Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
31 Mart, 2020, 22:05:44 ÖS
45465 Mesaj 7105 Konu Gönderen: 569 Üye
Son üye: Umut
Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt
mustafa kaya  |  Genel  |  Medya'dan  |  15 Temmuz: Tarihi tersine çeviren...( ibrahimKARAGÜL) 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: 15 Temmuz: Tarihi tersine çeviren...( ibrahimKARAGÜL)  (Okunma Sayısı 140 defa)
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 27027



Üyelik Bilgileri Site
15 Temmuz: Tarihi tersine çeviren...( ibrahimKARAGÜL)
« : 23 Temmuz, 2019, 13:28:10 ÖS »

Üç yıl önce bu ülkede, coğrafyayı sarsan, dünyayı şaşkına çeviren bir mucize yaşandı. Siyasi tarihin kaydetmediği, birkaç saat içinde tarihi tersine çeviren, insanlığa olağanüstü örnekler sunan, güç haritalarını altüst eden, bütün ezberleri bozan bir mucize yaşandı.

Bin yıldır bu topraklarda; Anadolu’da, Mezopotamya’da, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Akdeniz’de, Karadeniz’de, Afrika kıyılarında, “biz”e ait coğrafyanın her karış toprağına sinen, unutturuldu sanılan o direniş ruhu bir anda patladı, bir gecede bin yıllık mücadele verildi.

O gece, ABD üzerinden, Avrupa üzerinden, bölgemizdeki bazı ülkeler üzerinden Türkiye’ye saldırı başlatıldı. Kırk yıldır sistem içinde beslenen Fetullahçı Terör Örgütü eliyle başlatılan şey Birinci Dünya Savaşı sonrası en ağır saldırıydı.

Darbe değil iç savaş planıydı. Müdahale değil Türkiye’yi tarih dışına itme girişimiydi. Sadece FETÖ değil, Batı bloku saldırıyordu. Hükümet değişimi değil, rejim değişimi değil, anavatanı parçalama, Trakya ile Anadolu’yu ayırma, ülkeyi birkaç parçaya bölme projesiydi.

ERDOĞAN’I DEVİRMEK, ÜLKEYİ PARÇALAMAK, İNFAZ LİSTELERİ, TOPLAMA KAMPLARI..

İlk amaç Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı devirmek, Marmaris’e gönderilen suikastçılar eliyle şehit etmek, devleti işlemez hale getirmek, etnik ve mezhep kimlikleri üzerinden iç savaş başlatıp milleti birbirine kırdırmak, Türkiye’yi Suriyeleştirmek ve paramparça etmekti.

İkinci amaç; hızla büyüyen, güçlenen, kendi tarih ve coğrafya havzasına yönelen, Selçuklu/Osmanlı siyasi genetiğini harekete geçiren Türkiye’nin daha da büyümesine engel olmak, onu durdurmak hatta imha ederek coğrafyayı lime lime etme planını rahatça uygulamaktı.

15 Temmuz günü “Türkiye cephesi”ni açıyorlardı, öyle karar verilmişti. Tanklar kışlalardan çıkmış, ordu içindeki vatan hainleri sokaklara salınmış, köprüler tutulmuş, binlerce kişilik infaz listeleri hazırlanmış, on binlerce insan için toplama kampları belirlenmişti.

Milletin Meclisi bombalanmış, sivil insanlar tanklarla ezilmiş, sokakta insanlar kurşun yağmuruna tutulmuş, bir katliam başlatılmıştı. ABD istihbaratının Pensilvanya’da koruduğu o alçağın terör timleri ülkemize, milletimize, vatanımıza, değerlerimize, tarihimize, birlik ve bütünlüğümüze ait ne varsa hedef alıyordu.

BİR MUCİZE GERÇEKLEŞTİ: BÜTÜN KORKULAR YENİLDİ. YÜZ YILIN MÜCADELESİ BİRKAÇ SAATE SIĞDIRILDI

Ama kimsenin hesap edemediği o mucize gerçekleşti. Milletimiz birkaç saat içinde, büyük bir öfke ile vatan ekseninde birleşti. Türkiye’nin her köşesinde yüzbinler sokaklara aktı. Kitleler tanklara, kurşunlara karşı yürüyordu. Coşku ve cesaretin örneği yoktu. Yaşlılar, gençler, kadınlar, yürekleri sağlam insanlar tarih değiştiriyor, hayatlarında silah görmemiş insanlar kurşunların üzerine koşuyordu. O gece bütün korkular yenilmişti.

Haçlı Savaşları’ndan bu yana, mücadele geleneği ile tarih yapan milletimiz, yeniden ayağa kalkmıştı. Sadece Türkiye kurtarılmıyor, bir coğrafya diriliyor, bin yıllık “Acımasız Direniş” harekete geçiyordu. Bir karşı devrim yaşanıyordu. Hem de Atlantik İttifakı’nın bütün saldırgan ülkelerine karşı, Anadolu insanı çokuluslu ittifakı dize getiriyordu.

O gece, yüz yılın mücadelesi birkaç saate sığdırıldı, küresel güç haritaları altüst oldu. O gece şehit olan, gazi olan, sakat kalan,yetim kalan, dua eden, öfkesini sokaklara taşıyan, cümlelere taşıyan, Allah’ın kalplerine müjdeler indirdiği, korkuyu unutturduğu herkes bu ülke için, bu millet için kutsaldı.

O GECE SALALARLA DİRİLDİK, VATAN KAVRAMINI 21. YÜZYILA TAŞIDIK..

O geceki fotoğraflar, sahneler, görüntüler dünya siyasi tarihinin en çarpıcı anlarıydı. Tanklar ve insanlar, kurşunlar ve insanlar, vatan ve üzerinde yaşayan insanlar konusunda dünyanın o geceden öğreneceği çok şey vardı.

O gece bütün ülkede; salalarla kendine gelen, ezanla dirilen, dualarla korunan bir millet vardı. O gece, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonraki en büyük saldırı geri püskürtülüyordu.

15 Temmuz; bin yıllık siyasi tarihimizin, Malazgirt’ten beri verdiğimiz mücadelenin bir özetidir, bir dönüm noktasıdır. Birinci Dünya Savaşı’nın rövanşıdır. Bir milletin çokuluslu saldırılara karşı destansı mücadelesidir, başkaldırısıdır, önlenemez yükselişidir.

15 Temmuz; “biz” olduğumuzun, yürek yüreğe olduğumuzun, omuz omuza verdiğimizin, Türkiye olduğumuzun, millet olduğumuzun, “vatan” ekseninde durduğumuzun, Anadolu olduğumuzun ilânıdır. “Vatan” kavramının 21. yüzyıla taşınan anlamıdır. Yüzyıllardır devam eden “ihanet” damarına indirilen en ağır darbedir.

O GECE ÖZGÜRLEŞMEDİR, YERLİLEŞMEDİR, YÜKSELİŞ DÖNEMİNİN BAŞLAMASIDIR.

15 Temmuz; Birinci Dünya Savaşı ile başlayan ve bugüne kadar gizlenen esaretin sona ermesidir, yüz yıl sonra yeniden var olmadır, yeni yükseliş dönemini başlatmadır, özgürleşmedir, millileşmedir, yerlileşmedir.

15 Temmuz; tarihe dönüşümüzün, kültüre dönüşümüzün, coğrafyaya dönüşümüzün, kardeşliğimize dönüşümüzün, hesaplarımıza dönüşümüzün, iddialarımıza dönüşümüzün miladıdır.

15 Temmuz; artık geri dönmeyeceğimizin, gerekirse binlerce şehit verip yolumuza devam edeceğimizin, coğrafyanın garnizon devletlerine kulak asmayacağımızın, emperyal vasileri hiçe sayacağımızın, 20. yüzyılın dondurulmuş tarihini sona erdirdiğimizin bütün dünyaya ilanıdır.

15 Temmuz; Haçlı Savaşları’ndan sonra başlattığımız gibi, Moğol istilâsından sonra başlattığımız gibi, Birinci Dünya Savaşı sonrası yeni bir tarih başlattığımızın, üçüncü büyük şoktan kendimizi kurtardığımızın, omuzlarımız dik yürümeyi yeniden öğrendiğimizin, Osmanlı’dan sonra ilk kez büyük Türkiye olduğumuzun tescilidir.

15 Temmuz; “Kuşatma Yüzyılı”nı “Hesaplaşma Yüzyılı”na çevirdiğimizin, bir sonraki adımda “Meydan Okuma Yüzyılı”na geçeceğimizin göstergesidir. İkinci bir yirminci yüzyıla bir daha asla boyun eğmeyeceğimizin kanıtıdır.

ARTIK BU ÜLKENİN HER KARIŞ TOPRAĞI SAVUNMA HATTIDIR

15 Temmuz; ülkesini satanlara, milletini satanlara, değerlerini satanlara, tarihini ve onurunu satanlara milletimizin, Anadolu evlatlarının karşı koyuşudur. Cemaat adı altında, terör örgütü adı altında, sivil toplum kuruluşu adı altında, aydın-entelektüel sıfatı altında onlarca yıl yetiştirilenlerin, korunanların, bugünler için saklananların, zamanı gelince de harekete geçirilenlerin tarihe gömülmesidir.

15 Temmuz; O gece göğüslerini kurşunlara siper eden erkeklerin, tankların önüne yatanların, kurşunlar karşısında bir adım bile gerilemeyen kadınların, gecenin karanlığında vatan için şehadete koşanların tarihidir. Bu ülkenin her karış toprağının, köyünün, kasabasının, şehirlerinin zamanı gelince nasıl da savunma hatlarına, direniş kalelerine dönüşeceğinin örneğini verenler, işte onlar, bin yıldır devam eden direniş geleneğinin öncüleridir.

O GECE İSTİKLAL SAVAŞI YAŞANMIŞ, ‘SON KALE’ EMNİYETE ALINMIŞTIR

15 Temmuz; Amerika’sı, Alman’ı, İngiliz’i, dâhil onlarca devlete karşı, içerideki vatan hainlerine karşı verdiğimiz son istiklâl savaşıdır. O gece siyasi tarihi değiştirdiğimiz gecedir. Kûtu’l Amare’de, Gazze’de, Balkanlar’da, Kafkaslar’da, Sarıkamış’ta, Medine’de verdiğimiz mücadeleyi devam ettirdiğimiz gecedir.

15 Temmuz; coğrafyanın son kalesi Anadolu’nun, iki yüz yıldır ülkelerinden kovulan herkesin sığınağı olan Anadolu’nun, vatansızlara vatan olan Anadolu’nun, yetimleri bağrına basan Anadolu’nun bütün coğrafyaya yol-yordam öğrettiği, yeni istiklal savaşlarının yöntemini gösterdiği tarihtir.

O gece Allah milletimizin yanında olduğunu göstermiştir. Zafer yolunda, o büyük yürüyüşe daha sağlam, daha güçlü adımlarla devam ederken de yanımızda olacağını müjdelemiştir. “Acımasız direniş” devam etmektedir. Bu, bizim için, milletimiz için bir kaderdir..

O GECEYİ HATIRLAYIP GÖZYAŞI DÖKMEYENLE YOL YÜRÜMEYİN

Çağlar boyu asla ağlamayan, korku ile diz çökmeyen, başkalarının tarihine sığınmayan, yüzyıllardır bu topraklarda şehit verenler için bir kaderdir. Ve biz, yumruklarımızı sıkı tutup vatan ekseninde yürümeye devam edeceğiz.

O gece, Türkiye’nin siyasi öncüsü, onunla omuz omuza yürüyenler, arkasından akan milyonlar kazanmıştır. O gece, bin yıllık siyasi tarihimizin en büyük zaferlerinden biri kazanılmıştır. O gece, bu vatanı kanlarıyla sulayanlar, işte onlar, Medine Müdafaası kadar, Kudüs Savunması kadar, Çanakkale Şehitleri kadar büyüktür.

O geceyi hatırlayıp gözyaşı dökmeyenlerle asla yol yürümeyin, biz yürümeyeceğiz..

ONLAR YENİ 15 TEMMUZ’LAR HAZIRLIYORSA, ÇOK DAHA BÜYÜK BİR DİRENİŞ GELECEKTİR. AMA İÇ İŞGALCİ İHANET UNUTULMAYACAK.

Bu yazıyı geçtiğimiz yıl, 15 Temmuz’un yıldönümünde yazdım. Küçük değişikliklerle yeniden paylaşıyorum. Birileri 15 Temmuz’u unutturmaya çalışsa da, onu sulandırmaya çalışsa da biz; Türkiye, coğrafya ve dünya siyasi tarihinin en büyük direnişini unutturmayacağız, anlatmaya devam edeceğiz.

Çünkü; bugün Suriye’nin kuzeyinde, bugün Doğu Akdeniz’de, bugün Ege’den Libya’ya kadar bütün bölgede ülkemize yönelik çokuluslu cepheler kuruluyor. Tehdit ediliyoruz, çevreleniyoruz. Aynı çevrelenme içeride de oluşuyor. Ülkemizin 21. yüzyıla yayılan yükselişini cezalandırmaya dönük bir de iç işgalci cephe kuruluyor. Dışarıdan ve içeriden kuşatmaya çalışanlar yeni 15 Temmuz’lar, yeni imha planları hazırlıyor.

KALBİNİZİ VE ZİHNİNİZİ TEMİZ TUTUN, YUMRUKLARINIZI SIKIN. SESİNİZ VE DİZLERİNİZ TİTREMESİN.

Öyleyse çok daha ağır bir hesaplaşma yaklaşıyor. 15 Temmuz’dan daha ağırı gelecekse, daha büyük saldırı gelecekse, çok daha çetin bir direniş onları bekliyor olacaktır. Yüz yıllardır hep böyle olmuştur. Böyle bir dönemde ülkemizi yalnız bırakanlar ihanetleri ile tarihe geçecektir.

Kalbinizi, zihninizi temiz tutun. Sizi körleştirmelerine asla izin vermeyin. Yumruklarınızı sıkın. Sesiniz ve dizleriniz titremesin. Onlar Doğu Akdeniz’de hazırlık yaparken biz Fırat’ın Doğu’suna akarız. Siyasi kimliğiniz ne olursa olsun, bu coğrafyadaki bin yıllık tarihe bakın, nerede saf tutacağınıza öyle karar verin. Artık “Türkiye Ekseni” dışında bir siyasi kimlik yoktur..!


İBRAHİM KARAGÜL
15 Tem 2019, Pazartesi


Türkiye’de;

S400 meselesinde ABD adına köşeye sıkıştırmak için içeride bir cephe kurulmuştur.

Fırat’ın Doğu’suna müdahalemizi engellemek için içeride bir cephe kurulmuştur.

Doğu Akdeniz’de hareketsiz bırakmak için içeride bir cephe kurulmuştur.

FET֒den boşalan yerleri tahkim etmek için içeride bir cephe kurulmuştur.

15 Temmuz’un intikamını almak için içeride bir cephe kurulmuştur.

EN KESKİN, EN YIKICI CEPHE İÇERİDE KURULDU

Erdoğan’ı devirmek, Erdoğan sonrasını biçimlendirmek için içeride bir siyasi cephe kurulmuştur.

Bütün Arap dünyasında estirilen Türkiye karşıtlığı fırtınası için içeride de bir cephe kurulmuş, Suriyeli düşmanlığı üzerinden pazarlanmaktadır.

Ekonomiyi yeniden küresel finans baronlarına teslim etmek için içeride bir cephe kurulmaktadır.

Dış politikayı yeniden ABD/NATO eksenine hapsetmek için içeride bir cephe kurulmuştur.

Coğrafyamıza yönelik yıkıcı, dağıtıcı projeleri devam ettirmek, ama önceden Türkiye direncini yok etmek için içeride bir cephe kurulmuştur.

Bütün cephelerden, sınırlardan çevrelenirken, en keskin işgal cephesi içeride kurulmuştur.

YEDEK KUVVETLER DEVREYE SOKULDU BUNLARIN HİÇBİRİ İÇ MESELE DEĞİLDİR

Yedek kuvvetler devreye sokulmuş, tam bir seferberlik halinde, siyasetten ekonomiye, güvenlikten toplumsal psikolojiye kapsamlı bir proje, bir müdahale projesi sahaya sürülmüştür.

Bu ülkede hiçbir mesele iç politik değildir.

İç siyasi tartışmaları da, ekonomik göstergeleri de, güvenlik teyakkuzu da, yeni siyasi arayışlar da, özellikle yerel seçimler sonrasında sistematik biçimde sahaya sürülen “örgütlü ve organize eleştiri”ler de yerel değildir.

Yerel seçimler için oluşturulan ittifaktan, AK Parti ve Erdoğan’a karşı siyasi çıkış hazırlıklarına, yeni siyasi aktör arayışlarından, onların arkasına toplanacak kitlenin yapılandırılmasına, bu projenin medya ayağının örgütlenmesinden toplumsal psikolojiyi yönetmeye kadar, müthiş bir hesap kurulmuş.

SURİYE’DE SAVAŞ ÇIKARMAK İÇİN SAHNE ALANLAR NEDEN ERDOĞAN DÜŞMANI OLDU?

Suriye savaşını çıkarmak için seferber olanlar, savaşın gidişatı değiştiğinde kaçıp gizlenenler, şimdi yeni bir cephe açılmasına yönelik çokuluslu projeler sahaya sürülünce yeniden piyasaya çıktılar. Suriye savaşında Türkiye, ABD ne derse boyun eğseydi, onlar sahnede olacaktı. Türkiye kendi duruşunu geliştirince kayboldular.

Şimdi ABD ve bölgedeki ortakları “yeni” bir şey deniyor. Bu deneme için öncelikle Erdoğan ve Türkiye’nin milli duruşunun tasfiyesi gerekiyor. Bakıyorum hepsi Erdoğan karşıtı olarak yeniden sahne alıyor. Size göre de bu işte bir tuhaflık yok mu?

“MUHAFAZAKÂR MUHALEFET” “MUHAFAZAKÂR MÜDAHALE”

Özellikle muhafazakâr çevrelere dikkat ediyorum. Muhafazakârlar içindeki yeni tür örgütlenmeye, Erdoğan karşıtlığına, bunun sebeplerine, “muhafazakâr muhalefet”in “muhafazakâr müdahale”ye doğru yönelmesine bakıyorum.

“Çokuluslu bir karakter” görüyorum. Bir tür “içeriden müdahale” için birilerinin bu tarlaları sürdüğünü görüyorum. Bu çevrelere mensup bazılarının hiçbir zaman yerli almadığı gibi vahim bir gerçekle yüzleşiyoruz.

NEDEN, BU KONULARDA TEK CÜMLENİZ YOK? NEDEN, VARSA YOKSA ERDOĞAN DÜŞMANLIĞI?

Projenin içerideki “servisçiler”i milli hiçbir konuda Türkiye’nin yanında olmadı. S400 meselesinde, Doğu Akdeniz meselesinde, Suriye’nin kuzeyi meselesinde tek cümleleri yok. ABD ve müttefiklerinin ülkemizi çevrelemesine, savunmasız bırakmaya dönük şantajlarına karşı tek cümleleri yok.

Varsa yoksa Erdoğan, varsa yoksa ailesi ve çevresi, varsa yoksa eleştiri ve şikâyet, varsa yoksa öfke ve intikam.

Ama bütün bunların altında gizlenmiş bir çokuluslu hesap var. Bu çevreler üzerinden bir müdahale girişimi var. Türkiye’yi durdurmaya yönelik bir konsensüs var. Batı’nın müdahale senaryoları arkasına sığınıp siyasi gelecek inşa etme planları var. Bu açgözlü hesaplar için ülkemizin kurban edilmesi, gözden çıkarılması var.

TEK BİR SİYASİ PROJELERİ YOK. “ORGANİZE ELEŞTİRİ” BİLE BATI BAŞKENTLERİNDE HAZIRLANMIŞ..

İçerideki çokuluslu cephenin içinde liberali var, Kürtçüsü var, İslâmcısı/muhafazakârı var, ulusalcısı var, kimliksizi var. Bütün bu kimliklerin üstünde bir büyük hesap için tek çatı altında, ortak anlayış etrafında toplanmış bir blok var.

Buradan da görüyoruz ki, “Türkiye Ekseni”ne karşı, bu milletin Selçuklu’dan beri devam eden yürüyüşüne karşı, yeni yükseliş dönemine karşı bir iç saldırı hazırlığı var.

Erdoğan ve çevresine savaş açanlara bakıyorum. Tek bir siyasi projeleri, söylemleri, tezleri yok. Sadece şikâyet ve eleştiri. Sistematize edilmiş, planlanmış, hangi araçlar üzerinden nasıl servis edileceği belirlenmiş eleştiri ve şikâyet.

Bunlar bile kendi tezleri, şikâyetleri değil. ABD ve Avrupa başkentlerinde hazırlanıp ellerine tutuşturulmuş. Bu bile onların söylemi değil.

YAKINDA TÜRKİYE’Yİ NATO SOPASIYLA DÖVMEYE BAŞLARLAR

ABD ve Avrupa medyası, “Türkiye’yi NATO’dan çıkaralım, cezalandıralım” diyor. Sonra da “Hayır bekleyelim. Erdoğan sonrasına göre hareket edelim” diyor. Erdoğan’ı devireceklerini ima ediyorlar. Bakın, çok yakında bizimkiler de benzer sözler kullanmaya başlayacak.

ABD-İngiliz denetimindeki bazı Arap rejimleri ve medyası korkunç bir Türkiye düşmanlığı servis ediyor. Bu düşmanlığı kıran Suriyeliler ile Türkiye’nin arasını açmak için bizimkiler de içeriden saldırıyor, Suriyeli düşmanlığı yapıyor.

“ABD MÜDAHALE ETSE, YENİ 15 TEMMUZ OLSA” ONLARA GÜN DOĞACAK!

FETÖ üzerinden servis edilen söylem Arap medyası üzerinden servis ediliyor. İçerideki cephe bunu alıp kullanıyor. “Erdoğan kalp krizi geçirdi” söylemi bile Arap medyasında bir gün boyunca gündemde tutulabiliyor. Böyle bir hezeyan, böyle bir saplantı, böyle bir düşmanlık.

İçerideki cephenin de bundan hiç farkı yok. Ayakları taşa takılsa Erdoğan’dan, çevresinden biliyorlar. İhtirasları karşılanmasa onlara düşmanlık besliyorlar. Patronları öyle istiyor çünkü.

Onlar da bütün hesaplarını Erdoğan sonrasına göre yaptılar. ABD müdahale etse, yeni bir 15 Temmuz olsa, Doğu Akdeniz’den Türkiye’ye saldırı olsa, terör yeniden tırmansa ellerini çırpıp, bize gün doğdu diyecek, oynayacaklar.

HERKESİN RENGİNİ, KİMLİĞİNİ AÇIK ETMEK, ÜSTÜNDEKİ ÖRTÜYÜ KALDIRMAK LAZIM..

Peki nasıl oluyor da, iç politikadaki siyasi arayışlarla Türkiye’yi durdurmak, Erdoğan’ı tasfiye etmek isteyenler aynı noktada buluşuyor?

Aynı söylemi kullanıyor, aynı amacı taşıyabiliyor? İçerideki cepheyi bir araya getiren ne? Bu cephe ile dışarıdan müdahalecileri aynı paydada buluşturan ne?

Çok vahim konularda can alıcı tartışmalar açmak gerekiyor. Ülkemizin geleceği için, milletimizin birlikteliği için, haritanın değişmemesi için, Türkiye’nin gelecek yürüyüşünün seyrinin netleşmesi için her şeyi açık açık konuşmamız lazım. Herkesin rengini, kimliğini, üstlendiği rolü açık etmek, üzerlerindeki örtüyü kaldırmak lazım.

Kimlerin hangi cephede, kimler adına kurşun sıktığını bilmemiz lazım.

DÜN FET֒NÜN DEDİĞİNİ BUGÜN ONLAR DİYORSA, BU MÜDAHALE HAZIRLIĞIDIR

Türkiye dışarıda çok büyük bir mücadele veriyor. ABD şantajlarına, NATO tehditlerine, terör kuşatmasına, çokuluslu çevrelemeye, Doğu Akdeniz’den saldırıya direniyor. Merkezi güçlü tutup savunma teyakkuzuna giriyor. Yüzyıllık sabrın sonunu getirmek için, yeniden biz olmak için bu sınavdan geçmek zorundayız.

Tam bu haldeyken, bunları yokmuş gibi gösterip içeriden vuranları hoş görmek mümkün değil. Birden çok cephede mücadele eden bir milli seferberlik hâli söz konusudur. Türkiye Ekseni dışında her arayış ülkemizi zayıflatacak saldırılara daha da açık hale getirecektir.

Öyleyse direnç adalarını güçlendirmekten başka çaremiz yok. Bu haldeyken, böyle bir mücadele içindeyken kimsenin gözünün yaşına bakılmaz. Dün FET֒nün dile getirdiklerini bugün başka formatlarda savunanlar o “çokuluslu” cephededir. Bunu 15 Temmuz’da gördük.

ONLAR İSTEDİ, SİZ YAPIYORSUNUZ.TEK “SİYASİ TEZ”İNİZ BU ASLINDA!

Şimdi daha geniş bir cephe inşa ediyorlar, daha acımasız bir saldırıya hazırlanıyorlar. Öyleyse çok daha çetin bir direniş harekete geçecektir.

FET֒den sonra ikame yapılar da, sahaya sürülen yedek güçler de son bin yılı biçimlendiren tarihi siyasi genetik karşısında hezimete uğrayacaktır.

Erdoğan ve çevresine yönelik bütün saldırılar sistematize edilmiş organize eleştiriler üzerinden yürütülüyor. Hepsi ABD ve Avrupa başkentlerinde hazırlanmış, içerideki “cephe” için bir siyasi dile dönüştürülmüştür. Onları biliyoruz, Erdoğan’a neden düşman olduklarını biliyoruz. Peki siz niye düşmansınız?

Boş lafları bırakın. Her şey ortada aslında. Tek bir sebep var: Onlar istedi siz yapıyorsunuz!


23 Tem 2019, Salı
« Son Düzenleme: 23 Temmuz, 2019, 13:30:09 ÖS Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: