Hoşgeldiniz, Ziyaretçi.Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.
26 Temmuz, 2021, 14:34:13 ÖS
46498 Mesaj 7497 Konu Gönderen: 570 Üye
Son üye: EmirKaya
Ana Sayfa Yardım Ara Giriş Yap Kayıt
mustafa kaya  |  Yazılarım  |  Serbest  |  GENİŞLEYEN GÖK 0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte. « önceki sonraki »
Sayfa: [1] Aşağı git Yazdır
Gönderen Konu: GENİŞLEYEN GÖK  (Okunma Sayısı 31 defa)
mustafakaya
Yönetici
şiir
*****
Çevrimdışı Çevrimdışı

Mesaj Sayısı: 28106



Üyelik Bilgileri Site
GENİŞLEYEN GÖK
« : 13 Temmuz, 2021, 07:40:13 ÖÖ »

Zariyat 51/47)

وَالسَّمَاءَ بَنَيْنَاهَا بِأَيْدٍ وَإِنَّا لَمُوسِعُونَ


Göğü kendi kudretimizle biz bina ettik ve biz elbette genişleticiyiz.



evren sonsuz mudur? yoksa evren sınırlarla çevrili durağan-sonlu bir yapıda mıdır ? işte size insanlığın büyük dehalarının tarihin en başından beri en hararetli tartıştıkları konulardan biri.

diyebiliriz ki insanlık tarihinde çok az konu bu kadar hararetle tartışılmış ve tüm uğraşlara rağmen bu konuda görüş birliğine varılamamıştır. ilk önce felsefenin içinde, daha sonra ise felsefeden bağımsızlığını ilan eden fizikte, evren’in sınırlarının sonsuz olup olmadığı tartışılmıştır. tarihin en parlak simalarının bir kısmı evren’in sonsuz olduğunu, buna karşın birçok ünlü düşünür de evren’in sınırlarla çevrili bir şekilde sonlu olduğunu söylemiştir. oysa kuran bu iki görüşün dışında sürekli genişleyen dinamik bir evren modeli çizmiştir. kuran’ın çizdiği model, evren’in her an bir sonu olmakla sonsuz evren modelinden, sürekli genişlemekle ise durağan sınırlı evren modelinden ayrılmaktadır. böylece insanlığın bu en büyük tartışmasında kuran tüm düşünürlerin dışında üçüncü bir modeli tarif etmiştir.

işte kuran’ın allah tarafından indirilip indirilmediğini anlamak isteyenler için bir test imkanı. bir tarafta ne felsefe, ne fizikle uğraşmış çöldeki muhammed; diğer tarafta felsefenin, fiziğin ünlü düşünürlerinin iddiaları. işte aristo, işte ptolemy, işte giordano bruno, işte telesio patrizzi, işte galieo galilei, işte ısaac newton… dünya tarihinin bu en büyük dehaları gözlemleriyle, formülsel uğraşlarıyla evren’in sınırlı, sonlu veya sonsuz olduğunu iddia etmişler, fakat hiçbiri genişleyen dinamik evren modelini çizememişlerdir. ancak 20. yüzyılda edwin hubble’ın gelişmiş teleskobuyla gözlemleri, tüm yıldız kümelerinin hızla birbirlerinden uzaklaştığını tespit etmiş, böylece genişleyen dinamik evren modeli doğrulanmıştır. evren’in genişlediği ilk kez 1900’lü yıllarda ortaya atılmıştır. 1900’lü yıllardan önce kuran dışında bu iddiayı ortaya koyan tek bir kaynak bile yoktur. tek bir kaynak bile!..
muhammed peygamber’in çölde sakladığı teleskop

kuran’ın allah tarafından indirildiğini inkâr edenler, muhammed peygamber’in kuran’ı uydurduğunu söylemektedirler. peki bunu söyleyenler muhammed peygamber’in evren’in genişlediğini, 1900’lü yıllardan önce bilen dünya tarihindeki tek kişi olmasını nasıl açıklayacaklar? acaba muhammed peygamber 1900’lü yıllarda yapılmış olan teleskobun bir benzerini 600’lü yıllarda icat etmişti de, bu teleskobu kumlar altında mı gizli-yordu? acaba muhammed peygamber teleskobu kullanmayı, yıldızların hareketlerini yorumlayacak astrolojik bilgiyi biliyordu da, bunu insanlardan mı saklıyordu? eğer muhammed peygamber deli olduğu için peygamber olduğunu iddia etti denirse; bu nasıl bir deliliktir ki kendi döneminin insanlarının hiçbirinin bilmediği ve bilmesine imkan olmayan, kendisinden 1300 yıl sonra ancak anlaşılacak olan bir gerçeği biliyordu? eğer muhammed peygamber kendi menfaatleri için dini uydurdu denirse; bu nasıl bir menfaat uydurmadır ki bu kişinin uydurdukları ancak 1300 yıl sonra tam anlaşılıyor; fakat kendi döneminde bu ayeti söylemesi kendisine hiçbir menfaat sağlamıyor, hatta gözleriyle evren’in genişlediğini fark edemeyen düşmanlarına belki koz bile vermiş oluyordu. menfaat için hareket eden kişi, kendi yaşarken kendisine faydası olmayan, hatta kendi döneminde anlaşılmadığı için eleştirilmesine yol açacak bir şeyi söyler mi?

eğer tüm bu gerçeklere karşın hâlâ bir kişi “muhammed peygamber kendi aklıyla bunu bildi” derse; bu nasıl bir akıldır ki kimsenin bilemediğini biliyor fakat bunları kendi bildiğini kabul edeceğine, allah bana bildirdi diye yalan söylüyor! toplu iğneyi bulan bir kişi bile bu buluşuyla övünme eğilimindeyken, muhammed peygamber niye aklıyla övünmüyor da “bu (kuran) benden değildir, bu allah’tandır.” diyor. tevazudan mı? bir yandan peygamber olduğunu söylerken inanılamayan, yalancılıkla itham edilen, böylece ahlâken düşük bir mertebede gösterilen kişiyi, tevazu sahibi diye mi yüceltecekler? evet inkâr etmekte ısrar edenlere bir soru da biz soralım: “siz neyi savunduğunuzun, ne dediğinizin farkında mısınız?”
evrenin genişlediği nasıl anlaşıldı?

büyük deha newton’un fiziğinde bir eksik vardı. newton, sonsuz genişlikte ve değişmeyen bir evren modelini öngörüyordu. newton’un yerçekimi yasaları bir sorunla karşılaşıyordu. nasıl oluyordu da evren’in başlangıcından beri geçen çok uzun zaman sürecinde tüm madde birbirini çekip tek bir bileşime dönüşmüyordu?

einstein’ın formüllerinden yola çıkan rus fizikçi alexander friedmann en ufak bir etkide evren’in genişleyeceğini veya daralacağını keşfetti. evren’in genişlemekte olduğunu ise açıkça, iddialı bir şekilde ilk savunan, belçikalı papaz ve bilim adamı georges lemaitre oldu. lemaitre, evren’in genişlemesini geri sardığımızda evren’in tek bir bileşimden açılarak oluştuğunu, evren’in genişlediğini; bir meşe palamudundan bir meşe ağacının büyümesi gibi evren’in bu başlangıçtaki bileşimden ortaya çıktığını söyledi. bu o kadar inanılmaz gözüküyordu ki, başta bu iddiaya kendi formüllerinden ulaşılan einstein bile inanamadı. lemaitre’nin fizikten pek anlamadığını söyleyerek, evren’in sonsuz genişlikte ve değişmez olduğunu söyledi. ilk başta, evren’in genişlediği kuramsal olarak ortaya konulmuştu. hiçbir felsefecinin tarihin uzun zaman diliminde ortaya koyamadığı bir açıklama, kant gibi bir felsefecinin “saf aklın eleştirisi” eserinde, zihinsel çatışkılardan (zihnin çözemeyeceği sorunlardan) biri olarak gördüğü ve “zihin bu sorunu çözemez” dediği konuda; başlangıcın olup olmadığı gibi dev bir hususta ortaya konulmuştu. bu kuram her şeye uyuyor ve evren’in neden yerçekimine rağmen çökmediğini açıklıyordu. alternatifi yoktu. doğru anahtarın kendi kilidine uyması gibi, doğru açıklama evrensel tabloya uymuştu. fakat bilim dünyasında ilk defa duyulan bu açıklama klasik tepkiyle karşılaşmıştı: “hayır, olamaz!”

aynı yıllarda amerikalı astronom hubble, tüm bu kuramsal tartışmaların dışında, mount wilson gözlemevinde son derece gelişmiş teleskobu ile gözlemler yapıyordu. hubble tüm galaksilerin birbirinden uzaklaştığını, böylece evren’in genişlediğini gözlemsel olarak buldu. böylece görmediğimize inanamayız diyenlere hubble; “gördüğünüze inanmalısınız” dercesine genişlemeyi ispatladı. (hubble bu tespitinde doppler etkisini kullandı. buna göre uzaklaşan cisimlerin dalga boyları ışık dalgalarının spektrumunda uzar; böylece kırmızıya kayar, cisimler yaklaşıyor ise dalga boyu kısalır, böylece maviye kayar.) tüm galaksilerden gelen ışığın, spektrumda kırmızıya kayması, tüm galaksilerin uzaklaştığını gösteriyordu. hubble bu gözlemiyle beraber çarpıcı bir yasa da buldu, galaksilerin uzaklaşma hızları, galaksiler arasındaki uzaklıkla doğru orantılıydı. galaksi ne kadar uzakta ise, o kadar hızlı uzaklaşıyordu. bu sonuç tekrar tekrar test edildi. 1950’de abd’de mount palamar’da dünya’nın en büyük teleskobu inşa edildi. tüm testler, yeniden kontroller hep bu gözlemi doğruladı. hatta ölçümler yapılıp evren’in ilk yaratılış anının yaklaşık 10-15 milyar yıl önce olduğu iddia edildi.

hubble’ın çalışmalarıyla einstein da, lemaitre de ilgileniyordu. daha önce lemaitre’ın görüşlerine katılmayan einstein, bir konferansta lemaitre’e haklı olduğunu beyan etti. bu düşünceye inanmamasına yol açan görüşlerinin hayatının en büyük hatası olduğunu itiraf etti. böylece evren’in dinamik, sürekli genişleyen yapısı gözlemlerle doğrulanmış bir şekilde anlaşıldı, dönemin en büyük fizikçisi einstein da bu sonucu kabul etti.

hubble’ın ve lemaitre’ın örneklerinde bir fizikçinin gerek kuramsal, gerek gözlemsel yolla sonuca ulaşabilmelerinin örneklerini görüyoruz. fizikçilerin vardığı sonuç birçok birikimin üstünde yükselmektedir. kuran’da ise bilim adamlarının birikimine dayanan bilgilerinden farklı olarak doğrudan sonuç verilir. çünkü bu bilgiyi kitabında aktaran allah, bu araçları kullanmadan bu bilgiyi bilmektedir. evet, kuran’da doğrudan sonuçlar verilir. çok emin, çok kısa, çok net, çok açık bir şekilde.

herhangi birimiz evren’e üstten bakma şansına sahip olsaydık ve biri bize “evren’i tarif et” deseydi, herhalde ilk söyleyeceğimiz şeylerden biri evren’in genişlediği olurdu. ancak bilimsel birikim ve gelişmiş teleskoplarla farkedebildiğimiz bu gerçeği, kuran’ın 1400 yıl önce söylemesi ne müthiş bir olaydır. bazıları “hz. isa körleri iyileştirecek şekilde mucizeler gösterdiyse, niye çevresindeki herkes iman etmedi?” diye sormaktadır. işte dine bilimle karşı çıkılmaya çalışıldığı bir ortamda, kuran, bilimin en zor birkaç sorusundan birine bir cevap vermekte ve tarihte bu cevabın aynısına rastlanmamaktadır. gelişmiş teleskopların icadıyla yapılan gözlemler kuran’ı doğrulamakta, kuran’ın bu mucizesinin benzerini hiç kimse gösterememekte, fakat inanmaya niyetli olmayanlar yine inanmamaktadır. zaten kuran bazı insanların hangi mucizeyi görürlerse görsünler inanmayacaklarını belirtmiş ve insan psikolojisinin bu yönünü açıklayarak da mucize göstermiştir. sanırız bu örneği gören kişi, isa’nın ve diğer peygamberlerin gösterdiği mucizelere karşı kendilerine niye inanılmadığını anlayacaktır. mucizelerin şekli, zamana göre değişmekte, fakat, hep açık arayan, gerçeği bulmaya çalışmak yerine, “ben nasıl inkâr ederim” diye düşünen bazı insan tipleri hiç değişmemektedirler.

büyük patlama’dan (big bang) sonra bu kadar çok maddenin, yerçekimi kuvvetinin etkisiyle birbirinin üzerine kapanmadan, bu kadar geniş bir uzayı oluşturarak, bu kadar büyük bir hızla birbirinden uzaklaşması, büyük patlama’da uygulanan kuvvetin olağanüstülüğünü göstermektedir. bu kuvvet sayesinde evren genişlemekte ve madde birbirini çekip yeniden kapanmaktan kurtulmaktadır. bu kuvvet hem çok büyüktür, hem de allah’ın üstün bilgisiyle çok ince bir şekilde ayarlanmıştır. bu kuvvet eğer daha zayıf olsaydı gezegenler oluşmadan madde birbirini çekerek kapanacak ve ne galaksiler, ne dünyamız, ne de hayat oluşacaktı. eğer patlamada uygulanan kuvvet daha şiddetli olsaydı; madde o kadar büyük bir alana yayılacaktı ki, yine ne galaksiler, ne dünyamız, ne de hayat olacaktı. bir fizikçinin çok güzel bir benzetmesine göre; bu patlamanın galaksilerin, dünyamız’ın, hayatın oluşacağı şekilde ayarlanmasının olasılığı bir kurşun kalemi havaya attığımızda, sivri ucu üzerinde durması kadar bile değildir. allah, bu patlamayla hem kudretinin büyüklüğünü, hem kendisinin bilinçli olarak ilk andan itibaren nasıl her şeyi ayarladığını göstermekte, ayrıca mesajı kuran’da bu oluşumları anlatarak kuran’ın kendi mesajı olduğunu da ispat etmektedir.
kuranda “biz” ifadesinin kullanılmasının sebebi

bu bölümde incelediğimiz ayette ve kuran’da başka yerlerde de geçen “biz” ifadesinin neden kullanıldığını açıklamakta fayda görüyoruz. arapça’nın bu konudaki dil özelliği bilinmediği için bu ifade tarzını anlayamayanlar ve nedenini soranlar olmaktadır. kuran’da allah kendisi için birinci çoğul şahıs olarak “biz” ifadesini de, birinci tekil şahıs olarak “ben” ifadesini de kullanır. bu arapça’nın dil özelliğinden kaynaklanır. arapça’da ve başka bazı dillerde de azamet, yücelik ifadesi olarak bazen bir kişi kendisi için birinci çoğul şahıs olarak “biz” ifadesini kullanır. örneğin latince’de papa’da, ingilizce’de yüksek mevkide olanlarda bu tarz kullanıma rastlanır; bu kullanıma latince’de “pluralis maiestatis” ingilizce’de “majestic plural”, “victorian we”, “royal pronoun” gibi isimler verilmiştir. türkçe’de ve başka dillerde karşımızda tekil şahıs varken yücelik, saygı ifadesi olarak ikinci tekil şahıs olan “sen” yerine “siz” demekteyiz. türkçe’de tekil olarak yaptıklarımız için de bazen birinci çoğul olarak “biz” ifadesini kullanırız, fakat bu karşımızdaki tekil şahıs için çoğul olan “siz” ifadesini kullanmamız kadar yaygın değildir. kuran arapça inmiş bir kitaptır, bu yüzden kuran’da arapça dil özellikleri, arapça deyimler bulunur. bu konu bu çerçevede değerlendirilmelidir.

bir noktayı daha belirtmekte fayda görüyoruz: kuran’da allah kendisinden birinci şahıs olarak bahsederken hem tekil “ben” ifadesini, hem arapça’nın dil özelliklerinden dolayı çoğul olan “biz” ifadesini kullanır. fakat allah’tan ikinci şahıs olarak bahsedildiğinde hep ikinci tekil “sen” ifadesi geçer, hiçbir zaman ikinci çoğul olarak “siz” ifadesi geçmez veya allah’tan üçüncü şahıs olarak bahsedildiğinde hep üçüncü tekil “o” ifadesi geçer, hiçbir zaman üçüncü çoğul “onlar” ifadesi kullanılmaz. oysa kuran’da binlerce defa allah’tan ikinci veya üçüncü şahıs olarak bahsedilmiştir, bunların birinde bile ikinci çoğul veya üçüncü çoğul şahıs kullanılmamıştır. ayrıca kuran’da allah’tan gerek “allah”, gerek “rab”, gerek “rahman”, gerek diğer isimleriyle binlerce defa bahsedilir ve tüm bu isimler tekil formda kullanılır. bunlar da “biz” ifadesinin, arapça’nın dil özelliğinden kaynaklanan bir kullanım olduğunu gösteren verilerdir.
“musi” kelimesine genişleme anlamının verilmesi zorlama mı?

musi kelimesi net bir biçimde “genişleten” manasına gelir. aslında bu basit bir gerçek olsa da konunun daha iyi anlaşılması için kelimenin arapça tahlilini yapalım.

vesia kelimesi arapça’da geniş anlamına gelir. (örn: ardullahi vesia: allah’ın yeryüzü geniştir [zümer: 10]) evsea kelimesi ise vesia’nın if’al kalıbına sokulmuş halidir. if’al babının işlevi lazım(geçişsiz) fiili müteaddi(geçişli) hale getirmesidir. evsea da “genişletmek” anlamına gelen bir fiildir. musi kelimesi ise evsea fiilinin “ism-i fail”i (öznesi) olup müf’il kalıbındandır. genişleten, genişletici anlamına gelir. lazım fiil, türkçede de olduğu gibi sadece özneyi ilgilendiren ve nesne almayan fiillerdir. müteaddi ise nesne (mef’ul) almak zorunda olan ve o nesneye etki eden fiillerdir. arapça’da özne, fail ya da müf’il kalıbından olabilir. fail kalıbından çekilmiş özneler lazım fiillere , müf’il kalıbından çekilmiş olanlarsa müteaddi olanlara (if’al babından) getirilir. onun için eğer ayette allah’ın ilim ve kudret genişliğinden bahsedilseydi kullanılan kelime fail kalıbından “vasi” (geniş olan) olurdu. halbuki ayette kullanılan kelime musi’dir ve bu da genişleten manasına gelir. bu durumun daha iyi anlaşılması için şu örnekler verilebilir: dâl(sapık)-mûdil(saptırıcı), habir (haberi olan)-muhbir(haber veren), basir(gören)-mübsir(gösteren) vs.

bunu google translate ile de görebilirsiniz: http://translate.google.com.tr/…ab=wt#ar/en/?NeyNey

anlaşılacağı üzere bu ayette kullanılan musi kelimesi de genişleten anlamına gelir ve fiil müteaddi olduğu için de nesne (mef’ul) gerekir. ayette genişleteniz denilmiştir. peki ya genişletilen şey nedir? zaten bunun cevabı ayetin başında “sema(gök)” olarak verilmiştir. fiile sema kelimesi dışında getirilebilecek bir mef’ul dil açısından mümkün değildir.

peki ya bu genişletme işlemi somut bir genişletme fiili midir yoksa sitede bahsedildiği gibi eli geniş gibi bir mecaz mıdır diye sorulabilir. aslında bu yersiz bir sorudur. ayette mecazi bir anlamı çağrıştıracak hiçbir unsur yoktur. eğer kastedilen rızık genişliği olsaydı bu ayetten 11 ayet sonra olduğu gibi rezzak kelimesi neden kullanılmadı? ya da bu anlama gelmeye daha müsait olan b-s-t fiili? bu ayetin mecaz olduğunu çağrıştıracak hiçbir şey olmadığı gibi mecaz olmadığını gösteren çok delil vardır. arap dilindeki mecazi kullanımlarda dört unsurun hepsinin birden olması gerekir. bunlar: (1)ilk anlam, (2)ikinci anlam, (3)karine(gerekçe) ve (4)alaka’dır. bu şartlardan birini sağlamayan ifade mecaz değil gerçek anlamında olur. karine, kelimeyi ilk anlamında kullanmaya engel olan gerekçe anlamına gelir. bu ayette bu biçimde bir karine olmadığı için ayetin gerçek anlamlı olduğu sonucunu rahatlıkla çıkarabiliriz.

sonuç olarak, iddia edildiği gibi musi kelimesine verilmiş genişletme manası zorlama değil ayetin gerçek anlamıdır. aslına bakılırsa ateistler tarafından yansıtılmaya çalışılanın tam tersine genişletme manası ayetin ikincil, üçüncül değil “ilk ve gerçek” anlamıdır. kudret genişliği, rızık genişliği gibi yaklaşımların kendisi mecazi yorumlardır. gökte genişleme göremeyen ve modern kozmolojik verilerden de yoksun olan eski müfessirlerin ayete kudret genişliği, rızık genişliği gibi yorumlarda bulunması doğaldır.
eski tefsirlerde genişleme anlamı yok mu?

iddia şudur: “evrenin genişlemesi keşfedilene kadar hiçbir tefsirde bu ayete bu anlam verilmemiştir. evrenin genişlediği keşfedildikten sonra mealciler ayeti çarpıtarak bu anlamı vermişlerdir.”

bu iddiayı dile getiren kişilerin gerçekten cahil oldukları söylenebilir. bunu diyen kişilerinin çoğu daha tefsir kelimesinin anlamını bilmeyen, tek bir eski tefsir bile açıp okumadığı halde turan dursun forumları, mucize yalanları gibi gibi sitelerden edindiği dogmalarla beslenen şahıslardır. bunların dediğine göre 20. yy’a kadar evrenin genişlemesinden hiç bahsedilmemesine rağmen 20. yy’dan sonra ayet bu anlamda çevrilir olmuştur. halbuki gerçeğin bunla uzaktan yakından alakası yok.

tabiin neslinden itibaren (hicri: 30-180) bu ayete genişletme anlamı her zaman verilmiştir. ibn-i zeyd, zeccac, ibn-i kesir, fahreddin razi, ebussuud efendi, mukatil b. süleyman, el-firuzabadi, el-taberani ve ibn cerir taberi bunlardan sadece bazılarıdır. bütün bu müfessirler ve daha bahsetmediğimiz birçoğu ayete göğün genişlediği anlamını vermişlerdir. eğer ateistlerin beklediği yüzlerce yıl önce yaşamış müfessirlerden bu ayete bakarak hubble sabitine, doppler etkisine ulaşmaları falansa onlara da fsm’den akıl fikir vermesini diliyoruz.

ayrıca bazı ateist sitelerinin ilginç bir tavrını da belirtmek isterim. pek çok yazıda karşı delil olarak razi tefsirini getiren bu arkadaşların bu konuda razi tefsirine hiç dokunmamalarını anlayabiliyorum. çünkü razi, musi kelimesinin ilk anlamı olarak “genişleme”yi vermiştir.

sonuç olarak, kuran-ı kerim’de evrenin genişlemesi gibi büyük bir gerçeğin 1400 yıl önceden haber verilmesi bu sözün kaynağının allah olduğuna dair bilgi vermekte ve bu gerçeği karartmaya çalışan ateistlerin de itirazlarının geçersiz olduğu tebarüz etmektedir.

ALINTI
Kayıtlı
Sayfa: [1] Yukarı git Yazdır 
« önceki sonraki »
Gitmek istediğiniz yer: