Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
22 Eylül, 2020, 04:20:44 ÖÖ
45918 Mesaj 7185 Konu Gönderen: 570 Üye
Son üye: EmirKaya
Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt
mustafa kaya  |  Yazılarım  |  Güncel  |  ARKADAŞIMIZ NEBİ 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: ARKADAŞIMIZ NEBİ  (Okunma Sayısı 136 defa)
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 27494



Üyelik Bilgileri Site
ARKADAŞIMIZ NEBİ
« : 09 Şubat, 2020, 10:21:29 ÖÖ »


ARKADAŞ NEBİ :

(Ahzab /21)

لَقَدْ كَانَ لَكُمْ فِي رَسُولِ اللَّهِ أُسْوَةٌ حَسَنَةٌ لِمَنْ كَانَ يَرْجُو اللَّهَ وَالْيَوْمَ الْآخِرَ وَذَكَرَ اللَّهَ كَثِيرًا

‘’…şüphesiz, sizden Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah'ı çok ananlar için, Allah'ın Peygamberinde güzel bir örnek vardır..’’ Ahzab-21

Kur’an’ın anlattığı peygamber rivayetlerin anlattığından çok farklı ve daha gerçekçi , kUR'AN ,peygamberimizi bize yakın tutuyor aramıza içimize alıyor bizden biri olarak anlatıyor ve bize arkadaş yapıyor , Peygamberimiz kesinlikle böyle birisiydi. Yanındakileri, kendisiyle beraber olanları “arkadaşı” olarak görüyordu onun için onlara sahabe (arkadaş, derttaş, yoldaş) denildi.Karşısında titreyen bir adama “Kuru ekmek(et,hurma) yiyen bir kadının oğluyum ben ne titriyorsun be adam” dedi.Yemen’den gelen Muaz bin Cebel yanına gelince secde edip eteklerine kapandı. Yakasından tutup kaldırdı ve sordu: “Ne yapıyorsun, bu yaptığın nedir?” Muaz “Ey Allah’ın Resulü, Yemen’de Yahudi ve Hristıyan alimlerinden gördüm. Birbirlerini böyle selamlıyorlar, peygamberlerin selamlaması böyleymiş” dedi. Şöyle cevap verdi: “Dik dur ve Allah’ın selamı, sevgisi ve merhameti (rahmeti) seninle olsun” de. Bizim selamlamamız budur, onlar peygamberlerine iftira atmış” dedi…
Kimseyi önünde eğdirmedi. Kimseye elini öptürmedi. Kendisi içeri girince kimseyi ayağa kaldırmadı. Sürekli “Ben de sizin gibi bir insanım” derdi. Peşinden gelenleri değil; yanında olanları hep “arkadaşları” olarak gördü. Nitekim Kur’an da öyle demiyor mu: “Muhammed ve onunla beraber olanlar (meahu)…” :

(Fetih 48/29)

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللَّهِ ۚ وَالَّذِينَ مَعَهُ أَشِدَّاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ ۖ تَرَاهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللَّهِ وَرِضْوَانًا ۖ سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِمْ مِنْ أَثَرِ السُّجُودِ ۚ ذَٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرَاةِ ۚ وَمَثَلُهُمْ فِي الْإِنْجِيلِ كَزَرْعٍ أَخْرَجَ شَطْأَهُ فَآزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوَىٰ عَلَىٰ سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ ۗ وَعَدَ اللَّهُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَأَجْرًا عَظِيمًا

Muhammed Allah’ın elçisidir. Onunla birlik olanların, kendini doğrulara kapatanlara karşı sarsılmaz duruşları vardır. Birbirlerine karşı ise merhametlidirler. Allah’ın rızasını ve ikramını kazanmak için rüku ve secde ettiklerini görürsün. Onları tanıtan, secdenin yüzlerinde bıraktığı etkidir. Tevrat’ta da böyle anılırlar. İncil’de ise filiz vermiş ekine benzetilirler. Güçlenmiş, kalınlaşmış, sapı üzerinde dik durmuş, çiftçileri pek hayran bırakan ekin gibidir. Bunlar, kendini doğrulara kapatanları kıskandırmak içindir. Allah, onlardan inanıp güvenen ve iyi işler yapanlara bağışlama ve büyük bir ödül vadetmiştir.

(Sebe /46)

قُلْ إِنَّمَا أَعِظُكُمْ بِوَاحِدَةٍ ۖ أَنْ تَقُومُوا لِلَّهِ مَثْنَىٰ وَفُرَادَىٰ ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا ۚ مَا بِصَاحِبِكُمْ مِنْ جِنَّةٍ ۚ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌ لَكُمْ بَيْنَ يَدَيْ عَذَابٍ شَدِيدٍ

‘’..de ki: "Size bir tek öğüdüm var: Allah için kalkın ve ikişer kişi baş başa vererek ya da teker teker düşünün; göreceksiniz ki, arkadaşınızda cinlerin bir etkisi yoktur. O yalnız çetin bir azabın öncesinde sizi uyarmaktadır."

(Necm /2)

مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ

‘’..Arkadaşınızın yoldan çıkmadığı ve boş hayallere kapılmadığı da önemlidir…’’

(Tekvir /22)

وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ

‘’..sizin arkadaşınız (Muhammed) cinlerin etkisinde değildir...’’

(Tevbe 9/40)

إِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا ۖ فَأَنْزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَا وَجَعَلَ كَلِمَةَ الَّذِينَ كَفَرُوا السُّفْلَىٰ ۗ وَكَلِمَةُ اللَّهِ هِيَ الْعُلْيَا ۗ وَاللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ

Ona yardım etmezseniz etmeyin; Allah yardımını yapmaktadır. Hani bir gün, kâfirler onu, arkadaşıyla birlikte Mekke’den çıkmak zorunda bırakmışlardı da mağarada arkadaşına şöyle demişti: “Üzülme; Allah bizimle beraberdir.” Allah da onları rahatlatmış, görmediğiniz ordularla desteklemiş ve kâfirlerin sözünü yere düşürmüştü. Zaten yüce olan söz, Allah’ın sözüdür. Üstün olan ve doğru kararlar veren Allah’tır...''

Ne demek arkadaş? Arkanda duran, sırtını güvenle yasladığın demek…Ne demek sahabe? Sohbet ettiğin, konuştuğun, dertleştiğin, hemhal olabildiğin demek…Hep en iyi arkadaşın ne olduğunu annelerimiz öğretir diye düşünmüşümdür. Öyle ya eve gelince ilk “Karnın aç mı?” diye sorarlar. Bunu ancak senli benli olabildiğin gerçek bir arkadaş sorar, değil mi ? Böyle bir arkadaşınız olmasını istemez misiniz ? İşte peygamberin sahabeleriyle arkadaşlığı böyleydi.Hangi fil dişi kulesine çekilmiş lider halkla dertleşir? Hangi şeyh muridlerini arkadaşı olarak görür? Hangi yıldız hayranlarının arasına karışır? Hangi din adamı kendini “avamla” aynı kefeye koyar? Hangi efendi meclisindekilere su dağıtır?Bunları ancak etrafındakilerle “arkadaş” gözüyle bakan yapabilir.

Peygamberimiz , vahşette ve kabalıkta düşünce ve haya’da iflas etmiş cahili karanlık kaba bir toplumun içinde büyüdü , kız çocuklarını diri diri gömen insanlıktan uzak utanç verici ahlak yoksunu bu toplumda , medeni nazik iyi huylu olmayı anlatmak , insanlığı ve ahlakı ve adaleti yerleştirmeye çalışmak tabi ki kolay değildi, bunun için evrensel , doğru,tutarlı bir metod gerekiyordu , işte , Allah’ın sözünden çıkmayan peygamberimiz de , bu sadık teslimiyet ve imanı sayesinde Allah’ın yardım ve desteğini görüyordu , böylece çileli hüzünlü yorucu bir mücadelede zaferle sonuçlanan gelişmeler yaşanıyordu . Öyle ki şer gibi görünen durumlar hayra dönüşüyordu (hudeybiye) .Eğer mucizelerle destekli mucizeler gösteren biri olsaydı Peygamberimiz , otururdu köşesinde her şey mucize düğmesi ile hallolur , ne Mekke dönemi sıkıntıları üzüntüleri , ne de hicret süreci korku ve sıkıntıları yaşanırdı , her şey olup biterdi , bedir uhud hendek gibi büyük gazveler yaşanmaz şehitler verilmezdi , demek ki insanın , inandıklarını yaşaması , karşılaşacağı zorluklarla mücadele etme disiplini ve metodu , gayret ve çabası gerekiyor , nasıl ki toprağı sürmeden tohum atmadan ürün almak söz konusu değilse, peygamber olsa da insan , çaba göstermeden koşturmadan mücadele etmeden hiçbir mesafe alamaz , ne Allah , ne de melekler onu desteklemez , biz Müslümanlar olarak , biz de Allah’ın sözünden çıkmazsak başarılar bizimle olur , nasıl ki peygamber ve beraberindekiler,biraz açlık,biraz korku ,mahsullerden azalma ve ölümlerle sınandılar(bakara-155) bizler de imtihan edileceğiz ve sabırlı duruşumuzla Allah’ın yardım ve desteğini alarak dünyamızı kazanacağız.

Muhammed , Allah’ın Rasulü’dür , o bir insandır ve ahlakı ile insani ilişkileri ile güzel bir insandır ,içimizden biridir ..
(Fetih /29 )
و مُحَمَّدٌ رَسُول
(Fussilet 41/6)

قُلْ إِنَّمَا أَنَا بَشَرٌ مِثْلُكُمْ يُوحَىٰ إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَاحِدٌ فَاسْتَقِيمُوا إِلَيْهِ وَاسْتَغْفِرُوهُ ۗ وَوَيْلٌ لِلْمُشْرِكِينَ

''..de ki “ Ben de sizin gibi insanım. Bana bildirilen sadece şu: İlahınız tek ilahtır; doğrudan ona yönelin ve günahlarınızı bağışlamasını isteyin....''

(Bakara - 151)

كَمَا أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا مِنْكُمْ يَتْلُو عَلَيْكُمْ آيَاتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ الْكِتَابَ وَالْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُمْ مَا لَمْ تَكُونُوا تَعْلَمُونَ

‘’..nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size kitabı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi öğreten bir peygamber gönderdik…’’

Peygamberimiz doğmadan önce babasını 6 yaşında annesini kaybetmiş olmasına rağmen , hayata tutundu iyi doğru güzel davranışları ile bilindi , sosyal hayatı ve insan ilişkileri açısından yaşadığı Mekke şehri kendisini , en güvenilir , ahlakı en yüksek , en karakterli iyi huylu biri olarak tanıdı ,peygamber insan , cahiliye olarak bilinen Mekke’nin o şirk ve küfür sürecinde kendisini korumasını bildi , zaten içi çekmiyor benimsemiyordu putperest bir yaşam biçimini , sık sık Mekke yakınlarındaki nur dağına çıkar hıra mağarasına çekilir akıl ve tefekkür yürütürdü , toplumun hayasız ve iffetsiz kaba haline ruhu ve aklı tepki içindeydi ,üzgün ve ne ler yapılmalı , nasıl olacak düzelecek bu gidiş diyerek şaşkın ve çaresizlik içindeydi , evet öksüz ve yetimdi ..

(Duha /6)

فَآوَىٰ يَتِيمًا يَجِدْكَ أَلَمْ

‘’..O, seni yetim bulup barındırmadı mı..? ’’

(Kalem /4)

خُلُقٍ عَظِيمٍ وَإِنَّكَ لَعَلَىٰ

‘’..ve hiç şüphesiz büyük bir ahlak üzeresin…’’

Mekke halkı kendisini güvenilir emin görüyor olmasında haksız değildi , fakir zengin ,hür veya köle hiç fark etmezdi herhangi bir ayırım gözetmeksizin herkesle aynı ve onlardan biri olarak yerini alırdı , ne dedesinin , ne de amcası Ebu Talib’in Mekke’nin en tanınmış birileri olmasına rağmen bunu fırsat bilip kısa yoldan zenginlik servet peşinden koşmadı , aksine kah çobanlık kah meşakkatli yolculuklar yapan ticaret kervanları içinde bulundu . İşinde ve ticari faaliyetlerinde göz doldurdu herkesin takdirini sevgisini aldı .Kendisini örnek aldığımız Peygamberimiz , aramızda büyüyen ,bizimle aynı olan ,acıkan ve doyan , üzülen ve sevinen , düşünen ve akleden biriydi , insandı ve bir insanın taşıması gereken fıtri hasletleri , en güzel şekilde üzerinde taşırdı , onun doğmadan önce insanlığın ilk atası Adem’den önceye taşınmasına , ilk olarak onun ruhu yaratıldı efsanelerine ihtiyaç duyulmasına gerek duyulmayacak kadar insandı , Mekke toplumu tarafından tüm yönleri ile göz önünde olan ve bilinen doğal bir insandı.Bunu neden söylüyoruz , çünkü Mekke’liler peygamberlik görevi verilince , çocukluğundan beri bildikleri muhammed için , eğer peygamber verilecekse bizim gibi hatırı sayılır zengin hurma bahçelerine sahip ileri gelenlerden birine verilmeliydi , ya da yerden sular fışkırtmalı her hareketi mucizelerle dolu olmalı , ya bir melek olmalıydı ya da etrafında melekler olmalı veya bize melekleri Allah’ı göstermeli , yoksa bizim gibi pazarda dolaşan acıkan evlenen çoluk çocuk sahibi olan biri peygamber mi olur muş diyorlardı , yani insan olarak kabul etmiyor veya servet mal mülk sahibi ulaşılmaz güçlü biri olması gerektiği üzerinde fikir yürütüyorlardı …

25.01.2020
« Son Düzenleme: 09 Şubat, 2020, 10:23:04 ÖÖ Gönderen: mustafakaya » Kayıtlı
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 27494



Üyelik Bilgileri Site
Ynt: ARKADAŞIMIZ NEBİ
« Yanıtla #1 : 09 Şubat, 2020, 10:24:38 ÖÖ »

MUHAMMED SURESİ

(Muhammed /1)
ٱلَّذِينَ كَفَرُوا وَصَدُّوا عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ أَضَلَّ أَعْمَٰلَهُمْ

''Allah, ayetleri görmezlikten gelenlerin (kafirlerin) ve Allah’ın yolundan engelleyenlerin işlerini hedefine ulaştırmaz...''

(Muhammed /2)

وَالَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ وَآمَنُوا بِمَا نُزِّلَ عَلَىٰ مُحَمَّدٍ وَهُوَ الْحَقُّ مِنْ رَبِّهِمْ ۙ كَفَّرَ عَنْهُمْ سَيِّئَاتِهِمْ وَأَصْلَحَ بَالَهُمْ

''..İnanıp güvenen, iyi işler yapan ve Rablerinden Muhammed’e indirilene inananların da kabahatlerini örter ve durumlarını düzeltir...''

(Muhammed /3)

ذَٰلِكَ بِأَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا اتَّبَعُوا الْبَاطِلَ وَأَنَّ الَّذِينَ آمَنُوا اتَّبَعُوا الْحَقَّ مِنْ رَبِّهِمْ ۚ كَذَٰلِكَ يَضْرِبُ اللَّهُ لِلنَّاسِ أَمْثَالَهُمْ

''..bunun sebebi şudur; ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler), boş işlere dalarlar. Allah’a inanıp güvenenler ise Rablerinden gelen gerçeğin arkasında olurlar. Allah, insanlara kendi durumlarını işte böyle anlatır...''

Muhammed 47/7)
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ تَنْصُرُوا اللَّهَ يَنْصُرْكُمْ وَيُثَبِّتْ أَقْدَامَكُمْ

Ey inanıp güvenenler! Siz Allah'a (O'nun dinine) yardım ederseniz o da size yardım eder ve ayaklarınızı sağlam bastırır.

(Muhammed 47/8)
وَالَّذِينَ كَفَرُوا فَتَعْسًا لَهُمْ وَأَضَلَّ أَعْمَالَهُمْ

Ayetleri görmezlikten gelenlerin (kafirlerin) hakkı yıkılıp gitmektir. Allah, onların işlerini hedefine ulaştırmaz.

(Muhammed 47/9)
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَرِهُوا مَا أَنْزَلَ اللَّهُ فَأَحْبَطَ أَعْمَالَهُمْ

Bu, Allah'ın indirdiğinden hoşlanmamalarına karşılıktır. Allah da işlerini boşa çıkarır.

(Muhammed 47/10)

أَفَلَمْ يَسِيرُوا فِي الْأَرْضِ فَيَنْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ ۚ دَمَّرَ اللَّهُ عَلَيْهِمْ ۖ وَلِلْكَافِرِينَ أَمْثَالُهَا

Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu düşünsünler. Allah onları bitirmiştir. Ayetleri görmezlikten gelmiş bu kişilerin başlarına gelecek olan da onlarınkinin bir benzeridir.

(Muhammed 47/11)
ذَٰلِكَ بِأَنَّ اللَّهَ مَوْلَى الَّذِينَ آمَنُوا وَأَنَّ الْكَافِرِينَ لَا مَوْلَىٰ لَهُمْ

Çünkü Allah, inanıp güvenenlerin dostudur. Ama ayetleri görmezlikten gelenlerin bir dostu olmaz.

(Muhammed 47/12)

إِنَّ اللَّهَ يُدْخِلُ الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ۖ وَالَّذِينَ كَفَرُوا يَتَمَتَّعُونَ وَيَأْكُلُونَ كَمَا تَأْكُلُ الْأَنْعَامُ وَالنَّارُ مَثْوًى لَهُمْ

Allah, inanıp güvenen ve iyi işler yapanları içinden ırmaklar akan bahçelere yerleştirecektir. Ayetleri görmezlikten gelenler ise hoşlarına gideni yapar ve en’amın (koyun, keçi, sığır ve devenin) yediği gibi (helal haram demeden) yerler. Onların yerleşecekleri yer o ateştir.

(Muhammed 47/13)

وَكَأَيِّنْ مِنْ قَرْيَةٍ هِيَ أَشَدُّ قُوَّةً مِنْ قَرْيَتِكَ الَّتِي أَخْرَجَتْكَ أَهْلَكْنَاهُمْ فَلَا نَاصِرَ لَهُمْ

Nice kentleri yaşanmaz hale getirmişizdir. Onlar, seni kendi kentinden sürgün edenlerden daha güçlüydüler; kendilerine yardım eden bir kimse de çıkmamıştı .

(Muhammed 47/14)

أَفَمَنْ كَانَ عَلَىٰ بَيِّنَةٍ مِنْ رَبِّهِ كَمَنْ زُيِّنَ لَهُ سُوءُ عَمَلِهِ وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ

'' Rabbinden gelen açık bir belgeye dayanan kişi, yaptığı kötülükler kendine güzel görünen kişi gibi olur mu? Onlar kendi keyiflerine göre davranırlar...''

ŞEFAAT KONUSU :
Allah Kur'an'ı Kerim'de şefaat konusunu şu beş modülde toplamıştır :
1- Şefaat sadece Allah'a mahsustur
2- Şefaatin asla bulunmadığı
3- Şefaatin ancak Allah'ın izni ile gerçekleşeceği
4- Şefaatin , Allah'ın kendilerine izin verilenlerce(melekler) olacağı
5- Kimlere şefaat edilir .

Kur'an'ın indiği dönem , insanların beklentileri melekler üzerinden şefaat bekleyen bir inanç ve kültüre sahiptiler , özellikle müşrikler , melekleri Allah'ın kızları olduğunu iddia ederek meleklerin ve putların kendilerine şefaat edeceklerine inanıyorlar , şefaatinden söz edilenler kastın melekler olduğuna dair Kur'an'ı Kerim'de şu ayetlerle anlatılır :

(Necm 53/26)

وَكَمْ مِنْ مَلَكٍ فِي السَّمَاوَاتِ لَا تُغْنِي شَفَاعَتُهُمْ شَيْئًا

''..göklerde çok melek var ama onların şefaati (desteği) işe yaramaz...''

(Müddesir 74/48)
فَمَا تَنْفَعُهُمْ شَفَاعَةُ الشَّافِعِينَ

''..artık şefaatçilerinin şefaati onlara bir fayda vermez..''

(Yunus /18)

وَيَعْبُدُونَ مِنْ دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَضُرُّهُمْ وَلَا يَنْفَعُهُمْ وَيَقُولُونَ هَٰؤُلَاءِ شُفَعَاؤُنَا عِنْدَ اللَّهِ ۚ قُلْ أَتُنَبِّئُونَ اللَّهَ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي السَّمَاوَاتِ وَلَا فِي الْأَرْضِ ۚ سُبْحَانَهُ وَتَعَالَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ

''..kendilerine zarar vermeyecek, bir fayda da sağlamayacak olan varlıkları Allah ile aralarına koyup kul olurlar..bir de derler ki “ bunlar Allah’ın yanında bizi yanına alacak (şefaat edecek) olanlardır.” de ki “ siz Allah’a, göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz?” O, onların ortak saydıklarından uzak ve yücedir.”

(Enbiya 21/26)
وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَٰنُ وَلَدًا ۗ سُبْحَانَهُ ۚ بَلْ عِبَادٌ مُكْرَمُونَ

''...Rahman evlat edindi” dediler. Allah’ın onunla ilgisi olmaz. evlat dedikleri kişiler ikram görmüş(melek) kullardır...'

(Enbiya 21/27)
لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُمْ بِأَمْرِهِ يَعْمَلُونَ

''..İlk sözü onlar söyleyemezler..onlar (melekler), Allah’ın emriyle iş yaparlar..''

(Enbiya 21/28)

يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ارْتَضَىٰ وَهُمْ مِنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ

''Yaptıklarını da geriye bıraktıklarını da O bilir. O’nun razı olduğu kişiden başkası lehine destek veremezler..onlar Allah korkusundan titrerler.

(Enbiya 21/29)

وَمَنْ يَقُلْ مِنْهُمْ إِنِّي إِلَٰهٌ مِنْ دُونِهِ فَذَٰلِكَ نَجْزِيهِ جَهَنَّمَ ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ

''..onlardan(meleklerden) kim: “Allah ile sizin aranızda ilah benim” derse onu Cehennem’le cezalandırırız. Yanlış yapanları işte böyle cezalandırırız...''

(Zümer 39/43)
أَمِ اتَّخَذُوا مِنْ دُونِ اللَّهِ شُفَعَاءَ ۚ قُلْ أَوَلَوْ كَانُوا لَا يَمْلِكُونَ شَيْئًا وَلَا يَعْقِلُونَ

''..yoksa onlar, Allah ile aralarına girecek şefaatçiler mi buldular? de ki “Ya onların bir yetkileri yoksa, akıllarını da kullanamıyorlarsa ?”

(Zümer 39/44)
قُلْ لِلَّهِ الشَّفَاعَةُ جَمِيعًا ۖ لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ ثُمَّ إِلَيْهِ تُرْجَعُونَ

''..de ki “Şefaat yetkisi tümüyle Allah’ın elindedir. Göklerin ve yerin hakimiyeti O’ndadır. Zaten sonunda tekrar yaratılıp O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.”

(Bakara 2/48)

وَاتَّقُوا يَوْمًا لَا تَجْزِي نَفْسٌ عَنْ نَفْسٍ شَيْئًا وَلَا يُقْبَلُ مِنْهَا شَفَاعَةٌ وَلَا يُؤْخَذُ مِنْهَا عَدْلٌ وَلَا هُمْ يُنْصَرُونَ

''..öyle bir güne karşı yanlış yapmaktan kaçının ki o gün kimse kimsenin yerine bedel ödemeyecek, kimseden şefaat kabul edilmeyecek, kimseden tazminat alınmayacak ve kimseye yardım edilmeyecektir...''

NOT : Şefaat, şef’ (الشَّفْع) kökünden iki şeyin yan yana olması, tek olmaması demektir. Birinin işini görmek için onunla birlikte gitme anlamına da gelir. Bu dünyada bu tür destekler olabilir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Her kim iyiliğe şefaat ederse (destek verirse) ondan ona pay vardır. Kim de kötülüğe şefaat ederse ondan da sorumluluğu olur. Allah her şeyi korur ve kollar.” (Nisa 4/85) Bu dünyada meleklerin insanlara böyle destekleri olabilir. Bunu şu âyetten öğreniyoruz: “Karanlıklardan aydınlığa çıkasınız diye Allah ve melekleri size destek vermektedir. O’nun inanıp güvenenlere ikramda bulunur.” (Ahzab 33/43) Bu âyet, Allah’ın onayı olmadan meleklerin kimseye destek veremeyeceğini bildirmektedir. Türkçe’de şefaat, Allah’ın yanında birine arka çıkma ve yardımcı olma anlamında kullanılır. Mahşer yerinde böyle bir şefaat olmayacaktır. Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Öyle bir günden çekinin ki, o gün kimse kimsenin yerine ceza çekmez, kimseden şefaat kabul edilmez, kimseden fidye alınmaz ve kimseye yardım edilmez.” (Bakara 2/48)Ahiretteki şefaat ancak, cehennemde cezasını çekmiş olanların, Cennetteki yakınları tarafından kabul edilmesi şeklinde olabilir. İlgili âyetler şöyledir: "Rabbine and olsun ki onları, şeytanlarla birlikte toplayacağız. Sonra diz çöktürerek alevli ateşin (cehennemin) çevresine getireceğiz. Sonra her toplumdan Rahman’a en sert baş kaldıranları çekip ayıracağız. Cehennemde kızarmayı en çok kimin hak ettiğini iyi biliriz. Sizden (günahı sevabından çok olanlardan) oraya uğramayacak yoktur. Bu, Rabbinin uygulamayı üstlendiği kesin hükümdür. Sonra kendini (şirkten) korumuş olanları kurtaracak, zalimleri de orada diz üstü çökmüş olarak bırakacağız.” (Meryem 19/68-72) Günahkarları, suya koşarcasına cehenneme sevk edeceğiz. (Orada) Rahman’dan söz almış olanlar# dışında kimse şefaata (birinden destek görme hakkına) sahip olamayacaktır (Meryem 19/86-87).
Bunlar şirk günahı ile cehenneme girmemiş olanlardır. Çünkü “Allah, kendisine ortak koşulmasını (şirki) bağışlamayacaktır.” (Nisa 4/48) .

18.01.2020

Kayıtlı
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: