Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
10 Aralık, 2019, 21:59:21 ÖS
45283 Mesaj 7064 Konu Gönderen: 592 Üye
Son üye: Umut
Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt
mustafa kaya  |  Yazılarım  |  Serbest  |  AYETLERİN IŞIĞINDA 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: 1 2 [3] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: AYETLERİN IŞIĞINDA  (Okunma Sayısı 2465 defa)
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: AYETLERİN IŞIĞINDA
« Yanıtla #30 : 11 Kasım, 2019, 07:47:58 ÖÖ »

NEBİ’NİN DOĞUMU

Peygamberimiz , vahşette ve kabalıkta düşünce ve haya’da iflas etmiş cahili karanlık kaba bir toplumun içinde büyüdü , kız çocuklarını diri diri gömen insanlıktan uzak utanç verici ahlak yoksunu bu  toplumda , medeni nazik iyi huylu olmayı anlatmak , insanlığı ve ahlakı ve adaleti yerleştirmeye çalışmak tabi ki kolay değildi,  bunun için evrensel , doğru,tutarlı bir metod gerekiyordu , işte , Allah’ın sözünden çıkmayan peygamberimiz de , bu sadık teslimiyet ve imanı sayesinde Allah’ın yardım ve desteğini görüyordu , böylece  çileli hüzünlü yorucu bir mücadelede zaferle sonuçlanan gelişmeler yaşanıyordu . Öyle ki şer gibi görünen durumlar hayra dönüşüyordu (hudeybiye) .Eğer mucizelerle destekli mucizeler gösteren biri olsaydı Peygamberimiz , otururdu köşesinde her şey mucize düğmesi ile hallolur , ne Mekke dönemi sıkıntıları üzüntüleri , ne de hicret süreci korku ve sıkıntıları yaşanırdı , her şey olup biterdi , bedir uhud hendek gibi büyük gazveler yaşanmaz şehitler verilmezdi , demek ki insanın , inandıklarını yaşaması , karşılaşacağı zorluklarla mücadele etme disiplini ve metodu , gayret ve çabası gerekiyor , nasıl ki toprağı sürmeden tohum atmadan ürün almak söz konusu değilse, peygamber olsa da insan , çaba göstermeden koşturmadan mücadele etmeden hiçbir mesafe alamaz , ne Allah , ne de melekler onu desteklemez , biz Müslümanlar olarak , biz de Allah’ın sözünden çıkmazsak başarılar bizimle olur , nasıl ki peygamber ve beraberindekiler,biraz açlık,biraz korku ,mahsullerden azalma ve ölümlerle sınandılar(bakara-155) bizler de imtihan edileceğiz ve sabırlı duruşumuzla Allah’ın yardım ve desteğini alarak dünyamızı kazanacağız.

Muhammed  , Allah’ın Rasulü’dür  , o bir  insandır ve ahlakı ile insani ilişkileri ile güzel bir insandır ,içimizden biridir ..
(Fetih /29 )                                                                            للَّهِ رَسُول  مُحَمَّدٌ


(Fussilet 41/6)
قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَىٰ إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ ۗ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِكِينَ

''..de ki “ Ben de sizin gibi insanım. Bana bildirilen sadece şu: İlahınız tek ilahtır; doğrudan ona yönelin ve günahlarınızı bağışlamasını isteyin....''


(Bakara - 151)

كَمَا أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ


‘’..nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size kitabı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi öğreten bir peygamber gönderdik…’’


Peygamberimiz doğmadan önce babasını 6 yaşında annesini kaybetmiş olmasına rağmen , hayata tutundu  iyi doğru güzel davranışları ile bilindi , sosyal hayatı ve insan ilişkileri açısından yaşadığı Mekke şehri kendisini , en güvenilir , ahlakı en yüksek , en karakterli iyi huylu biri olarak tanıdı ,peygamber insan , cahiliye olarak bilinen Mekke’nin o şirk ve küfür sürecinde kendisini korumasını bildi , zaten içi çekmiyor benimsemiyordu putperest bir yaşam biçimini , sık sık Mekke yakınlarındaki nur dağına çıkar hıra mağarasına çekilir akıl ve tefekkür yürütürdü , toplumun hayasız ve iffetsiz kaba haline ruhu ve aklı tepki içindeydi ,üzgün ve ne ler yapılmalı , nasıl olacak düzelecek bu gidiş diyerek şaşkın ve çaresizlik içindeydi , evet öksüz ve yetimdi ..

(Duha /6)

فَآوَىٰ يَتِيمًا يَجِدْكَ أَلَمْ


‘’..O, seni yetim bulup barındırmadı mı..? ’’

(Kalem /4)
خُلُقٍ عَظِيمٍ  وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ
‘’..ve hiç şüphesiz büyük bir ahlak üzeresin…’’

Mekke halkı kendisini güvenilir emin görüyor olmasında haksız değildi , fakir zengin ,hür veya köle hiç fark etmezdi herhangi bir ayırım gözetmeksizin  herkesle aynı  ve onlardan biri olarak yerini alırdı , ne dedesinin , ne de amcası Ebu Talib’in Mekke’nin en tanınmış birileri olmasına rağmen bunu fırsat bilip kısa yoldan zenginlik servet peşinden koşmadı , aksine kah çobanlık kah meşakkatli  yolculuklar yapan ticaret kervanları içinde  bulundu . İşinde ve ticari faaliyetlerinde göz doldurdu herkesin takdirini sevgisini aldı .Kendisini  örnek aldığımız Peygamberimiz  , aramızda büyüyen ,bizimle aynı olan ,acıkan ve doyan , üzülen ve sevinen , düşünen ve akleden biriydi , insandı ve bir insanın taşıması gereken  fıtri  hasletleri  , en güzel şekilde üzerinde taşırdı , onun doğmadan önce insanlığın ilk atası Adem’den önceye taşınmasına , ilk olarak onun ruhu yaratıldı efsanelerine ihtiyaç duyulmasına gerek duyulmayacak kadar insandı , Mekke toplumu tarafından tüm yönleri ile göz önünde olan ve bilinen doğal bir insandı.Bunu neden söylüyoruz , çünkü Mekke’liler peygamberlik görevi verilince , çocukluğundan beri bildikleri muhammed için , eğer peygamber verilecekse bizim gibi hatırı sayılır zengin hurma bahçelerine sahip ileri gelenlerden birine verilmeliydi , ya da yerden sular fışkırtmalı her hareketi mucizelerle dolu olmalı , ya bir melek olmalıydı ya da etrafında melekler olmalı veya bize melekleri Allah’ı göstermeli , yoksa bizim gibi pazarda dolaşan acıkan evlenen çoluk çocuk sahibi olan biri peygamber mi olur muş diyorlardı , yani insan olarak kabul etmiyor veya servet mal mülk sahibi ulaşılmaz güçlü biri olması gerektiği üzerinde fikir yürütüyorlardı  …

(Ankebut 29/50)
وَقَالُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ آيَاتٌ مِنْ رَبِّهِ ۖ قُلْ إِنَّمَا الْآيَاتُ عِنْدَ اللَّهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُبِينٌ
“Ona Rabb’inden mucizeler indirilseydi ya!” derler. De ki: “ Mucizeler sadece Allah katındadır. Ben açıkça uyarıda bulunan bir kişiyim ; o kadar...”


 (Ankebut 29/51)
أَوَلَمْ يَكْفِهِمْ أَنَّا أَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَرَحْمَةً وَذِكْرَىٰ لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Anlaşılır bir şekilde okunan bu Kitabı sana indirmiş olmamız onlara yetmiyor mu? İnanan bir topluluk için bu bir ikram ve doğru bilgidir.

( Furkan /41)   

وَإِذَا رَأَوْكَ إِنْ يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَٰذَا الَّذِي بَعَثَ اللَّهُ رَسُولًا

   ‘’..seni görünce sadece hafife alıyor ; “Allah , elçi olarak bunu mu görevlendirmiş ?” diyorlar


(Rad /27)
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا أُنْزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِنْ رَبِّهِ


''..ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler) derler ki “ Rabbinden ona bir mucize indirilseydi ya..”

(Kehf 18/110)

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَىٰ إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ ۖ فَمَنْ كَانَ يَرْجُو لِقَاءَ رَبِّهِ فَلْيَعْمَلْ عَمَلًا صَالِحًا وَلَا يُشْرِكْ بِعِبَادَةِ رَبِّهِ أَحَدًا
‘’…de ki "Ben de tıpkı sizin gibi insanım. Bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunmaktadır. Kim Rabbine kavuşmayı umuyorsa iyi iş yapsın ve tek olan Rabbine kullukta, hiçbir şeyi O’na ortak saymasın..."


(Zuhruf 43/53)
فَلَوْلَا أُلْقِيَ عَلَيْهِ أَسْوِرَةٌ مِنْ ذَهَبٍ أَوْ جَاءَ مَعَهُ الْمَلَائِكَةُ مُقْتَرِنِينَ
‘’..üzerine altın bilezikler yağsaydı ya ! çevresinde meleklerin dolaşması gerekmez mi..? ”


(İsra 17/90)
وَقَالُوا لَنْ نُؤْمِنَ لَكَ حَتَّىٰ تَفْجُرَ لَنَا مِنَ الْأَرْضِ يَنْبُوعًا
‘’..dediler ki; “ bize bu topraktan akıp giden bir pınar fışkırtıncaya kadar sana inanacak değiliz.’’

İsra 17/91)
أَوْ تَكُونَ لَكَ جَنَّةٌ مِنْ نَخِيلٍ وَعِنَبٍ فَتُفَجِّرَ الْأَنْهَارَ خِلَالَهَا تَفْجِيرًا
‘’..hurması ve üzümü olan bir bahçen de olabilir; ırmakları onların arasından da akıtabilirsin…’’


 (İsra 17/92)
أَوْ تُسْقِطَ السَّمَاءَ كَمَا زَعَمْتَ عَلَيْنَا كِسَفًا أَوْ تَأْتِيَ بِاللَّهِ وَالْمَلَائِكَةِ قَبِيلًا
‘’..ya da sandığın gibi gökyüzünü üstümüze parça parça düşürürsün. Allah’ı ve melekleri karşımıza getirsen de olur…’’

 (İsra 17/93)
أَوْ يَكُونَ لَكَ بَيْتٌ مِنْ زُخْرُفٍ أَوْ تَرْقَىٰ فِي السَّمَاءِ وَلَنْ نُؤْمِنَ لِرُقِيِّكَ حَتَّىٰ تُنَزِّلَ عَلَيْنَا كِتَابًا نَقْرَؤُهُ ۗ قُلْ سُبْحَانَ رَبِّي هَلْ كُنْتُ إِلَّا بَشَرًا رَسُولًا
Altından yapılmış bir evin olsa yahut gökyüzüne çıksan? Bize okuyacağımız bir kitap indirmedikçe çıktığına da inanacak değiliz ya.” De ki “Rabbime boyun eğerim; ben elçi olan bir beşerden başka neyim ki?

 (İsra 17/94)
وَمَا مَنَعَ النَّاسَ أَنْ يُؤْمِنُوا إِذْ جَاءَهُمُ الْهُدَىٰ إِلَّا أَنْ قَالُوا أَبَعَثَ اللَّهُ بَشَرًا رَسُولًا
‘’..kendilerine doğru yolu gösteren kişi gelince bu insanları inanmaktan alıkoyan şu sözleridir: “Allah elçi olarak bir adamı (beşer) mı gönderdi..? ”

 (İsra 17/95)
قُلْ لَوْ كَانَ فِي الْأَرْضِ مَلَائِكَةٌ يَمْشُونَ مُطْمَئِنِّينَ لَنَزَّلْنَا عَلَيْهِمْ مِنَ السَّمَاءِ مَلَكًا رَسُولًا
‘’..de ki “Yeryüzüne yerleşip dolaşanlar melekler olsaydı, onlara elçi olarak elbette gökten bir melek gönderirdik…”

 Evet işte böyle karşılanmıştı risalet görevi alınca Mekke’de peygamberimiz , böyle bir bakış açısını ne yazık ki günümüz Müslümanları da değişik bir versiyonla iddia ediyorlar , dün mekke’li müşrikler ondan mucizelerle dolu icraat ve görsellikler isterken günümüz Müslümanları da bol miktarda müşriklerin istediği mucizeleri takdim ediyorlar , oysa hiç biri kur’an’da anlatılmadığı gibi mucize verilmediğinden bahsedilir , ne yazık ki geleneksel olarak inanılan , kabul edilemeyecek yakıştırmalarla tuhaf şekilde  iltifat ve kutsamalar mucizeler var edilmiştir.. , yani peygamber olan peygamber , daha doğmadan kisra sarayının yıkılmadık sütunları kalmadığından  , kuruyan sava gölünün kurumasına , çocukken ve peygamberken göğsünün yarılması kir ve günahtan arındırılması, hatta daha ruhlar yaratılmadan ilk yaratılan ruhun ,  peygamberimizin ruhu olduğu , kainat onun yüzü suyu hürmetine yaratıldığı …vb , rivayetlerde daha da ileri gidilerek Allah’ın , sen olmasaydın hayatı ve  kainatı yaratmazdım dediği  iddiasına kadar gitmektedir , oysa Allah evreni ve insanları niye yarattığını Kuran’da açıkça anlatmaktadır,ve hiçbir şekilde yaratma işlerini şarta bağlamaz bağlamamıştır da  , sorgulanmaz da ‘’..O, yaptıklarından dolayı sorgulanamaz…’’  (Enbiya-23) ,kısacası bu rivayet hem uydurmadır hem de Rabbimizin anlattıklarıyla da açıkça çelişmektedir :

(Bakara /29 )

                  جَمِيعًا لْأَرْضِ فِي مَا لَكُمْ خَلَقَ الَّذِي هُوَ


‘’…O Allah’tır ki, yeryüzündekilerin tümünü sizin için yarattı…’’

(Zariyat /56)
وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْإِنْسَ إِلَّا لِيَعْبُدُونِ


‘’..Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım…’’

Peygamberimiz için doğum günü üzerine konuşacaksak , örnek alacağımız biri olmalı Kur’an dili ile, usvetü hasene peygamberimiz’in bizim gibi bir insan olduğu gerçeği yukarıda ayetlerde gördük , biz peygamberimizi en doğru en gerçekçi en örnek insan okumayı ancak Kur’an dan öğrenebiliriz yoksa , konu peygamber insanın , insan hüviyetinden çıkartılıp erişilmez kutsal bir ruh kalıbına sokulmasını aktaran rivayetler bize örnek Rasul’ü tanıtmaktan uzaktır . Kur’an , mucize olarak sana bu kitabı indiriyoruz, bu hitabı bu vahy’i bildiriyoruz başka bir mucize vermedik diyor , fakat  onlarca mucize süslemeleri  ile dolu rivayet yoğunluğu kur’an’ın anlattığı gerçek peygamberin önüne çıkmıştır, oysa Müslümanlar insan olan bir peygamberi örnek almakla mükelleftirler..yoksa erişilmez bir varlığı örnek almak hem fıtrata aykırı hem Allah’ın sözünü değiştirmekten farksızdır ve  saygısızlıktır, oysa Allah , dünya ve ahıreti umanlar için Allah’ın Rasülü’nde sizin için güzel bir örnek vardır diyor , biz ne yapıyoruz  örnek alınamayacak yüce bir ruhtan bahsediyoruz ve anlatıyoruz  , biz Kur’an’ın anlattığı nebi insan muhammed peygamberimizi seviyor ve onu tüm gerçekçi tanıtımından hareketle örnek alıyoruz , yoksa mucizelerle yüklü birini örnek almak imkansızdır .

(Ahzab 33/21)
لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا


‘’…şüphesiz, sizden Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah'ı çok ananlar için, Allah'ın Peygamberinde güzel bir örnek vardır..’’ Ahzab-21



İslam , gerçekçi fıtri ve insan doğasına uygun çelişiksiz bir dindir , yani en olmadık mucivezi  iltifatlarla donatılmış bir peygamber  profili çizmiyor bize , bizim gibi insan peygamber insanı anlatıyor , ben de sizin gibi bir insanım diyor ,  kuru et yiyen bir annenin çocuğuyum ben de diyor , biyonik mücize adam peygamberi  mi  insanlar örnek alır , yoksa kendileri gibi insan olan , ancak Allah’tan vahy alan bir peygamberi  mi örnek alır ,  sormak gerekiyor  , kısa zamanda tüm Arabistan ve daha fazlası coğrafyalar mucizelerle destekli donatılmış bir Peygamberden etkilenerek mi  islam oldular , bu dine bağlandılar , yoksa  vahy’in ,  insani değerler taşıması , tutarlı ve evrensel  gerçekçiliği , insan haklarına verdiği önem  ve sevgi  ve adalet hitabından mı ? her kim muhatap olduysa bu zikre(kitaba,vahye)radikal bir dönüşüm geçirmiş fıtrat olana dönmüştür,bedevi insan medeni olmuş müşrik olan da muvahhid olmayı seçmiştir , çünkü kur’an , akli ve kalbi bir zikirdir , gerçekçi ve evrensel bir hitapdır, tüm hayatı kuşatıcı insani,ahlaki, adil ve sevgi kaynaklıdır, kur’an’ı dinleyen eski alışkanlıklarını cahili hayatlarını terk ettiler ,


İsra /59)
وَمَا مَنَعَنَا أَنْ نُرْسِلَ بِالْآيَاتِ إِلَّا أَنْ كَذَّبَ بِهَا الْأَوَّلُونَ ۚ
''..seni âyetlerle/mucizelerle göndermemizi engelleyen tek şey, öncekilerin onlar karşısında yalana sarılmalarıdır...''



 ,görülüyor ki mucizeler bile insanı geçmişte bazılarını  ikna etmekten uzak olup yalana sarılmalarına neden olması  ,son peygambere , önceki peygamberlere verilen apaçık mucizeler yerine dönemin en etkileyici gerçek verilmiştir , nedir bu ? söz ve hitabette , insan aklına düşünce ve kalbine işleyen ikna edicilikte tartışmasız bilgi belgeleridir ,Allah’ın kelamı  vahy , sözlerin en güzeli en mükemmeli olarak mucize isteyenler için  yeterlidir , yani mucize isteyenler için peygamberimize inen vahy mucizenin ta kendisiydi , ruhen ve aklen ikna olmak isteyenler için akli , sosyal ve ilmi gerçeklerdi vahy , hal böyle iken kur’an’ın anlatmadığı bahsetmediği yüzlerce mucize anlatımlı peygamber profili nasıl oldu da oluştu , geçmiş peygamberlerin mucizeleri sıralanırken neden peygamberimizin varsa mucizesi  niçin bahsedilmezken zorlama rivayetler ile yüzlerce mucize yapıştırıldı ,, sebebini yukarıda ayetle söyledik , sana mucize vermedik diyor Allah , çünkü öncekiler hep yalanladılar yalana sarıldılar yine aynı olacaktı,


(Rum 30/30)
فَأَقِمْ وَجْهَكَ لِلدِّينِ حَنِيفًا ۚ فِطْرَتَ اللَّهِ الَّتِي فَطَرَ النَّاسَ عَلَيْهَا ۚ لَا تَبْدِيلَ لِخَلْقِ اللَّهِ ۚ ذَٰلِكَ الدِّينُ الْقَيِّمُ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَ النَّاسِ لَا يَعْلَمُونَ


‘’..yüzünü dosdoğru bu dine, Allah’ın insanları yarattığı fıtrata çevir. Allah’ın yarattığının yerini tutacak bir şey yoktur. O, insanları ona göre yaratmıştır. Doğru din budur ama çoğu insan bunu bilmez…’’

Peygamberlik görevi süresince Mekke halkıyla  ve vahy’i tebliğ ettiği her insanla iyilikle güzellikle unutulmaz bir sevgi dili ile konuştu , böylece yakın uzak coğrafyainsanlarında  islam dinine teslimiyet ve bağlılığın temelinde , peygamberimizin insani ahlaki sevgi ve adalet dili etkili olmuştur , peygamberimizin yaşayan sünnetini devam ettiren Müslüman insanlar , yeryüzünün bir çok coğrafyasında bu üslup bu hitap ve ölçüler içinde islam dininin yaygınlaşmasının öncüsü olmuşlardır, 
 (Nahl 16/125)
ادْعُ إِلَىٰ سَبِيلِ رَبِّكَ بِالْحِكْمَةِ وَالْمَوْعِظَةِ الْحَسَنَةِ ۖ وَجَادِلْهُمْ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنْ ضَلَّ عَنْ سَبِيلِهِ ۖ وَهُوَ أَعْلَمُ بِالْمُهْتَدِينَ

''...Sen, Rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel şekilde mücâdele et! Rabbin, kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve O, hidayete erenleri de çok iyi bilir...'' Nahl – 125


(Al-i İmran 3/159)
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِنَ اللَّهِ لِنْتَ لَهُمْ ۖ وَلَوْ كُنْتَ فَظًّا غَلِيظَ الْقَلْبِ لَانْفَضُّوا مِنْ حَوْلِكَ ۖ فَاعْفُ عَنْهُمْ وَاسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِي الْأَمْرِ ۖ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى اللَّهِ ۚ إِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُتَوَكِّلِينَ

‘’…onlara nazik davranman, Allah’ın sana olan iyiliği sebebiyledir. Kaba ve katı yürekli olsan yanından dağılıp giderlerdi. Kusurlarına bakma; onların bağışlanmaları için dua et. Her konuda görüşlerini al. Bir de karar verdin mi, yalnız Allah’a güvenip dayan. Allah kendine güvenip dayananları sever…’’

Peygamberimiz , vahşette ve kabalıkta düşünce ve haya’da iflas etmiş cahili karanlık kaba bir toplumun içinde büyüdü , kız çocuklarını diri diri gömen insanlıktan uzak utanç verici ahlak yoksunu bu  toplumda , medeni nazik iyi huylu olmayı anlatmak , insanlığı ve ahlakı ve adaleti yerleştirmeye çalışmak tabi ki kolay değildi,  bunun için evrensel , doğru,tutarlı bir metod gerekiyordu , işte , Allah’ın sözünden çıkmayan peygamberimiz de , bu sadık teslimiyet ve imanı sayesinde Allah’ın yardım ve desteğini görüyordu , böylece  çileli hüzünlü yorucu bir mücadelede zaferle sonuçlanan gelişmeler yaşanıyordu . Öyle ki şer gibi görünen durumlar hayra dönüşüyordu (hudeybiye) .Eğer mucizelerle destekli mucizeler gösteren biri olsaydı Peygamberimiz , otururdu köşesinde her şey mucize düğmesi ile hallolur , ne Mekke dönemi sıkıntıları üzüntüleri , ne de hicret süreci korku ve sıkıntıları yaşanırdı , her şey olup biterdi , bedir uhud hendek gibi büyük gazveler yaşanmaz şehitler verilmezdi , demek ki insanın , inandıklarını yaşaması , karşılaşacağı zorluklarla mücadele etme disiplini ve metodu , gayret ve çabası gerekiyor , nasıl ki toprağı sürmeden tohum atmadan ürün almak söz konusu değilse, peygamber olsa da insan , çaba göstermeden koşturmadan mücadele etmeden hiçbir mesafe alamaz , ne Allah , ne de melekler onu desteklemez , biz Müslümanlar olarak , biz de Allah’ın sözünden çıkmazsak başarılar bizimle olur , nasıl ki peygamber ve beraberindekiler,biraz açlık,biraz korku ,mahsullerden azalma ve ölümlerle sınandılar(bakara-155) bizler de imtihan edileceğiz ve sabırlı duruşumuzla Allah’ın yardım ve desteğini alarak dünyamızı kazanacağız.



Mustafa kaya
09.11.2019 / çengelköy


Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: AYETLERİN IŞIĞINDA
« Yanıtla #31 : 13 Kasım, 2019, 07:55:22 ÖÖ »

temizlenmesi gereken nefstir, ruh değildir. Ruh Allah tarafından bize üfürüldüğü için (Secde 9) tertemizdir ve arınmaya da ihtiyacı yoktur. Temizlenmesi gereken nefstir. Bakınız Kur’an ayetleri ne diyor. “Kim nefsini tezkiye ederse (arındırırsa) o felaha ermiştir.(Şems 9)”, “ … kim tezkiye olursa (nefsini tezkiye ederse, arındırırsa) o takdirde bunu sadece kendi nefsi için yapar. Ve dönüş Allah’adır.( Fatır 18), “Kendi nefislerini temize çıkaranları (tezkiye ettiklerini söyleyenleri) görmedin mi? Hayır (öyle değil) Allah dilediği kişinin nefsini tezkiye eder….(Nisa 49), “…. Öyleyse nefislerinizi temize çıkarmayın (nefislerinizi tezkiye ettiğinizi iddia etmeyin. O (Allah) kimin takva sahibi olduğunu en iyi bilendir.” (Necm 32) İç dünyamızda bize kötülüğü emr eden nefsimizdir, yani ruhumuz değildir. Çünkü nefsimizin kalbinde hastalıklar ( afetler) vardır. Cehalet, cimrilik, dedikudu, fitne ve fesat, hırs ve şehvet, haset, isyan, iptilalar, kin ve adavet, küfür, öfke ve gayz, sabırsızlık, vefasızlık, yalan, zan, ve zülüm. Bunların hepsi nefsimizin hastalıklarındır. Arınması gereken temizlenmesi gereken bunlardır. Bakınız sevgili hocam Kabil kardeşi Habil’i nefsinin kalbindeki haset yüzünden öldürmedi mi? ” Bunun üzerine nefsi onu kardeşini öldürmeye kandırdı.(kolay ve zevkli gösterdi) böylece onu öldürdü. Sonra hüsrana uğrayanlardan oldu.”(Maide 30), Hz. Adem ile Hz. Havva nefslerinin kalbindeki hısr yüzünden yeryüzüne indirilmedi mi? “ İkisi şöyle dedi: “Rabbimiz biz nefislerimize zulmettik, şayet sen bize mağfiret ve rahmet etmezsen, biz mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz.”(Araf 23) Peygamber Efendimiz (s.a) “Hasetten sakının çünkü haset yüzünden Kabil Habil’i öldürdü. Hırstan sakının çünkü hırs yüzünden Hz. Adem ile Havva yeryüzüne indirildi.” Diye buyurmuyor mu? Bakınız sevgili hocam Hz. Yusuf ne diyor.” Ben nefsimi ibra edemem (temize çıkaramam). Muhakkak ki nefs sui olanı (şerri kötülüğü) emr eder. Rabbimin Rahim esması ile tecelli ettiği nefisler hariç, Muhakkak ki Rabbim Ğafur ve Rahimdir.” Evet hocam Ruhun kötü olduğuna dair ve arınması gerektiğine dair Kur’an’ı kerimde tek bir ayet var mı? Baştan sona kadar kur’an’ı araştırın buna dair tek bir ayet bulamasınız. Tam tersi Kur’an ruhun Allah’ın emrinden olduğunu söylemiyor mu? “ Ve sana ruhtan sorarlar. De ki:” Ruh Rabbimin emrindendir” ve size (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi. (İsra 85) Kuran ayetleri bunu söylerken nasıl olurda ruhlar Allaha ortak (Şirk) koşar. Tam tersi Allah’a şirk koşan Allah’ın emirlerini yapmak istemeyen, yasaklarını da çiğnemek isteyen bizim nefsimiz değil mi? Casiye 23’te Allah (cc) bunu söylemiyor mu? “ Hevasını (nefsinin afetlerini) kendisine ilah edinen kişiyi gördün mü? Ve Allah onu faydasız ilim (faydasız ilim üzere) delalette bıraktı. Ve onun işitme hassasını ve kalbini mühürledi. Ve onun basar(görme) hassasının üzerine gışavet (perde) çekti bu durumda Allah’tan başka kim onu hidayete erdirir. Hala tezekkür etmez misiniz?”
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: AYETLERİN IŞIĞINDA
« Yanıtla #32 : 28 Kasım, 2019, 13:57:17 ÖS »


MİDYE VE KARİDES YENMESİ HARAM MIDIR?

Kuran ayetleri yenilmesi haram olan yiyecekleri çok açık bir şekilde şöyle sıralar :

(Nahl 16/115)

إِنَّمَا حَرَّمَ عَلَيْكُمُ الْمَيْتَةَ وَالدَّمَ وَلَحْمَ الْخِنْزِيرِ وَمَا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ ۖ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ اللَّهَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

''..O size ancak şunları haram kıldı: Leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olan. Fakat kim kaçınılmaz şekilde mecbur kalırsa, saldırmamak ve zorunluluk sınırını aşmamak şartıyla bunları yiyebilir. Şüphesiz Allah bağışlayandır, merhamet edendir..''

(Enam 6/145)

قُلْ لَا أَجِدُ فِي مَا أُوحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّمًا عَلَىٰ طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلَّا أَنْ يَكُونَ مَيْتَةً أَوْ دَمًا مَسْفُوحًا أَوْ لَحْمَ خِنْزِيرٍ فَإِنَّهُ رِجْسٌ أَوْ فِسْقًا أُهِلَّ لِغَيْرِ اللَّهِ بِهِ ۚ فَمَنِ اضْطُرَّ غَيْرَ بَاغٍ وَلَا عَادٍ فَإِنَّ رَبَّكَ غَفُورٌ رَحِيمٌ

''...de ki : bana vahyolunanlar içinde bir kimsenin yiyeceği olarak leş, akıtılmış kan, domuz eti -ki bu gerçekten pisliktir-, Allah’tan başkası adına kesilmiş bir murdar dışında haram kılınmış bir şey bulamıyorum. Fakat kim kaçınılmaz şekilde mecbur kalırsa, saldırmamak ve zorunluluk sınırını aşmamak şartıyla bunları yiyebilir. Şüphesiz Rabbin bağışlayandır, merhamet edendir...''

Ayetlerde görüldüğü gibi, Kuran; 1- leş, 2- kan, 3- domuz eti, 4- Allah’tan başkası adına kesilenler olarak, yenilmesi haram olanları dört maddede toplamıştır ve sadece bunların haram olduğunu da vurgulamıştır. Çok zor durumda kalıp da bu dördünden biri dışında hiçbir yiyecek bulamayan kişinin, aşırıya gitmemek şartıyla bunlardan yiyebileceği gibi bir detay bile belirtilmiştir.

Etrafımızdaki insanlara sorarak bir araştırma yapsak; böyle bir zaruret durumuyla yüzyüze gelen yüz kişide bir kişi bile zor buluruz (o da belki hayatında bir kez bu durumda kalmıştır). Yani Kuran konuyu en detaylı şekilde açıklamıştır. Fakat buna rağmen mezheplerin, Kuran’da olmayan haramları, bu konuda da dinimize ilave ettiklerini görmekteyiz. Örneğin Türkiye’de en yaygın mezhep olan Hanefiliğe göre midye ve karides yemek haramdır. Ne yazık ki birçok kişi bu izahı dinin bir hükmü sanmakta ve Allah’ın bu nimetlerini kendilerine haram kılmaktadırlar. Mezhepler haram olan yiyecekler konusunda Kuran ile çelişmekle kalmamış, kendi aralarında da çelişmişlerdir.  Mesela Maliki mezhebi Hanefi’nin haram kıldığı midye ve karidesi helal kabul eder. Maliki mezhebinin haram dediği at etiyse Şafi ve Hanbeli gibi mezheplere göre helaldir. Mezheplerin ilave haramları bunlarla bitmez. Azı dişleriyle kapıp avlayan ve parçalayan kurt, ayı, köpek, sincap ve tilkinin dâhil olduğu hayvanlar da bu haram edilenler listesindedir. Tırnaklarıyla kapıp avlayan kuşların eti de mezheplerce haram edilmiştir. Yılan, kurbağa, kaplumbağa, yengeç tipi hayvanlar da listeye dâhildir…

Kuran’ın izahlarını yeterli görmeyenler kendi örf ve adetlerinde çirkin gördüklerini, uydurma hadislerle destekleyerek haram kılmışlardır. Oysa farklı farklı kültürlerde insanların yemek listesi de farklıdır. Örneğin kurbağa eti ve at eti kimi kültürlerde hiç yenmezken, bazı ülkelerin kültürlerinde bunlar çok prestijli yemekler sınıfındadırlar. Birçok kültürde ayı, aslan, kurt gibi vahşi hayvanları yeme alışkanlığı da olabilir. Kendi kültürlerine göre din oluşturanların bu saçma ve gereksiz ilaveleri, birçok farklı kültürde yaşayanlara gereksiz zorlukları beraberinde getirmiştir , islam onlara tebliğ edileceği zaman en baş iyi yiyecek  hayvanları yasaklayan dini kabullenmekte zorlanacaklar , kendi coğrafi şartlarının sosyal yapısına uymadığını düşünerek yanaşmayacaklar ,insan ve akıl gerçeğine uymadığını bilecekler , Mesela Türkiye gibi üç tarafı denizlerle çevrili bir ülkede istiridye, midye ve karidesin haram kılınması , beraberinde din adına zorlukları taşımıştır. Ayetlerde % 1’den bile daha az ihtimalle karşılaşılması mümkün durumları açıklayan Allah’ın, yüz milyonlarca insanın karşılaşacağı midye ve karides gibi yiyecekler haram olsaydı, bunları açıklamaması hiç düşünülebilir mi? Madem açıklanmamıştır, demek ki Allah, bunları haram etmek istememiştir. Allah’ın haram etmediği her şey helal olduğuna göre demek ki bunlar yenilebilir.

Allah’ın kendilerine verdiği rızıkları haramlaştıranlar hüsrana uğramışlardır, sapıtmışlardır, doğru yolu bulamamışlardır.(6-Enam-140)

De ki: “Ne oldu size de Allah’ın size rızık olarak indirdiği şeylerden bir haram yaptınız bir de helal?” De ki: “Allah mı size izin verdi, yoksa Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”(10-Yunus-59)

Ayetlerde görüldüğü gibi fazladan haramlar türetip midye, karides, ya da at etine haram demek; dinde titizlik veya takva olmak demek değildir. Aksine Allah’ın haram kılmadığına haram demek; Allah’a iftiradır, dine ihanettir, kitlelerin dinden kaçmasına sebep olmak demektir. Maide suresi 87. ayette, Allah’ın helal kıldığı güzel şeylerin haram kılınmaması buyurularak; bunu yapmak haddi aşmak olarak sunulur. Ayetin “Ey iman edenler” diye başlaması bu ayette belirtilen haddi aşmanın “Ben Müslümanım” diyenler tarafından da gerçekleştirildiğini gösterir. Demek ki “Ne olacak fazladan bir midye, karides haram olsun…” diyemeyiz. Din adına dine zorluk ilave etmek haddi aşmaktır, sapkınlıktır, Allah’ın emirlerine karşı gelmek demektir.(Bakınız: Neden Dinin Tek Kaynağı Kur’an’dır?)

Ey iman edenler, Allah’ın sizin için helal kıldığı güzel şeyleri haramlaştırmayın, haddi aşmayın. Şüphesiz Allah haddi aşanları sevmez.(5-Maide-87)
Unutulmamalıdır ki Allah kendisinden dini konularda sürekli detay isteyen İsrailoğulları’nı Bakara suresinde eleştirmektedir. Müslüman’a düşen haramı haram, helali helal bilmek; yeni haram ve helaller üretmemektedir.
Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah’ın dışında bir hakem mi arayayım? (6-Enam-114)
Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik. (16-Nahl-89)

(Kehf 18/26)

قُلِ اللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثُوا ۖ لَهُ غَيْبُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ أَبْصِرْ بِهِ وَأَسْمِعْ ۚ مَا لَهُمْ مِنْ دُونِهِ مِنْ وَلِيٍّ وَلَا يُشْرِكُ فِي حُكْمِهِ أَحَدًا

''..de ki " ne kadar kaldıklarını Allah daha iyi bilir. Göklerde ve yerde bilinmeyen bütün bilgiler (gayb) ondadır. O, görür(izler) ve dinler. Onlar için Allah ile aralarına koyabilecekleri bir dost(veli) da yoktur. Allah, hâkimiyetine kimseyi ortak etmez...''

(Kehf 18/27)

وَاتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنْ كِتَابِ رَبِّكَ ۖ لَا مُبَدِّلَ لِكَلِمَاتِهِ وَلَنْ تَجِدَ مِنْ دُونِهِ مُلْتَحَدًا

Rabbinin Kitabından sana vahyedileni oku. O’nun sözlerinin yerine geçecek bir şey yoktur. O’ndan başka sığınacak bir yer de bulamazsın...''


Ayetlerden öğrendiğimiz gerçek , Peygamberimiz Allah’ın yasaklamadığını yasaklamamıştır , ve ayrıca  Peygamberimizin Allah’ın hüküm koyma sıfatına ortak olması da söz konusu değildir , bunu iddia etmek hem peygamberimize , hem Allah'a atılan ciddi bir iftiradır , kur'an sadece senin benim yaşadığı bir şehir ortamındaki insana hitap etmez , sana ve bana kerih,çirkin,mideyi rahatsız edecek bir şey dünyanın bir yerinde en leziz damak tadıdır , keler yiyen insanları gören peygamberimizin engel olmadığını ama kendisinin de yemediği biliyoruz , demek ki Allah'ın yasak ettikleri esastır diğerleri dünya coğrafyasında mahalli yöresel ve alışkanlıklar gereği insanlar yiyor olabilirler zaten peygamberimiz de ses çıkarmamıştır ,,eşek etinden tutunda ismini bildiğimiz bilmediklerimize kadar , esas baş mutlak haram , ayette belirtilenlerdir..ve's Selam..

23.09.2019





(Al-i İmran 3/3 )

نَزَّلَ عَلَيْكَ الْكِتَابَ بِالْحَقِّ مُصَدِّقًا لِمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَأَنْزَلَ التَّوْرَاةَ وَالْإِنْجِيلَ

Gerçekleri içeren ve kendinden öncekileri tasdik eden
  • bu Kitab’ı sana, O indirmiştir. Tevrat’ı ve İncil’i de O indirmiştir.

NOT : Tasdik, doğruluğunu onaylamaktır. Kur’ân, bütün nebîlere verilmiş olan kitapları hem tasdik eder hem de korur. Onlara yapılan ekleme ve çıkarmalar, ancak Kur’an ile tespit edilip düzeltilebilir. Allah Teâlâ şöyle demiştir:

“Gerçekleri içeren bu Kitabı sana, önceki Kitapları onaylayıcı ve koruyucu özellikte indirdik. O halde aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Sana gelen doğruları bırakıp onların arzularına uyma. Her birinize bir şeriat (kitap) ve bir yöntem (hikmet) verdik. Allah sizi tek bir toplum (tek bir nebînin ümmeti) yapmayı tercih etseydi yapardı. Oysa verdiği şeylerle sizi yıpratıcı bir imtihandan geçirmek için (böyle yaptı). Öyleyse (tartışma yerine) iyi işlerde yarışın. Tekrar hayata dönünce hep birlikte Allah’ın huzurunda toplanacaksınız. O, anlaşmazlığa düştüğünüz konuları size bildirecektir.” (Mâide 5/48)


(Al-i İmran 3/81)

وَإِذْ أَخَذَ اللَّهُ مِيثَاقَ النَّبِيِّينَ لَمَا آتَيْتُكُمْ مِنْ كِتَابٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَاءَكُمْ رَسُولٌ مُصَدِّقٌ لِمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِ وَلَتَنْصُرُنَّهُ ۚ قَالَ أَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَىٰ ذَٰلِكُمْ إِصْرِي ۖ قَالُوا أَقْرَرْنَا ۚ قَالَ فَاشْهَدُوا وَأَنَا مَعَكُمْ مِنَ الشَّاهِدِينَ

Allah nebilerinden kesin söz aldığında şöyle demiştir: "Size Kitap ve hikmet veririm de elinizde olanı onaylayan bir elçi (bir kitap[1*]) gelirse kesinlikle ona inanacaksınız ve destek vereceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır yükü (ısr[2*]) yüklendiniz mi?". Onlar: "Kabul ettik." demişlerdi. Allah: "Siz buna şahit olun, sizinle beraber ben de şahidim." demişti.

NOT : Resul (رسول) kelimesine “gönderilen şey” anlamı da verilebilir. Çünkü bir bilgiyi iletmek için gönderilen kişiye resul dendiği gibi onunla gönderilen bilgiye de resul denir.  Bilgi daha önemli olduğundan Allah Teâlâ şöyle demiştir: “Muhammed sadece elçidir. Ondan önce de elçiler geldi. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz?” (Al-i İmran 3/144) Allah’ın son Nebîsi öldüğü için resul kelimesine, yerine göre elçi veya Allah’ın gönderdiği kitap anlamını vermek gerekir.
 Isr, yeni nebîye inanma görevidir. Nebîmizle birlikte ısr yükü kalkmıştır. Bir ayet şöyledir: “Yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları bu elçiye, bu ümmi Nebîye uyanlar... O, onlara iyiliği emreder, kötülüğü yasaklar. Temiz ve lezzetli şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Isr’larını ve üzerlerindeki bağları kaldırıp atar. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden ve onunla birlikte indirilen nûra uyanlar umduklarına kavuşurlar.” (A’raf 7/157)
« Son Düzenleme: 01 Aralık, 2019, 15:46:24 ÖS Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: AYETLERİN IŞIĞINDA
« Yanıtla #33 : 02 Aralık, 2019, 20:15:57 ÖS »

وَإِذَا سَأَلَكَ عِبَادِي عَنِّي فَإِنِّي قَرِيبٌ ۖ أُجِيبُ دَعْوَةَ الدَّاعِ إِذَا دَعَانِ ۖ فَلْيَسْتَجِيبُوا لِي وَلْيُؤْمِنُوا بِي لَعَلَّهُمْ يَرْشُدُونَ

''..kullarım beni sana soracak olurlarsa bilsinler ki ben yakınım. beni çağırdığı vakit çağıranın çağrısına karşılık veririm...doğru yolu bulmaları için onlar da bana karşılık vermeli ve bana inanmalı...''

NOT : peki neden bazıları : sen kırk yıl namaz kılsan dua etsen kulluk görevlerini yerine getirsen boş ! illaki bir seyda'dan olacak bir üstadın, şeyhin olacak , birine bağlanacaksın ki seni yaklaştırsın Allah'a ,....ufff işte bu nokta tevhid'in belini kıran dinin içini boşaltan bir husus , oysa fatiha suresinde ' (ey Rabbimiz ) ancak senden isteriz , ancak sana ibadet ederiz..'' diye günde kırk kez bu sözü veririz  , buna iman ettiğimizi defalarca söyleriz , üstelik Allah'ın kendisinden isteyene vereceğine dair söz vermesi de bir hakikat iken , ne oluyor da Allah'a güvenmiyoruz , yeterli görmüyoruz O'na ihtiyaç ve sıkıntılarımızı arz etmiyoruz sanki ...yeri göğü yaratanın Allah olduğunu müşrikler de biliyorlar , fakat putlarına Allah'a yaklaşmaları için taptıklarını söylüyorlar , bizim Allah'ı bırakıp gayrısından dilenmemiz ve ondan istememiz de ne oluyor..!  işte nasıl da benziyor ne farkımız kalıyor o müşriklerden , bu tuhaf bu kabul edilemez bu yaman  çelişki halimizin hiç bir geçer gerekçesi olamaz , bunu neden yapıyoruz ..sahi neden !! ,ayeti tekrar tekrar okuyalım :

أَلَا لِلَّهِ الدِّينُ الْخَالِصُ وَالَّذِينَ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ أَوْلِيَاء مَا نَعْبُدُهُمْ إِلَّا لِيُقَرِّبُونَا إِلَى اللَّهِ زُلْفَى إِنَّ اللَّهَ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فِي مَا هُمْ فِيهِ يَخْتَلِفُونَ إِنَّ اللَّهَ لَا يَهْدِي مَنْ هُوَ كَاذِبٌ كَفَّارٌ

''..dikkat ediniz, saf din Allah'a aittir. O'ndan başkasını ilah edinenler; “ bizi sadece Allah'a yaklaştırsınlar diye onlara kulluk ediyoruz ” derler..şüphesiz ki Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir..elbette Allah yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez..'' Zümer -3

اتَّخَذُواْ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَانَهُمْ أَرْبَابًا مِّن دُونِ اللّهِ وَالْمَسِيحَ ابْنَ مَرْيَمَ وَمَا أُمِرُواْ إِلاَّ لِيَعْبُدُواْ إِلَهًا وَاحِدًا لاَّ إِلَهَ إِلاَّ هُوَ سُبْحَانَهُ عَمَّا يُشْرِكُونَ
''...Yahudiler Allah'ı bırakıp bilginlerini, hahamlarını; Hıristiyanlar da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh'i rabler edindiler. Halbuki onlara sadece tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O'ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır....'' Tecvbe -31

(Zümer - 66)
بَلِ اللَّهَ فَاعْبُدْ وَكُنْ مِنَ الشَّاكِرِينَ

''..sakın ha ! yalnız Allah’a kulluk et ve görevlerini yerine getiren­ler­den ol...”


başka söze hacet var mı , Allah'ın sözünden daha doğru daha gerçekçi kimin sözü olabilir ki ...ves-selam..

02.11.2019
mustafakaya
Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 26840



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: AYETLERİN IŞIĞINDA
« Yanıtla #34 : 08 Aralık, 2019, 11:52:51 ÖÖ »

(Ta Ha 20/124)

وَمَنْ أَعْرَضَ عَنْ ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنْكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَىٰ

Kim de kitabımdan yüz çevirirse onun sıkıntılı bir hayatı olur. (Mezardan) kalkış günü mahşer yerine kör olarak getiririz.”

(Ta Ha 20/125)

قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَىٰ وَقَدْ كُنْتُ بَصِيرًا

Der ki “Ey Rabbim! Beni neden kör olarak getirdin, hâlbuki benim gözlerim görüyordu?”

(Ta Ha 20/126)

قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا ۖ وَكَذَٰلِكَ الْيَوْمَ تُنْسَىٰ

Allah der ki “Doğru ama âyetlerimiz sana kadar geldiğinde sen onları unuttun, bu gün de aynı şekilde sen unutuluyorsun.”

(Ta Ha 20/127)

وَكَذَٰلِكَ نَجْزِي مَنْ أَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِآيَاتِ رَبِّهِ ۚ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَىٰ

Rabbinin âyetlerine inanmayarak aşırı gidenleri işte böyle cezalandırırız. Ahiretteki azab ise daha ağır ve daha süreklidir

(Ta Ha 20/128)

أَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ ۗ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَاتٍ لِأُولِي النُّهَىٰ

Kendilerinden önceki nice nesilleri etkisizleştirmiş olmamız, yola gelmeleri için yetmedi mi? Şimdi bunlar, onların yaşadığı yerlerde dolaşmaktadırlar. Bunda aklı başında olanlar için belgeler (ayetler) vardır.

(Ta Ha 20/129)

وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِنْ رَبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَأَجَلٌ مُسَمًّى

Rabbinin tarafından evvelce verilmiş bir söz ve belirlenmiş bir ecel olmasaydı hemen yakalarına yapışılırdı.


(Ta Ha 20/130)

فَاصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا ۖ وَمِنْ آنَاءِ اللَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَىٰ

Onlar ne derlerse desinler, sen sabret. Güneşin doğuşundan önce, batmasından önce ve gecenin bölümlerinde her şeyi güzel yaptığından dolayı Rabbine ibadet et. Gündüzün bölümlerinde  de ibadet et; belki memnun kalırsın.

NOT : Gecenin bölümleri وَمِنْ آنَاء اللَّيْلِ  ifadesinde "bölümler" diye anlam verdiğimiz ânâ = kelimesi çoğuldur. Arapçada çoğul en az üçtür. Kur’an’a göre güneşin batımından doğumuna kadar olan süre gece olduğu için gecenin en az üç bölümünün olduğu anlaşılır. Güneşin batımından gök kubbenin tamamen kararması (yıldızlır kümeleşme zamanı olan güneşin -18 dereceye ulaşması) arasında geçen birinci dilim içinde akşam ve yatsı namazları ve bunlara bağlı nafileler kılınır. Gök kubbenin aydınlanmaya başladığı sırada seher vakti girer. Sabah ışıklarının ufukta kümeleşip kümeleri birbirinden ayıran siyah ve bayaz ışıkların bir iplik gibi üst üste gelmesi sırasında imsak ve sabah namazı vakti girer. Güneş doğunca gece biter. Birinci bölümde akşam ve yatsı namazları, üçüncü bölümün ikinci kısmında sabah namazı kılınır.

Bu ikisinin arası da gecenin en uzun bölümü olan gece yarısıdır. Bu vakitte güneş ışınlarının etkisi tamamen kaybolduğu için beyaz gecelerin yaşandığı yerlerde havanın iyice soğuduğu, diğer yerlerde de karanlığın en yoğun olduğu bölümdür..Bu bölüm ile seher vaktinde gece namazı kılınır.

[*2]“Bölümler” diye tercüme ettiğimiz “etraf = اَطْرَافَ” kelimesi “taraf = طرف”ın çoğuludur. Arapçada çoğul, en az üçü ve daha fazlasını gösterdiğinden gündüzün ilk bölümü, güneşin doğmasından zeval vaktine kadar olur. İkinci bölümü öğle namazının, üçüncü bölümü de ikindi namazının vakti olur. Âyet, “ سَبِّحْ = kuluk et” emriyle başladığı, “namaz kıl” diye açık bir emir içermediği için bu ayette yapılması istenen ibadet nafile namazlar olur. Ebu Hureyre’nin şöyle dediği bildirilmiştir:

“Dostum Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem bana üç şey vasiyet etti: Her ay üç gün oruç tutmak, iki rekat kuşluk (duhâ) namazı ve uyumadan vitir kılmam [Buhârî, Teheccüd 35; Muslim, Müsâfirîn 85 – (721)]”



(Ta Ha 20/131)

وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِنْهُمْ زَهْرَةَ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ ۚ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰ

Dünya hayatının süsü olarak, kendilerini imtihan için üst üste nimetler verdiğimiz kişilere imrenme. Rabbinin (Ahirette) vereceği rızık daha hayırlı ve daha kalıcıdır.

(Ta Ha 20/132)

وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِالصَّلَاةِ وَاصْطَبِرْ عَلَيْهَا ۖ لَا نَسْأَلُكَ رِزْقًا ۖ نَحْنُ نَرْزُقُكَ ۗ وَالْعَاقِبَةُ لِلتَّقْوَىٰ

Ailene namazı emret, sen de namaza devam et. (Rızkı bahane etme) Senden rızık istemez, sana rızık veririz. Mutlu son, Allah'tan çekinerek kendini korumanındır (takvanındır).

(Ta Ha 20/133)

وَقَالُوا لَوْلَا يَأْتِينَا بِآيَةٍ مِنْ رَبِّهِ ۚ أَوَلَمْ تَأْتِهِمْ بَيِّنَةُ مَا فِي الصُّحُفِ الْأُولَىٰ

Dediler ki “Bize Rabbinden bir delil (gösterge) getirseydi ya?” Önceki kitaplarda olan o delil onlara ulaşmadı mı? (O kitaplarda ondan bahsedilmesi yetmez mi ?


(Ta Ha 20/134)

وَلَوْ أَنَّا أَهْلَكْنَاهُمْ بِعَذَابٍ مِنْ قَبْلِهِ لَقَالُوا رَبَّنَا لَوْلَا أَرْسَلْتَ إِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ آيَاتِكَ مِنْ قَبْلِ أَنْ نَذِلَّ وَنَخْزَىٰ

Elçi gelmeden onları bir azap ile etkisizleştirseydik, derlerdi ki “Rabbimiz! Böyle aşağılık hale düşüp sürünmeden önce keşke bir elçi gönderseydin de senin ayetlerine uymuş olsaydık.”

(Ta Ha 20/135)

قُلْ كُلٌّ مُتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُوا ۖ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ أَصْحَابُ الصِّرَاطِ السَّوِيِّ وَمَنِ اهْتَدَىٰ

De ki “Herkes beklemededir, siz de bekleyin. Düz yolun yolcularının kimler olduğunu, kimlerin yola geldiğini yakında öğreneceksiniz.”

Kayıtlı
Sayfa: 1 2 [3] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: