak ve namaz sonrası bir yakın dostun çay bahçesinde dinlenmek istiyorum..ikindi namazını beşiktaş'ta kılmak sahilde üsküdar vapurunu beklemek istiyorum .. evet fark edecektin beni , saklanmak duygusu içinde olan birini herkes tanır , bir gemi dikkatini çekmeseydi , orada kendi halinde biri olan beni göremeyecektin..biliyor musun ? dipsiz bir kuyu olan zamanın derinliği,hem üşütüyor hem korkutuyor beni , çünkü  beni yabancılaştırarak , yalnızlaştırarak , bu şehirden kopararak karıştım kalabalıklara , fakat direncim azaldı , materyalist yaşam biçimi ağır basan kent insanları yüzünden yalnızlığı sever oldum...neden ağlıyor bugün gözlerin ve neden kurulamıyor rüzgarlar bile , gözlerinle buluşmayan gözlerimi ne edeyim ben ..., cemrelerin düştüğü aylar ve mevsimin merkezindeyiz , evet cemreler düşmeye başladı,ve kelebekler dans edecek birilerini bulmak için yakında uçacaklar .. gözlerin ağladığı bir dünyaya mahkum mu olduk , hayır gülmesini sağlayacak yeni bir dünya kurmak elimizde ... ve gün batımlarında portakal rengi güneşi seveceğiz hem ağaçlarda çiçekler , daha dün ağırlaşan kalbimle  ağlayan gözlerimle hatıraları dolu sevgiliyi andım , fotoğraf fotoğraf,daha dün iki güvercini fark ettim beyazıd meydanında , ne kadar da iki insanın beraberliğine benziyordu , gün inerken caminin iki minaresi birer nöbetçi gibi gülümsüyordu , şadırvanın musluğunu az önce kapattığımda güneşin son ışıkları da veda ediyordu şehre ..



....gecenin bir saatinde hiç beklenmedik  şekilde indiğim arabadan , havanın soğukluğu tüm ruhsal ve bedensel  kimyamı bozarken , bir yandan da duygu ve düşüncelerimin solgun,mutsuz derinden kırılmış hali ile ilk gördüğüm minibüse bindim , yerime otururken şöföre seslendim .....muhtarlığına kadar diye de paramı uzattım , canım çok sıkkın ve kalbim kırık halde sarsıla sarsıla ilerliyoruz , iyi ki bir ara yola baktım , bindiğim minibüs farklı bir yola sapınca "..ben yanlış bir dolmuşa mı bindim yoksa .." diye seslendim , şöför durdu ve beni indirmek için kapısını açtı , ben de "..size söylemiştim ....muhtarlığına kadar  diye.." adam o kadar rahat ve pişkin ki lakayıt ve şımarıkça , muhtarlık her yerde var diyerek işi kurnazlığa ve bir yolcu ücret fazlalığı ile kendine kar sayıyordu , peki dedim buraya kadar olan ücreti alın üzerini verin dediğimde , paranız mı yok dedi , ne denir böyle konuşan kaba ve cahil ve küçük düşünce anlayışına , yok sizin olsun gerek yok sizi zengin eder diyerek indim , bu akşam bu gece üst üste can sıkıcı olaylar oluyordu ve bir mana veremiyordum , ruhumun bir yerinde Allah'ım bir güzel şey gelsin bundan sonra , sen bilirsin , sen her şeye en iyi hüküm verensin , hüzünlü ve kalbi kırılmış yorgun ve yalnız biri gibi kendimi görüyor sağ salim eve bir an önce gitmek istiyordum , sağa sola bakınıp ileride otobüs durağını fark edince kendimi soğuktan korumak için durağa attım , hayret bu güne kadar her zaman en az yarım saat beklediğim otobüs gelmişti , Allah'ım sana hamd olsun , tek büyük sensin , sen kulunun duasına cevap verensin , otobüs çok sıcaktı ve tüm mutsuzluğum geçmişti , ısındıkça rahatlıyordum kalbimin derin sessiz ağlayışlarına rağmen kendimi iyi hissetmeye çalıştım ....bu geceyi kendime not düşmem gerekiyor , yüzleşmeliyim bazı konularla ve yeniden yeni sayfalar açmalıydım ..



…görev yaptığım okulun penceresinden bakıyorum  08.15 vapuru yolcularını Çengelköy iskelesinden aldı gidiyor , hava kapalı ve yağışlı gökyüzü karanlık bulutlarla dolu , insanı mutsuz eden bir  görüntü var havada , gemi , bacasından simsiyah dumanlar çıkarta çıkarta Beşiktaş Ortaköy istikametine doğru ilerliyor , pencereyi açıyor yağan yağmuru iyice hissediyorum , trafik çok berbat buradan görebiliyorum köprüye kadar kapalı araç zincirinden , kuleliden daha gerilere kandilliye kadar trafik durma noktasında , köprüyü görüyorum o kadar araç taşıt var ki üzerinde ağır ağır işliyor sıkışıklıktan , iyi ki ev ile okul arası 13 dakikalık bir mesafe , her sabah yürüyorum veya oto stop ile , zaten dönüşlerin hepsi oto stop ile mümkün , çünkü dik bir yokuş var , bir gün denemiştim bütün bir gece yaşadığım yorgunluğu çektim , bir daha mı ? asla !! ,


...ömer'in 7 kasım itibari i,le dünyaya gelmesi her şey çok hızla gelişti , yaşadığımız dünyanın kan barut mutsuzluk ve kumpaslar arenası oluşu tek üzüntümüz , inşaallah şer gibi görünen bu dünyadan bir gün hayırlar çıkar çoğalır ve ömer kendi mecrasında iyiye güzele doğruya akışını sürdürür..günlerdir soğuk kapalı bir hava var , yağmur yağdıkça yağdı , ve kar bekleniyor tahminleri
« Son Düzenleme: 30 Ekim, 2019, 08:41:04 ÖÖ Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
Sayfa: 1 ... 34 35 [36] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: