Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
05 Eylül, 2010, 10:37:07 ÖÖ
30543 Mesaj 5433 Konu Gönderen: 509 Üye
Son üye: zozuk
Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt
mustafa kaya  |  Yazılarım  |  Serbest  |  Mektuplar... 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 ... 8 9 [10] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Mektuplar...  (Okunma Sayısı 6779 defa)
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: Mektuplar...
« Yanıtla #135 : 29 Kasım, 2008, 16:04:49 ÖS »

Çalıkuşu'm ..

…telefonunu aldıktan sonra beni alan düşüncenin ne olduğunu bin kez düşünsen aklına gelmez kendimi iyi hissetmiyorum sanki yeni bir hobim miş gibi boşa yanan ışıklar hakkında konuşuyor veya mevsim geleneği alerjik nezleler üzerinde  korkular üretiyorum  hayalet gibi dolaşıyorum sokaklarda gün ışığını arayan nasıl biri olmalıyım ki elimi neye atsam karanlığa gömülüyorum çalıkuşu  beni derhal öldürecek içli bir gözyaşına olan zaafım bu günlerde yine nüksetti gündemi taşıyan haberlerin peşinden sürüklenmek yavan geliyor bana bu günlerde art arda batmaya başlayan gemiler hayal etmeye başladım nedeni bundan mıdır nedir tam karşımda oldu çalıkuşu anlatamam akşamın derin sessizliği alışılmış saatlerdi işinden evine gezintisinden yeni bir gezintiye çıkmaya hazırlanan kalabalık iskeleye doluşmuş  neşeli veya yorgun  insan yüzleri alacakaranlığın içinde gölgeler şeklindeydi önce kimse anlamadı bir şey çatırdayan ses ağır ağır yerinden kopan kütle yılların eskitemediği yeni bir iskelenin batışı yaşanıyordu resmen batıyordu evet herkes kaçışıyor bağrış çağrış seri şekilde uzaklaşmıştı herkesin gözlerindeki ağır duyguları hissettim duygularımda dünyamda allak bullak sarsıntılar oluştu yepyeni yeni düşüncelere geçişimi ateşledi yaşadığım bu görüntü yüzünden olmalı yaşadığım kabuslu hallerim  eve döndüğümde kendimi zor atıyordum günlerdir devam eden sıkıntılarıma eklenmişti bu buruk olay ve çözülemeyen düğümler atılmış hissi çöküyordu gecelerime yumduğum uykularım ertesi gün neyse ki sahil çınar altı gibi kendimi hiç alamadığım bir mekan vardı benim biricik sığınağım işte kalabalığına yöneldim kendimi atarcasına bıraktım o neşeli hayat dolu cıvıl cıvıl mutlu aile çift çoluk çocuk ortamına bugün canım istemiyor hüzün hiç üzülmek gelmiyor içimden kelimelerle yaşayacak kelimelerden kuracağım güzel cümlelerin gizemiyle mutlu bir hayat kuracağım böyle bir pencereden bakacağım güne yanlış zamanlarda okunan bir kitap gibi mutsuz olaylara kapalı bugün kalbim ve son günlerde hepimize çöken garip davranışları bir yana iterek tanıdık tanımadık her kimi gördüysem selam vererek merhabalaşarak geçiyordum herkesin acılarını yalnızlıklarını korkularını terk edilmişlik duygularını okuya okuya yüzlerinden buna rağmen güne en iyi en güzel duygularla bakmaya kararlıydım bahçelerin yarı yeşil yarı sonbahar renklerini seyretmek ayrı bir zevk oluyordu  ağaçlardan dökülmüş kuru sararmış kızıla yakın renkli yaprakların ruhuma taşıdığı duyguların coşkusu ile güzel bir günü hak ettiğimi düşünüyordum  artık aynı gözükmeyecekti İstanbul aynı hüzünlü şarkı çınlamayacaktı içimde karanlık bastırınca artık ne yapacağımı bilemez biri olmayacaktım çalıkuşu senin hatıran senin bana olan sevgin ve hiç eksilmeyen bağlılığın ve mektupların ve bugün duyduğum sesin olmuş olacak ihanetlerin bu şehirde işlenen her gece ve gündüz kirli ilişkilerin üstünde bambaşka bir hayatın çağrısı her zaman yeni ve farklı biri olmak ümidini taze tutuyordu kendime geldim kaderine yenik düşmüş değil kaderinden yeni bir kadere yol alan biri olmuştum çalıkuşu  seninle ancak seninle başlayan bir güzellik bu ….29.11.2008 / üsküdar
« Son Düzenleme: 30 Kasım, 2008, 05:55:06 ÖÖ Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: Mektuplar...
« Yanıtla #136 : 16 Aralık, 2008, 08:02:55 ÖÖ »

çalıkuşu


..ne kadar sabırlıyım nelere cevap veriyorum nelere cevap veremiyorum hayatın o büyük titrek saatlerini gün içinde nasıl geçiriyorum anlatamam sana çalıkuşu her şey evet her şey harap olan sükunet kadar bir bekleyiş içinde olaylar hadiseler geçen giden hayat şimdi daha bir oturuşmuş geliyor bana nasıl ki her genç ömrün bir yaşlılık zamanı ve her yorgunluğun bir dinlenme zamanı vardır tam bir sessizlik olgunluk anıdır bu , işte böyle sanki tehlike sonrası her şeyin güzelleşmesi fırtına sonrası durgunluk gibi kendimi yorulmuş bir kenara atmış gibiyim tüm konuşmalarımı hesaba çekiyorum gökleri düşünüyorum baştan başa siyaha boyanmış  sonsuz çöllere düşmüşüm de hiçbir yere çıkmayan yollara düşmüşüm sanki insanlarla konuşmak için cesaret bulamıyorum feryat ettiğimi duymasınlar istiyorum ağır darbeler yemiş olsam da kendimi ufalmış hissetsem de yalnız ve sessiz aşmalıyım bunu kendim başarmalıyım ah çalıkuşu ümit ve iştiyakla sana yazıyorum yaşantımın tüm renkleri ne kadar solgunmuş meğer  sen olmayınca her şey herkes seyredilmeye görülmeye değer olmuyor sensiz göremiyorum sensiz bakışlarımın garebetini bir ben bilirim bir de Rabb’im burada soğuk ve yağmur ve rüzgar üşütüyor bazen yakmıyorum sobayı üşümek istiyorum saçma ama böyle işte öyle oluyorum ki dayanılmaz kaldığımda ellerim kımıldamaz dudaklarım konuşamıyor bana bir müddet yetiyor bu garip değil mi çalıkuşu mektubumu kısa tutuyorum senden gelecek mektubu sabırsızlıkla bekleyeceğim …16.12.2008
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: Mektuplar...
« Yanıtla #137 : 17 Aralık, 2008, 16:21:42 ÖS »

çalıkuşu 'm ..


…yazamadığımı düşünüyordum her sözü her hatıramı sözcüklere dökmek zor gelecekti bana bir caddede yürürken başımı önüme eğmek gibi dile getireceğim yazılar sensizliğin sonsuz fezasına giren hayali bir kuş gibi hissettiriyor bunaldığımı biliyorum hatalarımı gösteren aynalara benzettim insan yüzlerini sadece senin yüzünü göremiyorum yoksun ki beni göresin sensiz nasıl kanadı kırık dolanıyorum sahilleri işte tam böyle günlerin birinde mektubunu en çok teselliye muhtaç bir anda aldım ah bilemezsin çalıkuşu ben bu şehre ölmeye gelmiş olmalıyım denizinde , mavi suyun gecesindeki gümüş tenine sessiz utangaç ve üzüntülü şiirlerle hayranlığımı sevdamı yazıyorum her zamanki gibi sensiz geçen her gece simsiyah bana ...evet çok mutlu hissediyorum kendimi bazen sahilde oturduğum martılarla konuştuğum zaman ve iskeleden alsın beni bir vapur diye beklemeye durduğum iskeleler ver elini istanbul istanbul güvercinlere kavuşmak bu benim şehir çehrem çalıkuşu gezinmeyi insanlarla karşılaşmayı çok seviyorum nasıl sevmem bilsen gün batımı sonrası yalnızlığım ne kadar yorucu ve zor iş gün içinde yaşadığım rastlaştığım her şey bu yüzden çok  anlamlı  ...17.12.2008
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: Mektuplar...
« Yanıtla #138 : 18 Aralık, 2008, 15:56:46 ÖS »

çalıkuşu 'm

..henüz sabah ezanları okunmamıştı  dünden devam eden üşümüş halimin gribal enfeksiyon aşamasında olacağını sokağa çıktığımda belliydi yürürken paltomun yakalarını kaldırmış olmam beyhude bir çaba olduğunu düşündüm atkımı almadığıma da bin pişman yürüyorum biraz neşelenmek için denize doğru haykırıyorum hatta neredeyse balıkların ortaya çıkmasını gemilere el sallamayı rüzgarın nefesini kesmeyi simit yemeyi dükkanlarını yeni açan esnafların yorgun yüzlerini seyretmeye başladım sokakların kimi yokuş aşağı olan bu şehrin emir demiri keser gibi denizi bir çok derde deva ve insanı bağlıyor umutla bin bir düşle sevinçlere sevinç katarak yeniden doğuyor gibi hissediyor insan her gün bana bir mektubunda “  aşk acı ve gözyaşı olmadıkça aşk değildir “ demiştin ya ..! bu sözünü aklımdan çıkaramıyorum çalıkuşu daha doğrusu acı çekiyorum göz yaşı döküyorum çalıkuşu acı ve gözyaşı dolu akşamlar geçiriyorum burada bu dünyadan karanlık ve kötümser olan ne varsa yok etmek isterdim bir yandan da anlamaya çalışıyorum hayatı ve dünyayı sevgi dolu kitaplar okumayı yazılar ve şiirler yazmayı çok istiyorum ve kendimi zorlamak istiyorum buna bu değişikliğe ihtiyacım var çalıkuşu …18.12.2008 
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: Mektuplar...
« Yanıtla #139 : 28 Ocak, 2009, 16:41:44 ÖS »


Çalıkuşu ‘ m

…ne zalim bir zamanın süreci içinde yuvarlanıyorum hazan görmüş ağaçlardan farksız ruhumu nasıl huzurlu kılacağımı bilemediğim günlerden geçiyorum aslında zalim olan zaman değil insanın kendisi çalıkuşu insanın kendisi biliyorum bunu ancak  anlayışsızlıkların arkası kesilmeyen ilişkiler yığını tam bir çıkmaz ve açmazlıklar arenası olan bu dünya kirli olduğu kadar da gözyaşı acı dolu bu nasıl bir yaşamaktır nasıl bir ağız tadı taşıyabilirim ki bu şartlar altında sen beni anlıyor ve tanıyorsun çalıkuşu  gözleri bitkin bakışları üzgün elleri ve ayakları soğuk nabzı sessiz kanı donmuş kulağı sağır dili kurumuş tüm bedeni ölmüş hissiz ve hareketsiz biri değilim aksine yerinde durmak bilmez tükenmez bir enerji dinamizm içinde koşmadık yer bırakmaz kalbi heyecanlı sıcak ve güçlü atışlarla çarpan biriyim yağmurlu günleri hatırla yağmurun nazlı parmakları ikimizi okşuyor içimizdeki yaşama sevinçlerine yetişemez olurdu da ben neler anlatır neleri daha yapmamız gerekeni şehrin bir ucundan diğer ucuna en çılgın vasıtalarla geçmeyi denerdik bütün fikirler benden çıkardı ve kimsenin cesaret edemediği işlere soyunurdum denizin dalgaları ürkütücüydü ama ne yaptık biz bir balıkçı sandalı ile yağmurlu günü suyun üzerinde geçirdik hem eğlendik hem heyecan fırtınaları yaşadık hem de  her şeyi unuttuk o anı yaşıyorduk güzeldi fakat tekrarı bir daha olmayan çılgınlıktı ve şimdi benden uzaklarda olmanın verdiği yalnızlığı iyiden iyiye hissettiğim bu günlerde senin olmadığın nerelerde ben olabilirim ki ? sensiz ben herkese yabancıyım çalıkuşu seninle korkusuz ve huzur içindeydim ah çalıkuşu neresinden baksam bu aşkın aramızdaki bu sevginin rengi tek umudum biricik sığınağım sensizliğin derinliği oldukça fazla oldukça güzel ironik bir hal her zaman birbirimize bakardık birbirimize sırt döner yine birbirimize koşardık  sessiz kalırdık kalp atışlarına kulak verirdim sen de benim kalp atışlarımın sesine kulak verirdin böylece birbirimizi anlardık  sözlerimizi duyardık birbirimizle konuşmuş olurduk korkusuzca utanmadan bütün gözlerin önünde yanlış hiçbir şey yapmadan ah çalıkuşu ne güzel günler olmalıydı ve ne güzel bir zaman içinde yaşardık biz ve en mutlu olan sadece ikimiz olduğunu düşünürdük ruhumun cennet güneşi olurdun bana sık sık yazardın masum gök kuşlarından haber alırdım kalbimi çıkarıp rüzgarlara verirdim senin gözyaşlarını hissettikce oysa şimdi öyle bir hastalığa yakalandım ki mutsuzluk ve yalnızlık hastalığı mektuplarının arası uzadı ve çok merak edişimden sana öyle bağlanmışım ki serap görüyorum şehrin en merkezi yerlerinde ve çok zalimce gelen günlerin bir an evvel geçmesini bekliyorum şu okunan ikindi ezanı ve ezanların hatırlattığı aşka yönümü çeviriyorum aklımda seni tutarak bütünleşiyorum haksızlık ettiğimi düşünerek zamana karşı fikirlerimi tazeliyorum ve tüm ağırlıklarımı atıyorum şadırvanın serin sularında  okunan ayetin manasını düşünüyorum "..kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur  "…28.01.2009 / üsküdar
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: Mektuplar...
« Yanıtla #140 : 22 Şubat, 2009, 13:24:59 ÖS »

 çalıkuşu ' m ..

  ...beyaz bir kağıt gibi senin yüreğin pırıl pırıl tertemiz bugün kar yağıyor kar beyaz ruhuma senin güzel sevgin düşüyor seninle yoğunlaştığım anlarda kendimden geçerek aktarıyorum sana duygularımı sonra her sabah bunun ağırlığı acısını ve yalnızlığını yaşıyorum daha yeryüzünde dolaşan varlığını göremeyen canlı cansız herkese anlatıyorum kendi kendime konuşuyorum karşımda varmışsın gibi  içimden gülümsüyorum kendimi bazen  bir akvaryumda hissediyor orada hapsediyorum memnunum bu sınırlı suyla çevrili hayatımdan seni nasıl sevdiğimi o kadar yazsam da konuşsam da bir türlü anlatamadığımı biliyorum bir sokak lambası bir sokak kedisi kaldırım taşları yalnızlığımı bir martı çığlğı kadar duyuramayışıma hayret ediyorum gözlerimin ne kadar iyi gördüğüne endişeliyim ölülerin sessizliği denebilir benim hiç ses çıkaramayışlarım tüm acılarıma dert ve sıkıntı hayattan uzaklaşmama ramak kalmışken hayata yeniden  tutunma işte tam bu sırada sevmeye başladım ben neden sevmeyeyim ki  sevgin o kadar güzel ki kendimde değişen duygularımı hissediyorum kesinlikle değişen hani derler ya ilaç gibi ekmek gibi su gibi işte öyle bir şey kelebeklere dönüştüm birden daldan dala uçan kuşlara sevinçleri kabına sığmayan afacan bir çocuklara benzedim sebebi sen varsın ya ellerini tutuşumdan sımsıkı gezişlerime kadar sonra aniden kırmızı lazer ışınları ile kesilen bir rüyanın içinde olduğumu hissedişim oysa vakit çok geç rüyalar çok kısa ne yazık ki uzun sürüyor gibi olsalar da bir yığın çelişki diyorum yaşadıklarımız durup dinledikçe hayatı güle eğlene geçen yığınla sancılar içinden süzüle süzüle geliyoruz aslında zıt kutuplar yoktur tam bir bütünlük var öyle anlar gelip çatıyor ki daha mutlu yok benden başka ve bazen de daha mutsuz saati saatine uymayan huysuz bir insan mıyım yoksa ben ? diye düşünmeden edemiyorum kimselere benzemeyen yönümü en gizli duygularımı gören gözlerini hislerini her defasında beni mahkum eden güçlü sevgini hiçbir yere sığdıramıyorum normal hayatımı kabullenmiş kendi halinde yürüyen küçük dünyamı o kadar genişlettin ki denizler daha küçük gök daha kısa yeryüzü daha dar geliyor senin varlığının yanında farkında bile değilim düşüncelerimin hayli yürümüş olmalıyım bugün neleri ardı sıra mırıldandım neleri konuşup durdum küçük bir bebeğin çocuk arabasındaki sevimli cennet kokulu canlılığını görünceya kadar ancak toparlayabilmiştim kendimi hayat her gün canlı ve canlılığını koruyordu kırmızı ışıkta duran yayalarla birlikte çocuğun gülümseyen gözlerindeki ışık hafiften başlayan esinti ve yeşil ışık ve senin hayalin keskin siren sesleri boğazdan geçen gemi üstümüzden uçan kuşlar sıra sıra dizili dükkanlar ve camekanların gerisindeki hileli hayatlar her şey bir anda geçiyor şehir ve ötesindeki hayatların aynı anda yaşadığı korkular kim bilir ne kıyametler kopuyor kırların en cümbüşlü noktasında kene dehşetinden bunları yaşıyor gibi yazdım bahçedeki erik ağacının gölgesinde ….
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: Mektuplar...
« Yanıtla #141 : 01 Mart, 2009, 08:40:44 ÖÖ »


   çalıkuşu'm

...posta kutumdaki onca zarflar içinde seni görünce alelacele nasıl açtığımı bilemiyorum mektubunu aldığım gün yorgun ve harap bedenimi sürükleye sürükleye  kendimi eve zor attığım bir akşamdı o andaki heyecan ve sevincimle yorgunluklarım bir anda yokoldu sanki kısa yazmışsın olsun senden uzun zamandır bir haber alamadığım gibi benim de başımı kaşıyacak vaktimin olmadığı günlerin beni nasıl tükettiğini anlatamam havaların dengesiz ve normal gitmeyişinden mi nedir ruhsal reflekslerimi beğenmiyor hiçbir şeyden mutlu olamıyorum bir yandan çalışma hayatımın verdiği gerilim bir taraftan yolunda gitmeyen mevsim şartları mesela kar hiç yağmadı biliyor musun çalıkuşu şöyle doyasıya yağdığını günlerce yerde kaldığına şahit olamadık işte böyle bir gel gitler arasında günlerim geçiyordu bu hafta sonu istanbul’u yeniden keşfeder gibi dolaşmaya çıktım ve ne zaman şehre çıksam daha önce yapmadığım bir plan dahi olsa ayaklarım beni Süleymaniye cami’sine doğru sürükler yine öyle oldu çalıkuşu ikindi ezanları okunuyordu cemaatle namaz kılmanın muhteşem huzurunu yaşadım yine yepyeni bir insan olarak kendimi bulduğumu hissediyordum  sadece ve yalnız Allah’a kul olma bilinci ile yenilenmiş yeni doğmuş bir şahsiyet olarak camiden çıkıyordum bu her zaman böyle oluyor bana ve o kadar ihtiyaç duyuyorum ki sık sık bunu yaşamayı isterdim aklıma bir yazarın   "..daha yüksek manevî makamlara ulaşmak için çabalayan müslümanın özlemini yansıtan hüznün, Hıristiyan kültürünün cehennemî karanlık ve umutsuzluğuna benzer bir tarafı yoktur!" sözleri geldi Müslüman asla umutsuzluk ve hüzün yaşayacak insan değildir Allah’a teslim olduğunu kendini emanet ettiğini söyleyen insan nasıl olur da ümidini kaybeder dünyasını hüzünle örer oysa batı dünyası ve Hıristiyan toplumlar umutsuzluk ve suçluluk duygusu ile düşünce ve sanatlarını örerler çünkü onlar çarmıha gerilmiş bir tanrının gölgesinde huzursuz ve ıstıraplı bir duygunun esaretinde bir kasvet karanlık ve gölge az ışık, ama çok gölge  daima gölge hep gölge  karanlık ve kasvettir hem kiliseleri mimari olarak böyle hem de tarih boyunca insana bakan yüzleri düşüncesiyle ve sanatıyla işte böyle çalıkuşu dünyanın iki ayrı biçimde bu kavranışı dünyanın gerçeklerini görme açısından önemli bu duygu ve heyecan fırtınası altında bir müddet daha kaldım süleymaniye’de uzaktan haliç ve boğazı seyre koyuldum ne güzel bir mevkii burası ve atalarımız ne güzel tespit etmiş konumlandırmış doğumu ve hayatı kavramanın en güzel noktalarından biri Süleymaniye cami’sinden istanbul’a seslenmek yerli yabancı herkesin aynı düşünceleri itiraf edeceklerine inanıyorum mesela aslında hayatı boyunca islam’ı ve Müslümanlığı aşağılamaktan geri durmayan ve her gittiği yerde bunu yapmaktan vazgeçmeyen Fransız pozitivist Ernest Renan'ın bile saklayamadığı istemeyerek te olsa ağzından çıkan şu sözler bile İslam mimarilerinin özellikle camilerin insana yaşattığı kalplerini huzura kavuşturduğu noktasında bir gerçeğin ifadesidir "…hiçbir zaman bir Cami'ye güçlü bir coşku hissetmeksizin, hatta itiraf edeyim, müslüman olmadığıma hayıflanmaksızın girmiş değilim ..!"..görüldüğü gibi çalıkuşu dün ve bugün içinde yaşadığımız kültür ve inanç atmosferi  hem fiziksel olarak hem manevi planda insanlığa sevgi huzur barış adalet sunmaktadır ama şimdi böyle mi ? şu dikilen kulelere çelik ve metal yığını binalara bakar mısın ? gökdelenlerin hayvanî heybetinden ve kibrinden başka bir şey görünmüyor bu toprakların ruhuna yabancı ne varsa maalesef hızla inşa ediliyor canım İstanbul'un omuzunu örten o güzelim mavi şalın üzerinde görünen o kirli yapılaşmayı her gün seyrettikçe düşünüyorum da çalıkuşu bizim binalarımız ,kendi medeniyet iman ve inanç mimarî tevazûun ışığını kaybettiği gün haysiyetini kaybetti böylece olan da oldu günümüz kentleşme ve modernleşme süreci insanı ve toplumu hangi yabancılaşmalara sürüklediği görülmektedir neyse çalıkuşu aslında farklı konular yazacaktım ancak ne oldu bilmiyorum kendimi alamadım istanbul’a nazır salacakta bir kıraathanede oturmuş yorgunluk çayı içerken bu satırları karalıyorum birazdan kalkacağım dışarıda fena bir yağmur beni bekliyor yine bin perişan ıpıslak eve döneceğim demektir bu …selam ve dua ile …01.03.2009
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: Mektuplar...
« Yanıtla #142 : 21 Haziran, 2009, 10:28:54 ÖÖ »

Çalıkuşu
   
…biliyorum arasını uzattığım mektuplarımın sebebini anlamakta zorlandığını yazarak benden haklı bir gerekçe sormaktasın sana ne diyebilirim ki çok üzgünüm çok anlamsız ve nedensiz bir sessizliğe büründüm hiçbir şey açmıyor beni her şey sönük geliyor gibi yaşadığım günlerle boğuşup durdum bu halden kurtulmak için vermediğim savaş kalmadı bu süreçte neler yaptığımı zaman zaman sana yazacağım burada yazacaklarım başlangıç olsun en son bir hastane ziyaretimde şahit olduğum acılar sonrasında uzun müddet kendime gelemedim dış dünyaya kapılarımı kapattım artık yolun diğer kaldırımında yürümeye başlamıştım ah çalıkuşu aşk güzel duyguymuş ve hayatın öncelikli en temiz kaynağı keşke aşkı hakiki renkleriyle teneffüs edebilseydik diye düşünüyorum ister mahzun olalım ister mutlu aşk rüzgarı her taraftan esiyor olması çok güzel yeter ki bakmasını hissetmesini bilelim ve kalplerimiz aşksız atmadığını unutmayalım sana olan derin sevgimi hiç kaybetmedim kendi iç hesaplaşmalarım ve hesapta olmayan sıkıntılarım elimi kolumu bağlamış olsa da  senin yerin her zaman bende başkaydı özel ve güzel olarak ne zaman gözlerimi yumsam ve ne zaman açsam gözlerimi sen varsın tebessüm ediyor yüzün masamda son resminde yalnızlığı seçtim seninle bu kalabalık şehirde boş sokaklar gibi görüyorum yürüdüğüm yolları geceleri bakarak bir yıldıza hangi düşleri kuruyorum hepsinde sen varsın çalıkuşu ne ilginç değil mi ? yaşadığın şehir yıllar önce içinden geçip yüreğimde yer eden topraklardı demek yıllar sonra seveceğim kalbin insanı buralarda yaşayacaktı hani bir şarkı sözüydü değil mi ? “..seni uzaklardan sevmeeek aşkların en güzeliiii..”. işte böyle bir şey şimdi sıkı sıkı tutunduğum hayat felsefem buna biraz buruk bakacağını düşünüyorum şartların bizi uzaklara savurduğu bu demde katlanacağımız daha çok hasret duygularımız var biliyorum  bize düşen hakkımızda biçilen bu kadere rıza gösterip sevgi bağlarımızı gevşetmemek çalıkuşu bunu senden özellikle istiyorum belki karmakarışığım yüzünden mi bunları yazıyorum bilemiyorum belki aşkı aşk yapan tutkulu bir bekleyiştir dediğimdendir eski ve yeni ağlaştığımız her şey aynı çalıkuşu  sen benim sırlarımı teslim ettiğim  güzelimsin bunu unutma …21.06.2009 / üsküdar   
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: Mektuplar...
« Yanıtla #143 : 23 Haziran, 2009, 08:23:55 ÖÖ »

ÇALIKUŞU


..kendimi ters yönde seyreden bir taşıt gibi  hissediyorum yüreğimdeki ses başka gittiğim yer başka dertlerim hiçbir yere sığmıyor kimseyle köprü kuramıyorum teselliye o kadar muhtacım ki çalıkuşu sana yazdığım satırlarla ancak rahatlıyor seninle paylaşabiliyorum sana yakınmak isteyişim bundandır yazarken hafiflemek rahatlamak istiyorum kısık sesimle daha ne kadar dayanır nefesim bilemiyorum şehrin boğucu ortamından kaçmak istiyor senin yaşadığın o çiçek kokan yerlere gelmek için can atıyorum  zaman zaman aklıma gelmiyor değil çocukluk günlerimin geçtiği o Ankara yılları o istimlak edilen gecekondu evimizin duvarları çepeçevre sarmaşık dolanırdı hanımelileri çok güzel kokardı meyve ağaçlarına eşlik eden menekşe çiçeklerinin tatlı hoş huzur edici rengi yetiyordu hayatla barışık yaşamama ve her mevsim başka kokardı güzel küçük bahçemiz ah çalıkuşu şimdilerde halimi sorma hayatı yaşamayı unutmuş bir durumdayım artık güzel kokuları çiçekleri taze sabahları bulamıyorum öylesine kirli bir savaş var ki kentin dayattığı biçimlendirdiği monotonlukta anlamsız saçma gereksiz bir kavga hızını azaltmadan sürmekte oysa benim istediğim o güzel küçük dünyam o yıkılan evimizin bana verdiği küçük hayat huzurlu mutlu güler yüzlü küçük hayatım işte şehir insanını kırlara atan bunalmışlık bu hafta sonlarını nasıl bekliyorlar ve insanlar günlüklerine belki de “..bugün Pazar beni ilk defa güneşe çıkardılar “ şeklinde dramatik olduğu kadar da melodik bir sevinci yaşadıklarını görebiliyorum istanbul’u soruyorsun ve çok merak ettiğini elbet bir gün bu güzelliği görmeye geleceğini yazıyorsun haklısın çalıkuşu gerçekten görmelisin ümit ederim pişman olmazsın trafiği ve kapkaçtısı ve sokak terörlerinden uzak mekanlarda bu mutlu ziyaretini sürdürürsün seninle olduğum zamanları buna dikkat ederek istanbul’u gezdireceğime emin olabilirsin şimdi sahilde bir çınarın altında sana bu mektubu yazıyorum sıcaktan bunalmış kuşların çınarın gölgesi içinde ötüşleri boğazın lacivert tuzlu suyunun ferahlatıcı akışı sandalların dalgalarla kaybolup ortaya çıkışı martıların sevinçli coşkulu şarkıları iskeleye yanaşan vapurların insan hikayeleri ile dolu oluşuna kadar daha binlerce güzellik istanbul’un egzotik mistik tarihsel ve insan yüzünde görmek mümkün çalıkuşu bu şehri sevdiğim de sevmediğim de her rengi kendisinde barındıran sırlarıyla tam bir baş ağrısı ve gezip gördükçe şehrin surlarında mabetlerinde zamanın kazıdığı derin çizgilere rastlıyorum siyaha çalan koyu gölgeleriyle çınarların mahzun şekilleri düşüyor akşama işte böyle çalıkuşu benimkisi böyle bir sevgi böyle bir rüya bazen hayaller kuruyor bu düşlerin peşinden koşuyorum biliyorum ki hayal kurmadan yaşamak benim için mümkün değil çünkü aşk hayalsiz olmaz eğer hayal kurma kabiliyetim olmasaydı da yine seni severdim çalıkuşu severdim yine …23.06.2009 / üsküdar
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: Mektuplar...
« Yanıtla #144 : 30 Haziran, 2009, 11:34:55 ÖÖ »

çalıkuşu

... sabahı bekleyen güvercinlere döndüm  çalıkuşu  geleceğimiz hakkında seninle neler konuşacağımı ümitlerimin ve öfkelerimin başıma açtığı dertleri düşünmekten uykusuz  geçirir oldum geceleri gri bir aydınlığın içinde buluyorum kendimi ancak sahile atarsam ruhumu o zaman sakinleşiyor dinlenmiş oluyorum mavi suyun usul usul rıhtıma vuruşu sandal gemi vapurların geçişleriyle suyun dalgalar halinde çoğalarak dört elle sahile sarılışını seyre koyulmak bana huzur mutluluk ve  hayata  tutunma gücü veriyor dalgalara ben seni anlatıyorum seninle konuşur gibi iki yana açarak ellerimi dertleşiyorum başıma gelen komik olayları da kimseyle konuşmuyorum çay ocaklarının rutubet kokan küçük oturma yerlerinde yorgunluğumu atıyor günün ağırlığını üzerimden atıncaya kadar sahilden denizin fısıltılarını dinliyorum kömür dumanlı hat vapurlarının iskele coşkusu tam bir bayram havası yaşatıyor çay ocağının önünde küçücük bir çam ağacı var dibine demliğin artığını döken çaycıyı garipsedim martıların boş gözlerle çam ağacına doğru yönelmelerine bir anlam veremedim meğer martılar alışmış arada dolaşmaya balıkçı sandallarının kıyıya yaslanmış durumlarından balıkçıların martılarla hayli dostlukları olduğunu düşündüm bazılarına isim bile vermişler inanmayacaksın ama birinin adı çalıkuşu ne kadar hoşuma gitti anlatamam arada bir buraya gelmeyi kafama yerleştirdim yaz mı başlıyor yoksa hiç kış olmadı ki mi ( burası biraz tuhaf oldu ) bilemiyorum herkes ümit dolu herkes zengin hayaller içinde sadece ben ümitlerimi besleyemiyorum bir ben kalmış olmalıyım her ne kadar bana ümidini kesme demiş olsan da elimde değil çalıkuşu yorgun ve halsiz  ve kararsızlıklar içinde çalkalanıp duruyorum başıma sık sık gelen bir karamsar insan örneği olmaktan seninle birlikte olacağım gün kurtulacağımı düşünüyorum gelişini bekleyeceğim .... 30.06.2009 / çengelköy   
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: Mektuplar...
« Yanıtla #145 : 05 Şubat, 2010, 19:37:31 ÖS »



Çalıkuşu

…bugün İstanbul hafif yağmurluydu göğün mavi teni yerini griye bırakmış martılar bu değişim içinde o beyaz gelinlikli tüyleri ile durmadan bir yandan bir yana uçuşuyorlar gah grup halinde gah suya yakın suyun içinde sevimlilikleri ile kendilerine hayran bırakıyorlardı iskeleye yanaşan vapurların nazlanmaları birkaç manevra ile iskeleye tutunmaları insanların telaşlı aceleci kalabalıkça şehre karışmaları hayatın dinamizmi içinde ilk anda gözden kaçmayan hareketliliklerdi insanların çoğu dışarının soğuk ve serin olduğunu düşünerek evlerinden çıkmamışlardı bu yüzden trafik sakin ve akıcıydı köprü çok yoğun araç trafiği altında olmasına rağmen çok kolay stressiz geçebilmiştim iyi ki kendi içime kıvrılıp kalmamışım günlerdir sıkışıp kalan ruhum açıldı ferahladım köprüden boğaz ve İstanbul eşsiz bir tablo paha biçilmez antika resim gibi seyredeni büyülüyor şu beş dakika kadar süren köprü geçişi bile yetiyor ah çalıkuşu yanımda olmalıydın gökyüzünün bu farklı renginin boğazın mavi suyunun ruhuna nasıl girdiğini renklerin bu aşkı bu güzel buluşmayı görmeliydin ne yeteri kadar kağıda dökülebilir yazılabilir ne de gereği gibi anlatılabilir görmek hissetmek bu görselliği yaşamak gerek uzun zamandır merak ettiğim ve gitmeyi ihmal ettiğim Rumeli kavağı’na bu kez gitmeye karar vermiştim havanın yağışlı olması da avantajdı sora sora uzun bir yol aldıktan sonra Rumeli feneri’ne varabilmiştim yol boyunca boğaza hakim tepelerden görünen manzara tek kelime ile büyüleyici insanın nutku tutuluyor arabayı kenara çekip yağmur altında Sarıyer sırtlarından boğazı seyre koyuldum karşı kıyılarda poyrazköy Anadolu kavağı ve Cenevizlerden kalma kalenin görünümü karadeniz’e açılan boğazın o görkemli endamı bulunduğum yerden gayet muhteşem figürler olarak gözlere ziyafet veriyordu birkaç araba daha durup merak ve hayranlıkla yağmura rağmen seyre başladılar sahilde büyük ve devasa görünümlü gemiler bu yükseklikte yapma oyuncaklar gibi kalıyor boğazın derin yoğun güçlü suların üzerinde hangi duygularla bakılsa bu manzara tek kelime ile nefes kesiyor 8 km. daha yolum vardı Rumeli feneri’ni  hayalimde daha farklı canlandırmıştım mekan ve mevki olarak muhteşem ancak fenere giden yol üzerindeki küçük yerleşim yerinde inşa edilen evlerin biçimsiz estetiksiz oluşu buranın harika fotoğrafına gölge düşürüyordu çok zarif koyu var bütün balıkçı tekneleri burada üst üste istif edilmiş gibiler meğer balıkçıların nefes aldıkları yerin kalbine gelmişim denizden çıkan doğal iri büyükçe bir kaya ilk anda dikkatimi çekti limanın –dalga kıranın inşasıyla bütünleşmiş durumda bu kadar çok martıyı bir arada görmemiştim seferden yeni dönen bir balıkçı teknesi ağlarını düzenliyor ağlardan boşaltılmış balıkların karaya çıkarılması ve martıların bütün balıkçı teknelerinin üzerindeki uçuşları geçmek bilmiyor  oturduğum çay ocağından olanı zihnime not ediyorum Karadeniz uçsuz bucaksız bir çöl gibi masmavi uzanıyordu ..


Mustafa kaya
02.02.2010 / istanbul
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: Mektuplar...
« Yanıtla #146 : 07 Şubat, 2010, 18:29:58 ÖS »

Çalıkuşu


…kar yağmışdı bugün çalıkuşu …biliyorsun İstanbul bir başka olur Beyoğlu istiklal caddesinde mi yürümek istersin yoksa galata köprüsünden geçmek mi ? veya aşiyan’da istanbul’u dinlemek çamlıca tepesinden boğazı mı seyretmek …rüya şehri bu kar yağışı altında daha büyülü bir renge gizeme dolanıyor bir görsen çalıkuşu yaşadığım hazzı tahmin edebilirsin öyle hafif kdifece iniyor ki kar taneleri başımı kaldırıp göğe baktığımda bir bayram yeri gibi yer gök İstanbul beyaza sarıldı insanlar bu beyaz baharın tadını çıkarmaya koştular eminönü’ne geçiyorum vapurla bir yandan maviyi beyaza dönüştüren kar bir yandan martıların usançsız çığlıkları tam bir festival yüzleri asılmış insanlar gitmiş yerini kar ile başlayan sıcak bakışlar almıştı herkesin zevk aldığı eğlence türüne göre şehrin her tarafı cevap veriyordu bu şaşırtmamalı çalıkuşu İstanbul anlatmakla tarifle ifade edilemeyecek kadar bir düş ülkesi eldivenlerimi atkımı paltomu alıp çıkıyorum yürüyerek galata köprüsünü geçip tünele geliyorum istiklal caddesinin keyfini çıkarmalıyım bugün uff ne kadar kalabalık bu kış kıyamet dememiş insanlar düşündüğüm gibi sanki kırlara koşuyorlar bir insan seli cadde sağlı sollu dükkanlar geniş renkli vitrinler yılbaşı hazırlıklarından kalma ışıklı süslemeler giyimden kitap dünyasına cafe’lerden lokantalara kadar ne ararsanız görmek mümkün burada çalıkuşu dikkatimi çeken bir sergiye daldım karikatür sergisiymiş hiçbir çizgiyi kaçırmadan gezdim sergi defterine “..karikatür her ne kadar eğlence içerikli çizgileri taşıyor olsalar da mesaj veren toplumu yönlendiren aydınlatan bir yönü de olmalı ancak yaşadığımız toplumun sosyal tarihsel değerlerini dinamitlemek alay-eğlenceye almak şeklinde olmamalı insanımıza karşı olan samimi sorumluluklarımızı sanat ürünlerimizde gösterebilmeliyiz ürettiğimiz hiç bir şey çatışmacı kaos niyetlerinden beslenmemeli toplumun ve insanın mahvına değil dirilişine hizmet etmeli ..” şeklinde not düştüm üşümüş bedenimi ısıtmıştım dışarı çıktığımda kendimi iyi hissediyordum rastladığım tanıdık yüzlerle ayaküstü selamlaşıyor bazıları ile de ayaküstü konuşuyordum kendimi kahve içmek için uygun bir yere atmıştım kalabalığın bazen istenmedik veya hayırlı tanışmalara da vesile olduğuna tanık oluyordum çalıkuşu yanımda önceden başlayan hararetli bir tartışma yaşanıyordu değişim ve gelişme hakkında taraflar bazen seslerini yükseltiyor bazen de sinirlenip susuyorlardı izin isteyip konuya ben de katıldım “..bizler modern dünyaya ayak uyduracağız diye dünya insanı olma kompleksi ile dayatılan kavramlar normlar üzerinden hareket ediyoruz oysa pekala kendi iç zenginliklerimizle bunu başarabilirdik yani ne geleneksel düşünecektik ne de geçmişini inkar eden bir felsefe geliştirecektik bir yandan özümüzü koruyacağız diye kendimizi ifadede yaya kaldığımız figürlerle vitrini hayli yıpranmış yüzde israrcı olmadan yola çıkacağız …yahut vitrin önemli diyerek özümüzü temel yapımızı hepten atıp inkar ve imha ederek görselliğin şarlatanlıklarına düşmeden değişebilmeliyiz…sahi neden doğru değişemedik ? ve neden niçin bu zorba dayatmacı sömürgeci modernizmin ağına tuzağına üşüyoruz değişmemizi başkaları değil biz yönlendirmeliyiz bunu biz başarmalıyız…”..çakılıp kalmıştım çalıkuşu sohbet ve konular uzadıkça uzadı kar bir yandan yağıyor istiklal caddesi ışıklarını yakmış gece bastırmıştı karanlığın içinden çoğalarak üzerimize yağan kar sonunda bizim de dikkatimizi çekti konuşmalarımızı iklimin bu değişken harika muhteşem güzelliği üzerinde yapmaya başladık hiç birbirini tanımayan insanlar olarak birbirimizi sevmeye başlamanın sadece bize has bize özgü bir güzellik olduğu hususunda hemfikir olduğumuzu söylemekten mutlu olarak ayrılıyorduk  caddenin orta yerinden geçen raylar üzerinde belli zaman dilimlerinde geçen tramvayın gecenin kar ve ışıklı gösterisi içinde doyumsuz bir görsellik bıraktığını düşünebilirsin ah çalıkuşu ellerinden tutmuş olarak seninle bu caddenin bir başından diğer ucuna karlar altında yürümeyi hayal ettim  çok mutlu etti bu duygu beni..ister miydin ? sen de..


Mustafa kaya
07.02.2010 / istanbul
Kayıtlı
Sayfa: 1 ... 8 9 [10] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: