Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
05 Eylül, 2010, 09:50:35 ÖÖ
30543 Mesaj 5433 Konu Gönderen: 509 Üye
Son üye: zozuk
Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt
mustafa kaya  |  Genel  |  Medya'dan  |  Emanet emanettir...( Ömer Lekesiz ) 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: Emanet emanettir...( Ömer Lekesiz )  (Okunma Sayısı 77 defa)
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Emanet emanettir...( Ömer Lekesiz )
« : 07 Şubat, 2010, 09:01:49 ÖÖ »

Emanet emanettir...



Dücane Cündioğlu ile Yusuf Kaplan'ın sanatın mahiyetine ve işlevine yönelik güzel yazılarını gazetemizden okuyorsunuz...

Ben sanatı (daha çok da edebiyatı) güncel boyutlarıyla, malumu ilan edercesine polemik diliyle konuşurken, kelimenin asıl emanetçileri de onun ontolojik durumunu, medeni boyutunu ve farklarını, miras oluşunu konuşmalıydılar.

Bunu bekliyordum; ben de yine güncel olanı konuşurken, kuşkusuz bundan sonra -onların sayesinde- daha rahat olacağım.

Örneğin, bugün 28 Şubat'ın edebiyatımız üstündeki etkisini birlikte rahat rahat konuşalım:

Bulanık suda balık avlama heveslilerine, sövgüden, maçoluk söyleminden, ayrımcılıktan, slogancılıktan beslenerek varlıklarını sürdürenlere fırsat vermemek için peşinen belirteyim ki, 28 Şubat niyeti, tarzı, amacı, eylemi ve sonucu itibariyle bir zerre miktarınca olsun onanamaz, makul görülemez, mazur sayılamaz.

Ancak, 28 Şubat'ın külliyen şer olduğu halde, şerde bir hayır gözetenler, şer ortamında bile hayır üretmeye azmedenler açısından baktığımızda edebi planda kimi hayırlara vesile olduğunu görebilir ve söyleyebiliriz.

Örnek mi?

1-İmam-Hatiplerin varlığından beslenen hazırcı, özensiz, ciddiyetsiz yayıncılığı sona erdirmiştir. İşini ciddiye alan butik yayınevlerimizin önü açılmıştır.

2-Vaaz edenlerle, edebiyat yapanlar kesin hatlarıyla birbirlerinden ayrılmış; dini hikaye ağıtçıları, güllü yasinciler, karınca duası şerhçileri Hacıbayram'la Eyüp'e sıkışırken, şairlerin, romancıların, öykücülerin eserleri herkesin uğrak yeri olan nitelikli kitabevlerinin raflarına yönelmiştir.

3-Edebiyatçısıyla, gazetecisiyle tüm yazarların muhatap kitlesi değişmiştir. 28 Şubat öncesinde belli bir dini kesime, cemaate, gruba yönelik olarak yazanlar, 28 Şubat'tan sonra Türkiye sınırları içinde yaşan herkesi muhatap kabul ederek yazmaya başlamışlardır.

4-Hem yaşadıkları şerrin nedenini kavramak, hem onunla tıkanan yolları kendi hayırlarına genişleterek yeniden açmak derdinde olan okurlar, ideolojik ayrımlara göre değil, söz konusu ihtiyaçlarına göre nitelikli eserleri okumaya, iyi düşünmeye ve konuşmaya başladıkları için moral planda da olsa entelektüel ortamdaki üstünlük Müslümanlara geçmiştir.

Bugün itibariyle, hâlâ sistemin ve bankaların sağladığı imkanlarla ayakta durmaya çalışan solun, sitemin imkanlarını sınırlı sayıdaki yandaşlarıyla paylaşmaya uğraşan sağın, asıl sivil ortamda var olmaları, halkla bütünleşerek toplumsal düzeyde varlık göstermeleri ancak ve ancak Müslümanlarla mümkündür.

Diğer bir söyleyişle, 28 Şubat 1997'den bugüne net olarak değişen şudur: İnançlarına bağlı kalanlar, sadece inançlarından ve milletten güç alanlar, kendi düşüncelerini ifade etme hakkını arayanları da koruma ve gözetme zorunluluğunu üstlenmişlerdir.

Mevcut iktidarın, bu gelinen noktadaki önemli katkılarını göz ardı etmemekle birlikte, hak savunusu söz konusu olunca, gerekirse ona rağmen konuşulması, adaletin hatırlatılması, yanlışlıkların ifşa edilmesi hem imanî, hem de insanî bir gereklilik olarak Müslümanların sorumlulukları arasında yer almıştır.

Buradan bakınca, edebiyatımız açısından bir problem yokmuş gibi görünüyor. Çünkü edebiyat su gibidir, istense de sıkıştırılamaz.

Ancak, bugün itibariyle basında, sınırları gün geçtikçe kalınlaştırılan kamplaşma, söz konusu sonuca zarar veriyor.

Örneğin, besinleri ayrımcılık ve varlıkları çatışma, zıtlaşma, sövgü üstüne kurulu olanlar, düşmanlıktan nemalananlar "bizden olmayan doğruyu söyleyemez" anlayışıyla, doğruyu söyleyenlerin sözlerini, "dönek, sahtekar, yalancı, darbeci, münafık, ergenekoncu" naralarıyla işittirmemeye çalışmanın ötesinde, tipik bir kan davalısı psikolojisiyle, "Sibel Eraslan, Nihal Bengisu Karaca, Özlem Albayrak, Ayşe Böhürler, 'bırakın Nuray Mert konuşsun' diyemezler" teranesiyle hükmünü yitirmiş bir radikalizmi, fanatizmi içten içte beslemeye, büyütmeye çalışıyorlar.

Bu yüzden, en iyi gazetecimiz "en iyi çakandır", en basiretli yazarımız "biz seni biliriz" hatırlatmasıyla "düşmana" parmak sallayandır anlayışı ne yazıktır ki hâlâ taraftar bulabiliyor; Ertuğrul Özkök tek başına onlarca yazarın hemen her gün hedefinde yer alabiliyor.

Hiç kimsenin 28 Şubat'ta olup bitenleri, '411 el kaosa kalktı'yı unutmak gibi bir lüksü yoktur.

Yoktur ama, tekrar söylüyorum, haklı olana hakkını teslim etmek, mazlumun yanında yer almak, doğru söyleyeni desteklemek gibi imanî ve insanî mecburiyetleri vardır.

Çünkü adalet, akıl ve basiret sahiplerine verilmiş bir emanettir...

O halde, emanet sahipleri, kendilerine emanet edilene sahip çıkmak zorundalar.

Adı üstünde, "emanet!"

Biz bu emanete layık olmaz ve onun üstüne titremezsek, emaneti verenin rahmetine de uzun süre mazhar olamayız.

Ki, adalet damarının kesik olduğu yerde, edebiyata da temiz kan taşıyamayız.


ÖMER LEKESİZ
18 Ocak 2010 Pazartesi
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 15778



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: Emanet emanettir...( Ömer Lekesiz )
« Yanıtla #1 : 22 Şubat, 2010, 17:57:03 ÖS »

Mürekkepsiz...




"Söz uçar, yazı kalır" deriz... Yazının kalıcılığına dair bir vurgu yapmak için kullanırız bu cümleyi...

Sadece bunun için mi?

Yazanlar / yazılanlar için bir uyarı olarak da kullanırız onu...

"Bak yazılan kalıyor; yazdıkların, senin kendi ellerinde ürettiğin belgelerdir, o halde ayağını denk al!"

Mürekkebin, insana çektiği tatlı bir numaraya dönüşür böylece yazı...

"Sen misin, hakikat (ses) âleminden, sözü gasbedip, benimle söze (harflere) suret veren; icadın senin cezandır, al bakalım" der gibi nanik yapar sanki bize mürekkep.

Bu manada, hemen her icadı ayağına dolaştığı halde, icat etme ihtirasını dizginleyemeyen insan, nihayet "mürekkepsiz yazı"yı da keşfederek, mürekkepten bir tür rövanş aldığını sandı...

Artık bilgisayarlarda, mürekkepsiz yazıyoruz...

Mürekkepsiz yazdığımız için de artık "yazma sorumluluğu"ndan değil, "yazma sorumsuzluğu"ndan söz ediyoruz...

Yazma sorumsuzluğunu kuşanmakla yetinmeyip, fazla tedbirde fayda gözeterek sorumsuzluğumuzu çeşitli yöntemlerle tahkim de ediyoruz...

Diğer bir söyleyişle, mürekkepsiz yazı, özü itibariyle sanalken, bu sanallığı başka sanal perdelerle destekliyoruz.

Örneğin, ekranda var"mış gibi"liğimizi, "nick name" ile pekiştiriyoruz...

Peki, "katmerli örtüler"in ardından yazmak, kime ne kazandırıyor?

"Katılımcı sözlük"leri düşünerek arayalım bu sorunun cevabını:

Yazmak (yazar olmak) için, izlenmesi gereken (okumak, incelemek, gözlemlemek, anlamlandırmak, alıştırma yapmak, zihin yormak, dergi kapılarında sıra beklemek, tarz oluşturmak vs. vs. gibi) aşamaları es geçip, kısa süreli bir "çaylak"lıktan hemen sonra "yazar" oluverme şansını kazandırıyor.

Yazma yeteneğine sahip olduklarını sanıp, mürekkeple yazma konusunda engellendiklerini düşünenlere, yazarlık havasını atacakları geniş bir hareket alanı kazandırıyor.

Mürekkeple yazma sorumluluğunun hakkını veremeyip, edebiyat kanonunun dışına düşenlere, "sorumsuzluk" duygusu içinde, bir intikam özgürlüğü kazandırıyor.

Birilerine, geçerli ya da geçersiz nedenlerle diş biledikleri halde, medeni cesaretten yoksunlukları yüzünden bunu mürekkeple dile getiremeyenlere, sövme, iftira etme şehvetini zevkle yaşama cesareti veriyor.

Vikipedia'da "her türlü kelime ve kavram hakkında, kayıtlı yazarların yorumlarını içeren, katılımcı sözlük (Collaborative Hypertext Dictionary) tarzında bir ağ sayfası" olarak tanımlanan söz konusu sözlüklerin, son on yılda pıtrak gibi çoğalmasındaki asıl etki başka nasıl gerekçelendirilebilir?

"Sorumluluğun" sınırlandırıcı, daraltıcı etkisine karşılık, "sorumsuzluğun" sınır tanımazlığı ve yaygınlığı...

Nick-nicke, "masumca bir eğlenme" niyetinden, sadece tatminsizlerin tatminine yarayan uygulamaların üretilmesi...

Bunca sorumsuzluğun, kimi akıl ve ahlak sahiplerini "çok kirlendi, artık temizleyelim" deme noktasına getirmesi beklenirdi... Çünkü sorumsuzluk yaygınlaşabilir ama tümüyle kuşatıcı ve asla uzun soluklu olamaz...

İşte, itusozluk, uludagsozluk ve son olarak ihlsozluk... Mürekkepsiz yazma sorumsuzluğundan, mürekkepsiz yazma sorumluğuna iyi niyetli bir dönüş çabası olarak değerlendiriyorum bunları ve benzeri katılımcı sözlükleri...

Örneğin, "ihlsozluk" başlığı altındaki kimi "entry"ler "sorumluluk" vurgusunu güçlendiriyor.

Ve "sözlük hakkında sık sorulan sorular"daki şu diyaloglar:

"- Hukuki ve cezai sorumluluk ne ki?

- (...) cezai sorumluluk da ceza kanunları çerçevesinde savcılık ve dahi ceza mahkemeleri ile muhatap olmanıza sebebiyet verecek sorumluluktur. bu anlamda sözlüğün sahibinin başını ağrıtacak ve bize de yakışmayacak tanımları sevmeyiz buralarda.

- Biz derken?

- Yüzde 99'u müslüman, yüzde 100' yüksek ahlak ilkelerine bağlı ihlsözlük ailesi.

- Ne yapacaksınız yani? satacak mısınız bizi?

- Bir yazara hakaret ya da küfür ettiğiniz zaman, her türlü bölücülük yaptığınız zaman, kanunda cezai yaptırımı olan bir fiili işlediğiniz zaman anında satarız. hem de büyük bir gönül huzuru ile."

İstanbulsghot, ahmet müsaade etmez, haritacı70, rosaparks, ufunet, poetical, acz ve fakr, bilgekralalia, iyibilgi, detroitli kızıl, adapazarlı, lombardini, mechul-x, melalkolik, dersu, reyhane, tekfurun kızı, harzemsah... ve diğerleri...

Katmerli örtülerin ardındaki örtüsüzler...

Mürekkepsiz yazı ortamına mürekkeple yazma sorumluluğunu aşılayanlar ya da...

Sözü, ses (fena) aleminden devşirdiklerine ilişkin kadim bir bilinci kuşanıp, yine onları ses (fena) alemine iade edenler veya...

Sorumsuzluk evreninde sorumluluk üretenler...

Neden olmasın?

Hadi bakalım bir de onları görelim...

Uludagsozluk, itusozluk, ihlsozluk...

Mürekkepsiz mürekkepliler...

Sorumluluktan ne kadar sorumlu olacaklar?

Görelim.



Ömer Lekesiz
08 Şubat 2010 Pazartesi
Kayıtlı
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: